15 Ocak 2015 Perşembe
Gecenin Düşünde
Gecenin bi yarısı gene uykusuzum. Hadi söyle bakalım bi ninni de uykuya dalalım. Göz kapaklarıma koyacağın ağırlığı bekliyorum. Bu kadar mı hafif olabilirsin? Ah ne kötü, ulu tanrım affet onu.. Bu günah benim ruhumundur, şansımı varsa eğer ona affediyorum. Hadi gece durma devam et, yıldır beni en boğucu sessizliğinle, korkut gücün yetiyorsa en derin karanlığınla beni.. Hani nerdesiniz ey periler cinler şeytanlar? Biliyorum ben daha ürkütücüyüm sizden, özür dilerim geceyi sizden çaldığım için. Keşke mahkum olmasaydım şu F tipine, belki sizler de fink atardınız, in cin top oynardı sevişilen çift kişilik yatakların altında. Bi gardrobum bile yok, yıllarca hep eskitene kadar giydim neyim varsa, değişik giyinmektense değişik düşünmeyi yeğledim hep. Aynı şekilde sıkılana kadar değil de ölene kadar sevmeyi istedim. Bu yüzden uzak durdum sevgiliden, sıkılmaktan da korktum, bi o kadar ölmekten de.. Devlet sisteminin ayakta durmasını sağlayan kolonlarız hepimiz, birimiz yahut bir kaçımızın olmaması onu yine ayakta tutacaktır ama çoğumuzun olmaması bu sistemi sallayacak ve yıkılmasını kaçınılmaz kılacaktır. Korkumuz üzerimize yıkılması veya altında kalmamız değil de daha çok kafamızın üstünün boş kalmasıdır. Gökyüzünü seyretmeyi o kadar unutmuşuz ki, hep birileri bizim yerimize seyretsin istiyoruz, eğer onlar emir buyururlarsa şayet biz de iadei lütufta bulunma şerefine nail olabilme düşüncesinin ezikliğiyle sosyal hayatımızı idame ederiz. Herneyse, bu sınırlı, korku dolu ezik sistemin içinde fırsat bulup da sevebilirsem birini ne ala, yoksa sırf adet yerini bulsun, nikahta keramet vardır palavralarıyla neyin içine girdiğini bilmediğin bi kara deliğin içine kaydırıverirler, başına huniyi, eline de düdüğü veriverirler, sonra da ellerine bi torba çiğdem alıp karşına geçerler, büyük bi keyifle hem dedikodu yapar hem de seyrederler senin o ibretlik saykotrajikomik halini.. Varsın olsun bütün olagelenler zati, biz anca bir ömürlük kelebeğin kanat çırpışı kadar etkileriz dünya yaşamını, bir yelkenliyi hareket ettirebilecek kadar kelebeğin bir araya toplanması ne kadar zaman alır bilmiyorum ama bir gün mutlaka bütün kelebekler kendi istekleriyle bu diyardan göçmek işleyeceklerdir. Çünkü bir günlük ömrü de olsa onlar yaşamak için mücadele ederler, yicek ararlar su ararlar yuva kurma dertleri vardır ve bunları inanılmaz bi şekilde kısıtlı zamanlarına sığdırmayı başarırlar. Eğer yapamazlarsa bunun gereğini ergeç hepberaber yerine getirirler.. Umudum geleceğin kaosundadır, savaş olmadan yaşam olmaz. İyi geceler..
Dolaylama
Arıyorum bu gece de o sihirli sözcükleri, nereye gizlenmişler acaba, nerden çıkarıcaz cevherleri.. Karanlık bi madende lambası loş baretiyle dolaşan toy bi maden mühendisi gibi nereye kazma vurulacağını keşfetmeye çalışıyorum. En ufak hatam mezar yapar burayı cümlemize, ölür gider henüz nefesi bi çığlığa dönüşmemiş düşünceler. Daha neler anlatıcaktık bu dünyaya hep beraber, kah sırt sırta verip birbirimizin götünü kollayacak kah kol kola girip haksızlığa karşı direnecek bazen de omuz omuza halay çekip zaferimizi kutlayacaktık.. Olmadı be gülüm, yanlış yere vurdu kazmayı acemi mühendis, üstümüze çöktü tavan, yerin yüzlerce metre altına gömdü bizi killi toprak yığını.. Var olmaya çalışıyorduk oysa hepimiz, şuracıkta bir anda yok olduk. Hamletin dilemmasına konu olduk, belki bi hikayede üç beş satırlık parodi olmak daha çok memnun ederdi bizi, öyle değil mi dostlar? Ses yok.. Çok sıcak burası, inanılmaz havasız, boğucu.. Yorganı attım üzerimden, battaniyeyi tekmeledim, eşofmanımı çıkarıp fırlattım, kalorifer peteğini kapattım.. Bi türlü geçmiyor içimin cehennemi, üstüne kar vuran pencereyi açtım, bütün kuvvetimle çektim soğuğu içime, yine de kurtaramadım hayatımı, ömrüm sizlere kalsın, sizlere ömür denemeden haybeye.. Ha bi de sevicektik sözüm ona değil mi? Sözüm vardı o kızıl yürekli sarışın kadına, çok sevicektim onu, ipeklere sarmalayıp kundaklıyıcaktım. Bebekler gibi bakıcak ona sonra ondan da bi bebek yapıcaktım, o da ona bakıcaktı, ben de ikisine birden sarılıp mutlu olucaktım. Yani bi süre.. Her zaman öyle olmuyor mu her şey, bi süre sizi oyalamıyor mu? Bi süreliğine kandırıyor mu mutluluk? Her seferinde aldanıyorum bile bile ah ben ne aptalım.. Yuh olsun be bana, onun ne suçu var ki, hem onun görevi bu, seni tongaya düşürmek, faka bastırmak, yar…ı yedirmek.. Hasbinallah! Konuyu yine nereye getirip dayadık, hadi bağla bakalım burdan bağlaybiliyorsan.. Ohoo, bunlar ne ki? Biz nelere bağlama çekmedik, biz eski bağlamacılardanız oğlum, benim dedem de bağlama çalardı ne konuşuyosun sen.. Sanırım ağzımın payını aldım, boyumun ölçüsü hala 1.80, neyse ki bir metre daha uzatılmadan kaçtım ordan. Şimdi beynimdeki kaldırımda yatan başka bi şarapçıya paçayı kaptırmadan en yakın otelin en üst katındaki ve mümkünse arka tarafa bakan odasına sığınıp kalın perdeleri çekmek ve yorganın altına girip bi temiz uyumak istiyorum, müsaadenizle..
3 Ocak 2015 Cumartesi
yazdan kalma bi not
yolunu kaybetmiş bir sokak köpeği geçiyordu önümden hızlı hızlı ama kararsız adımlarla.. sanki acelesi vardı çok belli oluyordu ancak adresinin belli olmaması onu endişelendiriyordu.. biran onu takip etme düşüncesi sardı beni ve heyecanlandım.. gizli bir ajan gibi izleyecektim onu; nereye gidicek, ne yapıcak ve ne olucak sonra merak ediyordum..
öncelikle çok dikkatliydi,her an her adımında güvenliğinden emin olmak istiyordu.. etrafını iyice süzüyor ona göre ilerliyordu.. arada bir çöp kutularına yanaşıyor içindeki pisliği mis gibi kokluyordu.. sanırım acıkmış olmalıydı, karnı içine çökmüş belki gurulduyordu.. ancak aradığını bulamadı, üzgün görünüyordu,gözleri çökmüş ve birazda yorgundu.. acaba benden önce kaç teneke içine girmişti?
biraz ileride köşeyi dönünce bir çocuk parkı vardı, salıncaklar boştu ama rüzgar hafiften sallıyordu onları.. o hiç aldırmadı, salıncakların arasından geçip arka taraftaki ağaçların sıralandığı duvar dibine kadar girdi ve bacağını kaldırıp bikaç yere kokusunu bıraktı.. kokular sıcakta dağılıp metrelerce uzaktaki dişi köpeklerin baştan çıkmasına neden olacaktı, böylece çiftleşmek için kurduğu bu tuzaklardan faydalanacaktı..
öğle vaktiydi, güneş ışınları tam doksan dereceyle iniyordu yer yüzüne. yerden yükselen buharlar köpeğin kürkündeki pireleri bile havaya uçuruyordu. havale geçirmek üzere olan köpek, kendini can havliyle denize atıverdi.
öncelikle çok dikkatliydi,her an her adımında güvenliğinden emin olmak istiyordu.. etrafını iyice süzüyor ona göre ilerliyordu.. arada bir çöp kutularına yanaşıyor içindeki pisliği mis gibi kokluyordu.. sanırım acıkmış olmalıydı, karnı içine çökmüş belki gurulduyordu.. ancak aradığını bulamadı, üzgün görünüyordu,gözleri çökmüş ve birazda yorgundu.. acaba benden önce kaç teneke içine girmişti?
biraz ileride köşeyi dönünce bir çocuk parkı vardı, salıncaklar boştu ama rüzgar hafiften sallıyordu onları.. o hiç aldırmadı, salıncakların arasından geçip arka taraftaki ağaçların sıralandığı duvar dibine kadar girdi ve bacağını kaldırıp bikaç yere kokusunu bıraktı.. kokular sıcakta dağılıp metrelerce uzaktaki dişi köpeklerin baştan çıkmasına neden olacaktı, böylece çiftleşmek için kurduğu bu tuzaklardan faydalanacaktı..
öğle vaktiydi, güneş ışınları tam doksan dereceyle iniyordu yer yüzüne. yerden yükselen buharlar köpeğin kürkündeki pireleri bile havaya uçuruyordu. havale geçirmek üzere olan köpek, kendini can havliyle denize atıverdi.
felsefeler
Oysaki felsefeler hayatı süzerek söylenmişti, onları yaşarken yinede petekli halini tercih ediyoruz yedikten sonra ağzımıza sakız olsun diye..
29 Aralık 2014 Pazartesi
ikibinonbeş - 2015
iki
bin
on
dört
gibi
sen
de
gelip
geçicen
ey
iki
bin
on
beş
hey
on
beşli
on
beşli
tokat
yolları
taşlı
ulaş
veda
ediyor
kızların
gözü
yaşlı
çanakkale
geçilmez
İstanbul
yol
geçen
hanı
İzmir
2011
Bodrum
2012
Ankara
2013
Çeşme
2014
İstanbul
2015
hadi
bakalım
hayırlı
işler
ilginç
farklı
heyecanlı
meçhul
seneler
bin
on
dört
gibi
sen
de
gelip
geçicen
ey
iki
bin
on
beş
hey
on
beşli
on
beşli
tokat
yolları
taşlı
ulaş
veda
ediyor
kızların
gözü
yaşlı
çanakkale
geçilmez
İstanbul
yol
geçen
hanı
İzmir
2011
Bodrum
2012
Ankara
2013
Çeşme
2014
İstanbul
2015
hadi
bakalım
hayırlı
işler
ilginç
farklı
heyecanlı
meçhul
seneler
19 Aralık 2014 Cuma
Sanrı Aşkına
Annem ve babam, sadece bi çocuk daha istediler
sırf abim yalnız büyümesin diye,
gerçi annem daha sonra aldırmayı düşünmüş beni
ama geç kalmış..
o zaman başlamış şansımın yaver gitmeyişi
nihayet,
dünyaya hiç değer vermeyecek olan beni
dünyaya getirmişler..
bu olacaklardan habersiz büyüttüler beni
normal bi çocuk olacağımı düşündüler hep
okulumu bitirip ileride herkes gibi
bi meslek sahibi olacağımı sandılar,
umutlarıyla gururlandılar..
oysa hiç bizaman,
aksi bi şeytanın ellerinde büyüdüğümü bilmediler.
onların suçu değil bu tabi,
benim onlara üzüntü çektirmem de vicdani bi hak değil
işte bu yüzden onlardan ayrı yaşamaya
bir daha hiç görmemeye karar verdim
dönüştüğüm bu yeni nesil gregor samsa'yı görmesinler
görüp de kahrolmasınlar diye..
bundan böyle kafalarında ideal beni yaratırlar
birileri çocuklarını sorduğunda
en azından kendi istedikleri cevabı verebilirlerdi..
her zaman ilk günahı işleyip tabuları yıkanlar
en büyük cezalara çarptırılırlardı
daha sonraki suçlular da bu günahın sefasını sürerler..
aslında ben,
umutsuz, çaresiz, hayalleri çalınmış
yalnız bırakılmış, çürümeye terkedilmiş, yıldırılmış
korkutulmuş, bastırılmış, törpülenmiş, içi boşaltılmış
unutulmuş, küstürülmüş, kıstırılmış
beyni kirli bırakılmış
kanadı kırık, yüreği yıkık, bedeni çiğnenmiş
omurgası küflenmiş, eklemleri paslanmış
geleceği puslanmış, zamanı durdurulmuş
emeği harcanmış, sevdası parçalanmış
gemileri yakılmış, karadenizde tekneleri batırılmış
ocağı kundaklanmış, kucağı yağmalanmış
fikirleri çöpe atılmış, planları umursanmamış
hayatına kastedilmiş, yazdıkları silinmiş
söylediklerinin üzerine kapkalın bir çizgi çekilmiş
namlu kafasına doğru tutulmuş ama yüreğine sıkılmış
yine de ölmeyip can çekişmeye başlamış
zehirlense daha iyi olurmuş aslında
uyutulsa, avutulsa, mumyalansa..
işte böyle böyle berbat, rezalet, hezimet
perperişan bir halde
Tanrıdan gelicek ufacık bir işarete bel bağlayan
yatalak halde yine de
şeytanın yazdığı yasak kitapları okumaya çalışan
günahı kendi boynuna olan
cehenneme doğru yelken açmış
işgüzar meleğe, mefistoya yol arkadaşı olan
bir insan siluetiyim..
neler görüyorum kafamın içinde bi bilsen
hangi develeri hendekten atlatıyorum tavşan gibi
ne bizon sürülerini geçiriyorum karşıya
nehri bulandırarak..
zihnimdeki hafif çınıltı şelale gibi gürlüyor
yanaklarımda gelişigüzel kırmızı damarlar belirmiş
gözlerim tavana dikiliyken
kulak memelerim yanıyor yine..
koyu karanlık bir yolda yürüyorum
bastığım yerler vıcık vıcık çamur
ve bir bataklık çıkıyor karşıma
kenarları kara çaltı dikenleriyle kaplı
neresinden tutunsam elime batıyor
elimi kurtarsam kolumu,
kolumu kurtarsam sırtımı
sırtımı çeksem paçalarımdan kapıyor
ya delik deşik olucam ya da balçığa batıcam
başka bi çıkışı yok bu yolun
hadi ver kararını bakalım..
bi şekilde çıksam burdan
yüreğim saplanıp kalıyor
nereye gitsem
peşimde kan davalı düşünceler
atlı gibi kovalıyor
kaçmak sürgüne doğru her gece
yoruluyorum..
yüreğim gelse benle keşke
düşünceler kalsa orda
dikenlere takılıp
çamurun en dibine batsa
yer yarılsa, içine düşse, kaybolsa hepsi..
sonrası bir hiç, koskocaman hem de
huzur verici bir boşlık kafamın içinde
sadece çınlamasız bir zihin sesi
ve karın boşluğumdan verdiğim nefes
bronşlarımı okşarkenki o güzel heves
gevşemiş mide kaslarından çıkan ses
yıllar sonra ilk defa bi bebek gibi
derin bi uykuya daldıracak ninni gibi
masal gibi..
mis gibi..
Ulaş Tuzak
sırf abim yalnız büyümesin diye,
gerçi annem daha sonra aldırmayı düşünmüş beni
ama geç kalmış..
o zaman başlamış şansımın yaver gitmeyişi
nihayet,
dünyaya hiç değer vermeyecek olan beni
dünyaya getirmişler..
bu olacaklardan habersiz büyüttüler beni
normal bi çocuk olacağımı düşündüler hep
okulumu bitirip ileride herkes gibi
bi meslek sahibi olacağımı sandılar,
umutlarıyla gururlandılar..
oysa hiç bizaman,
aksi bi şeytanın ellerinde büyüdüğümü bilmediler.
onların suçu değil bu tabi,
benim onlara üzüntü çektirmem de vicdani bi hak değil
işte bu yüzden onlardan ayrı yaşamaya
bir daha hiç görmemeye karar verdim
dönüştüğüm bu yeni nesil gregor samsa'yı görmesinler
görüp de kahrolmasınlar diye..
bundan böyle kafalarında ideal beni yaratırlar
birileri çocuklarını sorduğunda
en azından kendi istedikleri cevabı verebilirlerdi..
her zaman ilk günahı işleyip tabuları yıkanlar
en büyük cezalara çarptırılırlardı
daha sonraki suçlular da bu günahın sefasını sürerler..
aslında ben,
umutsuz, çaresiz, hayalleri çalınmış
yalnız bırakılmış, çürümeye terkedilmiş, yıldırılmış
korkutulmuş, bastırılmış, törpülenmiş, içi boşaltılmış
unutulmuş, küstürülmüş, kıstırılmış
beyni kirli bırakılmış
kanadı kırık, yüreği yıkık, bedeni çiğnenmiş
omurgası küflenmiş, eklemleri paslanmış
geleceği puslanmış, zamanı durdurulmuş
emeği harcanmış, sevdası parçalanmış
gemileri yakılmış, karadenizde tekneleri batırılmış
ocağı kundaklanmış, kucağı yağmalanmış
fikirleri çöpe atılmış, planları umursanmamış
hayatına kastedilmiş, yazdıkları silinmiş
söylediklerinin üzerine kapkalın bir çizgi çekilmiş
namlu kafasına doğru tutulmuş ama yüreğine sıkılmış
yine de ölmeyip can çekişmeye başlamış
zehirlense daha iyi olurmuş aslında
uyutulsa, avutulsa, mumyalansa..
işte böyle böyle berbat, rezalet, hezimet
perperişan bir halde
Tanrıdan gelicek ufacık bir işarete bel bağlayan
yatalak halde yine de
şeytanın yazdığı yasak kitapları okumaya çalışan
günahı kendi boynuna olan
cehenneme doğru yelken açmış
işgüzar meleğe, mefistoya yol arkadaşı olan
bir insan siluetiyim..
neler görüyorum kafamın içinde bi bilsen
hangi develeri hendekten atlatıyorum tavşan gibi
ne bizon sürülerini geçiriyorum karşıya
nehri bulandırarak..
zihnimdeki hafif çınıltı şelale gibi gürlüyor
yanaklarımda gelişigüzel kırmızı damarlar belirmiş
gözlerim tavana dikiliyken
kulak memelerim yanıyor yine..
koyu karanlık bir yolda yürüyorum
bastığım yerler vıcık vıcık çamur
ve bir bataklık çıkıyor karşıma
kenarları kara çaltı dikenleriyle kaplı
neresinden tutunsam elime batıyor
elimi kurtarsam kolumu,
kolumu kurtarsam sırtımı
sırtımı çeksem paçalarımdan kapıyor
ya delik deşik olucam ya da balçığa batıcam
başka bi çıkışı yok bu yolun
hadi ver kararını bakalım..
bi şekilde çıksam burdan
yüreğim saplanıp kalıyor
nereye gitsem
peşimde kan davalı düşünceler
atlı gibi kovalıyor
kaçmak sürgüne doğru her gece
yoruluyorum..
yüreğim gelse benle keşke
düşünceler kalsa orda
dikenlere takılıp
çamurun en dibine batsa
yer yarılsa, içine düşse, kaybolsa hepsi..
sonrası bir hiç, koskocaman hem de
huzur verici bir boşlık kafamın içinde
sadece çınlamasız bir zihin sesi
ve karın boşluğumdan verdiğim nefes
bronşlarımı okşarkenki o güzel heves
gevşemiş mide kaslarından çıkan ses
yıllar sonra ilk defa bi bebek gibi
derin bi uykuya daldıracak ninni gibi
masal gibi..
mis gibi..
Ulaş Tuzak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
