SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

14 Haziran 2015 Pazar

Yaşasın Hürriyet

Evet, sanırım hatrı sayılır bi şekilde yazmak için gereken şarj olma süresini doldurdum. İçimdeki birikintilerden oluşan göleti ördeklere açma zamanı geldi çattı nihayet. O ördekleri gören avcılar, onların aileleri, arkadaşları, piknikçiler vs..

Her neyse, son dönemlerde yoğun çalışma temposu içerisinde okuma ve yazma fraksiyonlarıma durgunluk çökmüştü. Bu durgunluk, edebi hayatımın dramatik bir şekilde sonlanacağı sinyallerini göndermeye başlamıştı sanki, öyle hissediyordum ve içimde ezilmeler oluşmaya başlamıştı. Bişeyler yapmalıydım, yapmak zorundaydım artık, kaldı ki zorunda olan her şeye gıcık, sinir, barut olur, adeta öfke kusardım, nitekim bu dönemki duygularım da çok farklı değil, sanki yazmak zorunda olduğum için yazacakmışım hallerine düştüm, iyice soğudum yazmaktan, kendime de yazın hayatıma da süresiz ara verdim. Belki bir daha bu hayata hiç dönmeyecekmişim gibi, bir daha hiç bi fikrimi, hissimi yazmayacak, kitlelere aşikar etmeyecekmişim gibi yaşamaya devam ettim. Not etmeyi, bazı düşüncelerimi hafızamın bir köşesine iliştirmeyi, yazmaya değer bişey bulurum hevesiyle gözlem yapmayı bıraktım. Bu andan itibaren en gerçekçi, en doğal biçimiyle doldurmaya başladım hafızamı ve duygularımı. Farkında olmadan yapaylıktan kurtulmanın yolunu bulmuş, yaşadıklarımın aslında yazılmaya değer veya yazmanın anlamı yok şekilde ikiye ayrılmasının saçma olduğunun kanısına varmış oldum. Bir sanatçı bakış açısıyla, sadece mükemmel olanı, estetik olanı görmeye şartlanmışken şimdi elde avuçta ne varsa, cepte sofrada ne kaldıysa, kum taş çakıl, kıl tüy yün ne kadar pislik püsür işe yaramaz diye nitelendirdiğim gerekli gereksiz iç içe görünen her şeyin bir bütün olarak ele alındığında, tarafsız radikal ve objektif olabileceğini gördüm. İmkansıza ulaşmanın ancak ve ancak bütün gerçekleri ele almaktan geçtiğini tam manasıyla işte bu anda içselleştirdim. Her ayrıntıyı tek tek bir banka müfettişi edasıyla gözden geçirmeye karar verdim. Şimdi dönüp arşivlerimdeki insanları yeniden gözden geçiriyorum, bu yeni güncellenmiş beyin süzgecime bakalım neler takılacak, meraklanıyorum, heyecanlanıyorum, canlanıyorum, diriliyorum, yeniden yürüyorum adeta..

İşsiz güçsüz olduğum, avare avare dolaştığım günler geliyor aklıma, o günlerde ne kadar da zavallı, güçlü görünmeye çalışıp da daha çok hırpani görünen maskara kılıklı bir (adam bile değilken) şeyken etrafımdaki insanların (ailemin çaresizliği) umarsızlığı, ilgisizliği, sanki adettenmişçesine üzüntü ve taziye bildirimleri, her şeyi bütün kaderi Allah’a (Tanrı’ya) bırakmaları, hakkımda hayırlı dileklerde bulunmaları, arkamdan duaları da fakirin parasızlığından (ya da olanaksızlık diyelim) geliyor çok büyük ihtimalle. Çok klasiktir, dost sandıklarım beni yalnız bıraktı, demek. Herkesin bir şekilde hayatlarının bir döneminde başına buna benzer durumlar gelmiştir. Ancak benim durumum biraz daha enteresan. En azından bana öyle geliyor, öyle gelsin ki yazayım, yazabileyim değil mi? Neyse, çok yakın olduğum üç tane arkadaşım oldu geçmişte. Erkeğin erkekle erkekçe arkadaşlık yapmasını öğreten, baskılayan toplumun bir üretimi olarak üçü de erkek arkadaşımdı, hepsiyle ayrı dönemlerde farklı dostluklar kurdum, menfaatlerimiz yoktu, yok gibiydi, paylaşırdık her şeyi, sıkı dostlardık, en azından ben öyle sanıyordum, işin daha kötüsü hala öyle sanıyorum, hala hiç birine toz kondurmam, bunun da asıl sebebi onlara söyleyeceğim en ufak kötü lafı kendime söylemiş hissedecek olmam sanırım. Hepsiyle de sanki hiç ayrılmayacakmış gibi arkadaşlık ettim, bir ömür devam edecek bir süreçmiş gibi sanki, sırtımı dayama gafletinde bulundum, bu bi ihtiyaçtı belki de iç güdüsel bir davranıştı, onların bir anda arkamdan çekileceğini hiç hesaba katmamıştım, bilseydim de yine yaslanırdım, çünkü nihayetinde ben de insanım. Hayat işte, arkandakiler çekilince sana iki seçenek bırakır; ya bırakır kendini düşersin, ya da tökezleye tökezleye yürür, dik durmaya çalışırsın. Ben zor olanı seçtim maalesef, tökezleyerek yürümenin en darbeli acısını hissederek yaşadım. Her şeye, herkese karşı gelerek kadınlarla arkadaşlık yapmaya başladım. Bu sefer de her arkadaşlık yaptığım kadın beni kendine yakın buldu (duygusal anlamda), doğal buldu ama ben kadınlarla arkadaşlık yapma konusunda tecrübesiz olduğum için istisnasız hepsiyle (sevgililerim de dahil) sanki yanımda erkek arkadaşım varmış gibi saf bir düşünceye kapıldım, ya da en doğrusu yanımda cinsiyetsiz bir varlık varmış gibi davrandım. Benim arkadaşlığımdaki en ayırt edici noktanın yanımdaki kişinin cinsiyetinin önemli olmadığı kanısına vardım. Haa, diyeceksiniz ki cinselliğinde problem mi var? Hiç de değil, aksine o kadar iyiyim ki, arkadaşlık yaptığım kadınların hemen hepsiyle seviştim, (onların ısrarlı arzuları nedeniyle bir defadan fazla) hiç bi kadını kandırmadım, hiç bi kadına yalan söylemedim, evet alengirli çelişkili konuştum, bunları da bişeylerin göründüğü gibi olmadığını anlatmak, öyle olmadığını fark ettirmek için, açıkça söyleyemediğim için yaptım. Misal, seninle sırf sevişmek için seviştim, duygusal anlamda bir şeyler hissetmedim, diyemediğim için eveledim geveledim, gönül kırmamak için de her sevişmemizden sonra aradım, sordum, ilgileniyormuş gibi göründüm. Arkamdan, beni kullandı demesinler diye hep.. bir başka bakış açısıyla, belki de kullanılan hep ben oldum. Her kadın istediği anda, istediği şekilde benimle sevişebildi, itiraf ediyorum bazen hiç zevk almadığım da oldu, sırf gidişat bozulmasın, benim ihtiyacım olduğunda da trip çekmeden dil dökmeden kur yapmadan, kısacası yorulmadan sevişebileyim diye katlandım. Kadınlarla arkadaş olmanın en güzel yanını keşfettim ayrıca, onların ne kadar karmaşık görünen basit yaratıklar olduklarını fark ettim. Rubik küp gibiler aslında, tekniğini çözdün mü evirip çevirip dakikalar içerisinde eski hallerine getirebiliyosun onları. Bu teknik sır da ben de kalsın artık, anlatmıcam, senelerimi verip bulduğum bir şeyi, herkes emek vererek öğrensin istiyorum.

Gelelim ciddi işlere, yine en sıkıntılı olduğum dönemlerde bir insana(cinsiyeti önemli değil, fonksiyonu çok önemli) en çok ihtiyaç duyduğum, konuşmaya çok fazla özlem duyduğum zamanda, hiç kimsenin umarsızlığı arasında fakat herkesin gözleri önünde kıvrandığım anlarda, içi boş öğütlere tahammül sınırını aştığımda sanal ortamlardan somut düzeye kelebekleme kulaç atmaya başladığımda, bişeyleri yine tek başıma başarabileceğime öyle inandım ki, işte o inançla taa oralardan tökezleyerek buralara kadar geldim, şükürler olsun. İşte bu yüzden başım dik, işte bu yüzden vefa borcum yok kimseye, minnet etmediğim için kimsenin (benim sayemde gibilerinden) ahkamlarını çekmiyorum, bu yüzden kimsenin elini öpmüyorum, önünde eğilmiyorum, önümü iliklemiyorum, işte bu yüzden teşekkür etmiyorum Tanrı’dan başka kimseye.. Şimdiyse ne hikmetse bir zamanlar ciddi anlamda kimsenin aklına gelmeyen ben; kızı olan, evlilik çağı gelmiş tanıdığı olan uzaktan yakından ahalinin dikkatini çekmeye başladı. İş dışında hiçbir vasfı olmayan insanların yangından mal kaçırırcasına evlenme telaşında ve yarışında olduklarını, kızlarını işi olsun yeter diye birilerine veren aileleri görünce yıllar öncesinden zaten evlilik kurumundan soğumuştum. Doktoru, avukatı, yüksek mevkideki çalışan kadınlar da dahil olmak üzere, (sırf para olarak) kendinden az kazanan, düşük mevkide çalışan erkekleri bir çırpıda harcamalarına şahit oldum. Aynı şekilde çalışıp, işsiz sevgilisine ve kocasına bakan kadınlara da şahit oldum. Ben her zaman ikinci kısımdaki kadınları arzuladım, işte onlardan biri ancak benim gerçek anlamda kadınım olabilirdi, çünkü onlar toplumun dayatmasına, baskısına kulak asmayan, kendi bildiğini okuyan, kendi istediğini yaşayan özgüven ve prensip sahibi, ne istediğini bilen, cesur kişiliğe ve güçlü bir karaktere sahiptirler. Çok büyük saygı duyuyorum onlara, helal olsun onlara. Onlara sahip olan erkeklere de her seferinde özeniyor ve imreniyorum. Her neyse, uzun lafın kısası, ben değersizken (işsizken), elimden tutulması en çok gereken zamanda, depresyon zamanlarımda beni görmeyen, aklına getirmeyen, arayıp sormayan zatı muhteremlerin, şimdi bana tabiri caizse birilerini yapma düşüncelerinden, çabalarından ve muhabbetlerinden çok sıkıldım. Kız arkadaşlarım, kendi arkadaşlarını ve dolaylı olarak kendilerini, başta annem olmak üzere teyzelerim, kuzenlerim, konu komşu, tanıdık tanımadık herkesten rica ediyorum; ŞİMDİ BENİ RAHAT BIRAKIN LÜTFEN!

Halikarnas Şarapçısı

26 Mayıs 2015 Salı

Aşığım Galiba

Ben türlü türlü aşık olurum hayatta,
Bazen bi içki şişesinin dibindeyken
Bazen henüz başındayken yolumun
Bazen kendi kendime bi türkü fısıldarken
Biraz uzanırken koca çınarın gölgesinde
Şelalenin şırıltısını dinlerken yine
Başımı genç bir kadının kucağına dayamışken üstelik
Gökyüzünde hala güneye kanat çırpan göçmen kuşları seyrederken
Birden aklıma düşüveren körpe hayallere
Hamakta sallanırken düşünmeye de aşığım
Bazen döne döne uyumaya da
Bazen bütün gecelere baş kaldırmaya
Tartışmaya çoğu zaman da susmaya
Konuşmadan sevişmeye en çok da
Sadece nefes alıp vermeye aşığım..

Halikarnas Şarapçısı

Düşündüm de..

O kadar yorgunum ki
Küçük ayak parmağımı bile kimildatamam,
O kadar yılgınım ki
Küçük dilimi bile oynatamam,
Zaman cok kotu kirbaçliyor
Nefes almadan dört nala gidiyorum
Kalbim kut kut atiyor
Oysa ben pir pir etmesini istiyorum
Bilincim zayıfladı
Adli dengede durmakta zorlaniyorum
İçki midemi zehir gibi yakıyor
Duman ciğerlerimi boğuyor
Sevgili durmadan can sıkıyor
Nerdesin be delilik?
Nerde o üçüncü kişi
En yakın arkadaşım tekil şahıs?
Beni sevme
Beni düşünme
Benim canımı sıkma arkadaş
Sadece meşgul et
Karıştır beynimin içini
Düşünmemi engelle yeter
Kemirmesinler etimi nolur
Germesinler midemi
Daraltmasınlar kafesimi
Yüce Tanrı sen ne zaman erdireceksin arşına
Ne zaman çıkaracaksın beni karşına?
Şöyle uç beş tek atalım
İki lafın belini kıralım
Hem nasıl yarattın şu evreni
Biraz bahsedersin belki
Çok merak ediyorum
Ne zaman çıkaracaksın ağzındaki baklayı..

Halikarnas Şarapçısı

19 Mayıs 2015 Salı

Naber Kitap

Çok kızdım kendime, iki aydır bi kitap kapağını açıp da içinde ne var ne yok diye başımı uzatıp göz ucuyla bile olsun bakmadığım için, hadi bakamadığım olsun ne fark eder ki, bahaneler sonucu değiştirir mi? En fazla yargıyı değiştirebilir, onu da pek umursayan yok zaten.. Çok mu ağır kapak da kaldıramıyorum peki yahut işim mi çok ağır? Belki de başım ağırlaşmıştır ya da göz kapaklarım taşıyamamıştır bu yükü. Yine de kendime karşı mahcubum, utanıyorum ve daha önceliklisi kızıyorum, paylamak istiyorum kendimi.. Neyseki bu gücenmelerim sona erdi bu hafta sonuna girerken, yine kendime göre bi üstadın tozsuz ama unutulmuş kapital rafların çağdaş türk yazarlar bölümünün en alt kısımlarında unutulmaya yüz tutmuş bir numune şeklinde bekletilirkenki haliyle karşılaşmam oldu. Dayanamadım, her zamanki el refleksimle çekip günyuzune çıkardığım kitabı o coşkuyla pazarlık bile yapamadan diyemiycem, az pazarlık yaparak ama olumlu bi sonuca ulasamasam bile yine de elimden bırakmayarak, vazgeçmeden, müthiş bir edebiyat açlığı kararlılığıyla satın aldım. Helalı hoş olsun, kazancı bol, yazarın ruhu şad olsun. Üç saattir deliksiz okuyorum, yani okuyormuşum, kendimi kaybetmişim, bölüm sonunda yanlışlıkla telefona bakmasam farketmicem zamanı. Meğer ben ne kadar aksatmışım bu ihtiyacımı, ne kadar özlemişim, niye bu eziyeti çektirmişim kendime. Suçu hiç başka sebeplere atma, tembelsin işte tembel.. Neye de böyle davranıyorum, klarnete de, bağlamaya da, kısacası müziğe de.. Şiire de ayrıca, denemelere de.. Spora da böyle umarsızca davranmışım bugün iki saatlik dağ yürüyüşü yapınca anladım, yarın da denize girip yüzücem iki saat, en azından haftasonu bari sporla aramı samimi tutayım. Belli mi olur bigün lazım olur, yüzümüz olsun istemeye..

14 Mayıs 2015 Perşembe

deli gibi

Görmedim hanidir sevgilim neon ışıklarını,
süremedim kurumuş topraklarımı dilberine,
Bir sükut bin hayalimi anlatıyor benzimde
Nedir bu ıssız kuru gürültü?
Bir derin izahı gömülü yüreciğimde
Gel delim, aşka gidelim
Gel de meşk edelim
En delim,
Deli gibi sevişelim..

#halikarnasŞarapçısı

yeni sezon bildirimi

Birşeyler karalamam artik farz oldu, bu ne biçim bi durgunluktur edebiyatımda, oysaki hızlıca akıp giden hayatımda bi kenara not edilecek onlarca, yüzlerce küçük ama tatlı anılar birikiyor farkında olmadan.. Birileri hatırlatınca, animsayinca ne kadar da hoş oluyor içim, nigada güzel olupduru.. Bak mesela, bugün çıkıp gittik yine hiç hesapta yokken, hööle bi döndük geldik yarımadayı, yedik içtik güldük eğlendik, kah yerimizden sıçradık kah hop hop hopladık, iyice zihnimize ayar duygularimiza değer verdik. İçimizdeki çocuk, kucağimizdaki çocuğa ne güzel de bakıyordu. Bir doğa kadar müthiş bir birliktelik olabilir mi? Sevmek doğanın ne nadide bir parçası, pırlanta mi istiyorsun hala parmağına?