Selam Ulaş,
Gerçek şu ki kalemi elime alınca, aslında nasılda zor bir görevle karşı karşıya kaldığımı anlamış bulunmaktayım ve seni bunun için cezalandırabilirim. Mektup yazmak hem de daha henüz tanıma şansı bulamadığın bir insana. (iç sesim: hele ki bu insanın gözleri sana dünyayı unutturuyorken) Ama yine de sözlerimin arkasındayım, içimden ne geliyorsa onu yazıcam. Mesela bir giriş, sonra gelişme ve bir sonuçla bağlamayı düşünüyorum bunları da
Ahh! Teknoloji nasıl da mahkum etmiş bizi kendine, şimdi daha iyi anlıyorum efendim, zor zor, zor, çok zor bir iş bu yazmak.
Şimdi sana kendimden mi bahsedeyim önce yoksa tatlı bir beyefendiden mi? (bu tatlı beyefendi sen oluyorsun) geçen gün konuşurken, hiç kimseye olmadığım kadar ki bunda senin samimiyetinin çok fazla önemi var, kendimden kimseye bahsetmediğim kadar bahsettim sanırım. Ha insanların birbirlerini tanımaları bir ömür alırken tabiî ki birkaç satırda kendini anlatmak ya da karşındakini tanımak ya da anladığını iddia etmek saçmalık olur ama yine de sana yazdıklarımda çok samimiydim bunu bilmeni isterim.
Gelelim sana, ayyy sen ne tatlı, ne yakışıklı, ne yeme de yanında yatlık bir adamsın! (dipnot: hiç korkmadan ve aman ne düşünür diye düşünmeden yazıyorum bunları, unutma olur mu?) konuya dönersek şuan sadece gözlerini bağlayıp ellerini hareket ettiremeyeceğin şekilde arkadan birleştirip karşına geçerek dudaklarına, sadece dudaklarına saatlerimi verebilirim. Tadını çıkara çıkara, nefesini içime çeke çeke dudaklarına doymak istiyorum, hem de çok! Ne hoş olurdu ahh.. hayal etmesi bile ne hoş, gülümsüyorum ve heyecanlanıyorum aklıma her geldiğinde. İnanılmaz bir duygu bu ve bunu bana hissettirdiğin için sana kölelik yapabilirim bayım. Çünkü gerçekten daha önce de anlattığım gibi aslında insanlara karşı öfke beslemekteyim, kimsenin beni hak etmediğini düşünürüm ve yanıma bile yaklaştırmam. Öfkeli olmamın nedeni uzun, bunu burada anlatmama gerek yok zaten sen çok akıllı bir adamsın, ne kadar zeki olduğun konuşurken anlaşılıyor. (iç sesim: umarım beni aptal bulmuyordur ve samimiyetime güveniyordur ki ben olsam benim gibi birine aptal derdim)
Mmm.. Öyle işte, seni tanımayı çok istiyorum işin gerçeği.. nasıl oldu ben de bilmiyorum ama evet görmeden, sesini duymadan ve sana dokunmadan seni yaşayabiliyorum, hissedebiliyorum, bu çok hoş ve çok ilginç. Tuhaf bir girişin var hayatıma, 15 gün öncesine kadar varlığından bile haberdar değildin. (ki çok büyük bir kayıpmış) Bana hep benim dışımda bilmediğim milyonlarca hayat olduğu düşüncesi garip gelmiştir ama benim sevdiğim hayatların olabileceği düşüncesi de çok çok acayip.
Tanımadığım, neler yaşadığını bilmediğim, aç mı tok mu? zengin mi fakir mi? çirkin mi güzel mi? milyonlarca insan.. ve aniden o hayatlardan birinin karşıma çıkması. Maalesef önceni bilme imkanım yok, tiyatroyla ilgilendiğini biliyorum sadece ama bunun dışında ne yaparsın, ne yer ne içersin? Neye kızarsın, seni, ne mutlu eder, ne üzer? Hayata bakışın daha nasıldır? Hangi takımı tutarsın mesela? (dipnot: en büyük cimbom) ailen, arkadaşların ve koskoca tanımadığım bir sen!
Ahh! Ne de güzel incelenirsin, ele alınırsın kimbilir.. Yanında olup gözlerini izleyebilirim günlerce, çok tatlı ama naapim, insanın elinde değil, seni böyle dolu dolu sevesi geliyor, her hücreni her damarını, hayatın sende bıraktığı her izi bilmek istiyorum. Bak şimdi ya, moralim bozuldu, bi de off çektim üstelik. Hissettiklerimi de anlatıyorum sana bu arada, çay içiyorum.. sana da ikram etmek isterdim bayım, keşke yanında olabilseydim..
Neyse ondansonracığıma, girişte miyim? Gelişmede miyim? Sonuçta mıyım? Bilmiyorum hiçte dönüp yazdıklarıma bakmıyorum çünkü yazdıklarımın hepsi o an içimden geçenler, hayat ta bu zaten an meselesi..
Mmm.. o zaman biraz da kendimden bahsedeyim, az ama.. Müzik vazgeçilmezimdir, müzik olan yerde her şeyi yapabilirim. Bana güç veriyor, olmazsa olmazım yani ve tiyatro ile onbir yıldır aralıksız ilgileniyorum. Heyecan verici her şey güzeldir ve bence tiyatro sadece verdiği heyecandan dolayı bile dünyanın en keyifli işidir, çok büyük keyif!! Radyoda reklamları ve jingle seslendiriyorum, bir ara program sunucusuydum ama artık zamanım yok bu işlere, uyumaya bile zaman bulamıyorum, oysa tembellik yapmaya bayılıyorum. Yemek yapmayı biliyorum amaa çok güzel kabak tatlısı yaparım, benden iyi yapanı yoktur yazık ki onu da seven yok, yani harcanıyorum.. : )) sana yapabilirim yap de hemen..
Evet efendim, böyle işte.. dışarıdan görenler beni hep ukala, kendini beğenmiş, havalı görürler ve pek yaklaşamazlar öekinirler, ama tam aksine fazlasıyla alçak gönüllü, sıcakkanlı bir insanım. Zenginliği sevmiyorum, lüks yaşam tarzı beni kasıyor, tercihim pizzayı çatal bıçakla değil de elimle yemekten yanadır. Zaten hiçbir pizza reklamında çatal bıçak kullanıldığını da görmedim, eh işte bizim insanların da sınıf atlama yöntemleri de bunlar, saçma çok saçma işte!
Bir erkek arkadaşım vardı, (eski erkek arkadaşım) seni ailemle tanıştırmak istiyorum ama çok çekiniyorum, bizler sıradan insanlarız demişti, acaba beni ne olarak görüyordu çok merak ediyorum.. yer sofrası benim için en zevkli sofradır mesela ama bunu anlatamıyorsun insanlara, seni direk görünüşünle yargılıyorlar. O kadar salaş eşyanın önemli olmadığı bir hayat biçimi için canımı verebilirim oysa aman bak şimdi konu nerelere gelmiş : ))
Böyle bir insanım işte, sana sulanıyor olmam asla yanlış anlaşılmasın bayım, hayatımda bir ilke imza atmış bulunuyorum sayenizde. (iç sesim: ahh! İmzaların en mükemmeli, sana tapıyorum, önünde diz çöküp hayatımım her anını anlatmak ve senin her saniyeni dinlemeyi o kadar çok arzuluyorum ki, ah be adam nasıl da bir şekilde karşılaşıyor insanlar, sana deliler gibi aşık oldum galiba) o güzel gözlerine baka baka, kokunu içime çeke çeke saatlerce uyuyabilirim. Terinin kokusunda bile bunu istiyorum bunu bil, eminim dünyanın en güzel parfümlerine değişmeyeceğim bir kokun var ve o kokuyu tenimde istiyorum. Acayip bir huzur var sende beni içine hapseden, mmm, mis miss.. neyse bu kadar yeter, ayıpla bana susiyim: ))
Eh sanırım tanımadığım bir adama yazabileceğim haddinden fazla şeyi yazdığımı düşünüyorum ve seninle bir şekilde bir yerlerde buluşabilmeyi umut ediyorum. Sanırım sana son cümlelerimi kurucam birazdan ve bu cümleleri kurarken hasretle gözlerinden öpmeyeceğim. Arzuyla, o muhteşem gözlerinin içine bakarak, dudaklarımı dudaklarında doyurma hevesiyle, saatlerce, günlerce öpüşebilme dileğiyle efendim..
Son not: sadomazoşistlik iyidir emin ol, keyif alacağın şeyler yapabilirim, korkma sakın! Dudaklarını ve kokunu bana bağışla noolur.. heyecan ve sabırsızlıkla o günün gelmesini bekliyor olacağım.. beni unutma!
Kadın
23 Eylül 2014 Salı
21 Eylül 2014 Pazar
Kadın - 9
Aile baskısından bunalıp da evden kaçmayı planlayan sıradan kızlardan bitanesiydi o da. Sonuç da otuzuna yaklaşmış genç bi kadın olmuştu. Bu yaştan sonra ailesine hesap mı verecekti. İşi gücü vardı, gayet de bir ev kiralayıp yeni bi düzen kurabilirdi. Hem ona yardım edebilecek bi erkek arkadaşı da vardı nihayet. Bu fikrini erkek arkadaşınla paylaşınca, adam hiç tereddüt etmeden kendi evinde kalabileceğini söyledi, mademki sevgiliyiz aynı evde yaşayabiliriz üstelik ailene rest de çektiysen hiç bi problemimiz yok demektir.. öyle ama tamamen bağlarımı kopartmadım ki.. arada sırada evime ziyarete gelirler, hele annem hiç dayanamaz mutlaka gelir bisüre sonra, temizlik yapar, yemek yapar.. tamam işte buraya gelsin, rahatlıkla kendi evin diye söyleyebilirsin burayı, o geldiğinde ben arkadaşlarda kalırım olmaz mı? Biraz tereddütte kaldı, hık mık etti, içten içe böyle bir teklifle karşılaştığı için çok mutlu olmuştu ama bunu belli etmeden düşünür gibi yaptı. Bilmem ki, gerçekten böyle mi düşünüyosun? Senin rahatını kaçırmak, düzenini bozmak istemem. Çünkü onlara belli olmaz zırt pırt geliverirler yine.. olsun be güzelim, senin o tatlı canın sağ olsun, ben senin için dışarıda bile yatarım. Yeterki sen başını sıcak düzgün bi eve sok. haftada bigün bile senin o sıcacık koynuna girip yatsam bütün yorgunluğum, sıkıntım geçer gider. Peki öyleyse, bi deneyelim en azından. Ama çok rahatsız olursak ayrı bi eve çıkarım ona göre, şimdiden peşin peşin söyleyim. Sonra yok bırakmam seni falan filan tartışmak istemiyorum.. ama ben alışırsam sana ya? Öyleyse hiç gelmeyeyim, bulurum iki güne ucuz yollu uygun bi yer.. ama bebeğim.. tamam sevgilim, ne zaman kaçırıyosun beni? Bu sabah gün ağarmadan bohçanı kap gel, sokağın başında bekliyor olucam.. o ne be öyle türk filmleri gibi.. film tadında olsun işte bitanem.. anladık iyi yazarsın biraz da oyunculuğunu geliştirmen gerek ama.. Amerikan tarzı mı seviyosun sen güzelim? Evet kuzum, aynen öyle seviyorum.. ben de seni seviyom be havalı kuzum benim, o zaman hemen şimdi kaçırıyorum seni baby, hoopp!
Adam, kadını belinden tutar tutmaz kucağına alıverdi. Doğru arabasına götürüp arka koltuğa fırlattı kadını. Gerçek bir rehine gibi davranmıştı kadına ve bu haşin hareketi kadının oldukça hoşuna gitmişti. Evinin önüne çekti, inip kadının kapısını açtı, tekrar kucakladı kadını ve eve çıkardı. Evine hoş geldin madam, istediğin gibi takılabilirsin, ben bi duş alıyorum, istersen bana eşlik edebilirsin. Ben biraz uzanıcam burda sevgilim..
Duş dediği yarım saatlik banyoya dönüşmüştü adamın. Kadın adamı beklerken uyuyuvermişti. Ne kadar rahatlamıştı içi birden hemen o rahatlıkla vücudundaki tüm kaslar gevşemiş, kendini salıvermişti. Yatağının üzerinde masum bir kız çocuğu gibi mışıl mışıl uyuyan kadını gören adam, yanağına iki buse kondurdu, yanına yarıçıplak havluyla sarılı bedeniyle uzandı, arkasından beline sarıldı, boynundan da iki üç kez öptü, ensesine düşen melisa kokulu kumral saçlarını kokladı, ciğerlerine kadar çekti kadını adeta.. içi gıdıklanan kadın uyanır gibi oldu, adama doğru döndü. Adam kendini tutamadı, bu kez o pembe dolgun dudaklarına dudaklarını değdirdi. Soluk alış verişi hızlandı, çıplak bedenine ateş parçaları yayıldı birden. Kadın, yüzüne çarpan sıcak nefes ile gözlerini açtı, karşısında kendinden geçmek üzere olan ve kendisine odaklanmış bir çift göz görünce önce ürperdi, sonra görüş açısını genişletti, eliyle adamın kafasını okşadı ve gülümsedi. Sıhatler olsun erkeğim, mis gibi kokmuşsun. Senin kadar mis olamam bebeğim, senin kadar güzel, senin kadar yumuşak, senin kadar muhteşem, aman tanrım! Sen nesin böyle..
Deliler gibi seviştikten sonra derin bi uyku çektiler. Uyandıklarında sanki çok uzun süredir aynı evde yaşayan karı kocadan farksızdı tavırları. Kadın gidip duşunu aldı, adam kendini toparlayıp salona geçti. Boxer don vardı üzerinde sadece. Suyu ısıtıp iki büyük bardak sütlü kahve yaptı. Kadın da vücudunu ve saçlarını havluya sarmış şekilde gelip salondaki masaya oturdu. Kahvelerini birbirlerine gülümseyerek içtiler. Gerçekten de yaşananlar üzerine konuşmak istemiyor gibi görünüyorlardı. Kahveler yarım kaldı, kadın adamın kucağına zıpladı, sonra kucağında zıplamaya başladı ve uzun süre bu ritüeli tekrar etti. Birkaç kez ardı ardına çığlıklar attı ve tatmin sınırına ulaştı. Bu andan itibaren bir utangaçlığa büründü, yanakları kızardı, bir kutu allık sürse bu kadar anca olurdu. Alelacele olmasa da üzerini giyindi kadın. Adamın sorduğu ya da sormaya çalıştığı suallere karşılık vermiyor, söylediklerini duymazlıktan geliyordu. Adam ayağa kalkıp üzerine doğru yürüdü, napıyorsun sen? Neyin var? Ne oluyor sana?.. hiiç.. nası hiiç! Korkuyorum işte, korkuyorum! Neyden kimden korkuyosun? Bilmiyorum, ilk defa böyle bir şey yapıyorum, yani çok alışkın olduğum bir durum değil bu, biliyosun ki.. tamam sevgilim, tamam şşş…
Adam, kadını bir süre sımsıkı sardı, sarıldı, öptü, okşadı, güzel sözler söyledi. Onu rahatlatmaya çalıştı. İstersen balkona çıkıp biraz hava alalım. Ama benim eve gitmem lazım.. eve mi? Evden kaçırmadım mı ben seni? Niye karar değiştiriyorsun şimdi? Karar değiştirmiyorum, eve durumu bildirip eşyalarımı toplayacağım. Sonra da gelicem işte.. bu akşam gelir misin? yok, bu akşam son kez kalayım, kesin tartışma yaşarız biraz, uzar gider konuşmalarımız belki de sabahı bile bulur. Pekala sen öyle diyorsan ama ters bişey olursa mutlaka haber ver, hemen gelir alırım seni.. tamam sevgilim, çok sağol, iyiki varsın.. biliyormusun yavrum? Neyi bitanem? Sen de iyi ki varsın, melisa çiçeğim..
Halikarnas Şarapçısı
Adam, kadını belinden tutar tutmaz kucağına alıverdi. Doğru arabasına götürüp arka koltuğa fırlattı kadını. Gerçek bir rehine gibi davranmıştı kadına ve bu haşin hareketi kadının oldukça hoşuna gitmişti. Evinin önüne çekti, inip kadının kapısını açtı, tekrar kucakladı kadını ve eve çıkardı. Evine hoş geldin madam, istediğin gibi takılabilirsin, ben bi duş alıyorum, istersen bana eşlik edebilirsin. Ben biraz uzanıcam burda sevgilim..
Duş dediği yarım saatlik banyoya dönüşmüştü adamın. Kadın adamı beklerken uyuyuvermişti. Ne kadar rahatlamıştı içi birden hemen o rahatlıkla vücudundaki tüm kaslar gevşemiş, kendini salıvermişti. Yatağının üzerinde masum bir kız çocuğu gibi mışıl mışıl uyuyan kadını gören adam, yanağına iki buse kondurdu, yanına yarıçıplak havluyla sarılı bedeniyle uzandı, arkasından beline sarıldı, boynundan da iki üç kez öptü, ensesine düşen melisa kokulu kumral saçlarını kokladı, ciğerlerine kadar çekti kadını adeta.. içi gıdıklanan kadın uyanır gibi oldu, adama doğru döndü. Adam kendini tutamadı, bu kez o pembe dolgun dudaklarına dudaklarını değdirdi. Soluk alış verişi hızlandı, çıplak bedenine ateş parçaları yayıldı birden. Kadın, yüzüne çarpan sıcak nefes ile gözlerini açtı, karşısında kendinden geçmek üzere olan ve kendisine odaklanmış bir çift göz görünce önce ürperdi, sonra görüş açısını genişletti, eliyle adamın kafasını okşadı ve gülümsedi. Sıhatler olsun erkeğim, mis gibi kokmuşsun. Senin kadar mis olamam bebeğim, senin kadar güzel, senin kadar yumuşak, senin kadar muhteşem, aman tanrım! Sen nesin böyle..
Deliler gibi seviştikten sonra derin bi uyku çektiler. Uyandıklarında sanki çok uzun süredir aynı evde yaşayan karı kocadan farksızdı tavırları. Kadın gidip duşunu aldı, adam kendini toparlayıp salona geçti. Boxer don vardı üzerinde sadece. Suyu ısıtıp iki büyük bardak sütlü kahve yaptı. Kadın da vücudunu ve saçlarını havluya sarmış şekilde gelip salondaki masaya oturdu. Kahvelerini birbirlerine gülümseyerek içtiler. Gerçekten de yaşananlar üzerine konuşmak istemiyor gibi görünüyorlardı. Kahveler yarım kaldı, kadın adamın kucağına zıpladı, sonra kucağında zıplamaya başladı ve uzun süre bu ritüeli tekrar etti. Birkaç kez ardı ardına çığlıklar attı ve tatmin sınırına ulaştı. Bu andan itibaren bir utangaçlığa büründü, yanakları kızardı, bir kutu allık sürse bu kadar anca olurdu. Alelacele olmasa da üzerini giyindi kadın. Adamın sorduğu ya da sormaya çalıştığı suallere karşılık vermiyor, söylediklerini duymazlıktan geliyordu. Adam ayağa kalkıp üzerine doğru yürüdü, napıyorsun sen? Neyin var? Ne oluyor sana?.. hiiç.. nası hiiç! Korkuyorum işte, korkuyorum! Neyden kimden korkuyosun? Bilmiyorum, ilk defa böyle bir şey yapıyorum, yani çok alışkın olduğum bir durum değil bu, biliyosun ki.. tamam sevgilim, tamam şşş…
Adam, kadını bir süre sımsıkı sardı, sarıldı, öptü, okşadı, güzel sözler söyledi. Onu rahatlatmaya çalıştı. İstersen balkona çıkıp biraz hava alalım. Ama benim eve gitmem lazım.. eve mi? Evden kaçırmadım mı ben seni? Niye karar değiştiriyorsun şimdi? Karar değiştirmiyorum, eve durumu bildirip eşyalarımı toplayacağım. Sonra da gelicem işte.. bu akşam gelir misin? yok, bu akşam son kez kalayım, kesin tartışma yaşarız biraz, uzar gider konuşmalarımız belki de sabahı bile bulur. Pekala sen öyle diyorsan ama ters bişey olursa mutlaka haber ver, hemen gelir alırım seni.. tamam sevgilim, çok sağol, iyiki varsın.. biliyormusun yavrum? Neyi bitanem? Sen de iyi ki varsın, melisa çiçeğim..
Halikarnas Şarapçısı
20 Eylül 2014 Cumartesi
Ege'ye Kış Geliyor

Hava daha erken kararıyor
Deniz deli gibi kabarıyor
Martılar uzaklara göç ediyor
Kış geliyor artık egeye
Mandalinalar sararıyor
Ayvalar sulanıyor
Nar kıpkırmızı kanıyor
Kış geliyor artık egeye
Dost bildiğin gidiyor
Rodos seferi bitiyor
Lodos bile üşütüyor
Kış geliyor artık egeye
Gönlümün telaşı bitiyor
Aşkımın ateşi düşüyor
Güneşin batışı söylüyor
Kış geliyor artık egeye
Halikarnas Şarapçısı
18 Eylül 2014 Perşembe
Kadın - 8
Kadın genç yaşta dul kaldığı yetmiyormuş gibi üstüne üstlük işinden de olmuştu. Var mıydı başka çaresi? Varacaktı o son kullanma tarihi geçmiş herife. Artık koca mı derdi, dede mi yoksa moruk mu? Ona daha sonra karar verirdi elbet, şimdi daha önemli bir mesele vardı, o canlı cenazenin yatağına, koynuna girmek; onunla aynı mezara girmek gibi bişeydi bu. Bunu düşündükçe geri adım atıyordu bu karardan. Diğer taraftan da, ne zaman kararından vazgeçecek olsa içinde bulunduğu çaresizliği düşünüyor, adamın bir ayağı çukurda durumuna umut bağlıyor, -amaaaaann! deyip yine yaşlı herifle evlenme fikrini onaylıyordu.
Nihayetinde saray düğünü sayılabilecek bir balo salonunda nikahı kıyıldı. Daha ne isterdi bi kadın? Hem de böylesine çapulcu haldeyken, asilzadelere gelin olmak.. bir seneye kalmaz bu adamı öbür tarafa postalarız zaten, sonra vur patlasın çal oynasın.. yahu bu adamın çoluğu çocuğu da yok, kimsesiz nasıl zengin olmuş bu kadar? Etrafında sürekli pörsümüş dostları, yıllanmış arkadaşları, paralı işçileri, dalkavukları.. kalmış dededen babadan işte. iyi de o kime bırakacak bu kadar malı? Ondan çocuk yapma düşüncesi bile midesini bulandırdı. Ee kardeş kardeş durmak için mi evleniyordu adam sanki.. ne bileyim ben, içer içer yatarız artık napalım. Bu da orospuluğun bi çeşidi sonuçta. Hem insan bi kere düştü mü alışıveriyor her duruma. Alışmayacak da napacak? Alışmış kudurmuştan beter derler, eyvahlarım olsun! Ne var be, ben de erkek gibi yaşayacağım bundan sonra, canımın istediğiyle sevişip, canımın istediği yere gideceğim. Paşa gönlüm ne istiyorsa onu yapıcam, artık her şeyi yapabilecek kadar param, imkanım var. Bu moruk güzel bi gece için bi dediğimi iki etmez nasılsa. Ay kocacım şunu istiyorum, ay kocacım bunu istiyorum, ay kocacım falan ay kocacım filan.. bıktırır mıyım ki? Amaaann! Çok da fifi.. bıkarsa ben de başka zengin bi moruk bulurum hahayyt.. nasıl olsa alıştık bi kere orospuluğa.. kadın milleti bi kere geçti mi bu yoldan gerisi önemli değil nasılsa..
Misafirler gidince artık baş başa kalma zamanı gelip çatmıştı. İhtişamla süslenmiş, güllerle donatılmış, en pahalı şaraplarla cezp edilmiş büyülü bir mahzen gibi hazırlanmış odalarına çıktılar. Moruk pis pis gülerek kadına yaklaştı. Kadın bir adım bile atmadan bekledi, gözlerini kıstı, kapadı. Vücudunda örümcek gibi dolaşan parmakları hissetti, kasıldı. Yanağına şapırtılı bir öpücük değince kendini geri çekti, önce biraz şarap içelim kocacım..
Herif hiç istifini bozmadı, hay hay karıcım.. pis pis sırıtmasıyla beraber şarabı kadehlere doldurdu ve kadına uzattı. Kadehini tokuşturmaya hazırlanan adam daha ne olduğunu anlamadan kadın boş kadehi uzattı, bi tane daha kocacım.. şaşkınlığını hoşuna gitmiş gibi bir ifadeyle gizlemeye çalışan adam, hay hay karıcım.. diyerek kadının boş kadehini doldurdu ve ona uzattı. Bu kez şerefine kaldırmışlardı, ama neyin şerefine? Yaşlı adam bir yudum alıp kadehini masanın üzerine koydu, kadın yine boş kadehini uzattı, bir tane daha alabilir miyim kocacım? Biraz ara ver ama güzel karıcım, seni biraz sevmek, öpüp koklamak istiyorum..
Bunun için bana biraz daha şarap vermelisin seni yaşlı kurt.. bunu söylerken çakırkeyf olduğu anlaşılıyordu, hem yaşlı kurt deyimi de moruğun hoşuna gitmişti. Yüzündeki aynı ifadeyi takınarak kadının kadehini doldurdu ve ona uzattı. Hadi bakalım karıcım bu güzel yuvamıza içelim, arkasını dönüp masadaki kadehine uzandı, tekrar kadına döndüğünde kadının elindeki boş kadehi gördü. Bu kez yüzündeki o zoraki sevimli ifade tamamen kayboldu. Bunu niye yapıyorsun, anlamıyorum. Mutlu değil misin? canın bişeye mi sıkkın, anlatabilirsin şimdi lütfen.. belki bir kadeh şarap daha içersem anlatabilirim.. aaa yeter ama! Yetmeeezzz.. bir kadeh daha seni pis moruk.. artık iyice zıvanadan çıkmaya başlamış, dilini kontrol edemez olmuştu. İçinde ne varsa dışarı, bir hışımla dışarı fırlamaya müsaitti. Kontrol mekanizması, irade devre dışı kalmıştı. Hadi bana şarap koy alçak herif, beni kandırıp yatağa atma peşindesin değil mi? Sanki benim seninle neden evlendiğimi bilmiyorsun, hadi ordan.. ne kurnaz hergelesin sen.. seninle sevişmek istemiyorum anlıyor musun, lütfen dışarı çıkar mısın, başka odada yat sen..
Yaşlı adam dehşet içinde bakıyordu kadına, demek, demek öyle.. şaşkınlıktan dili tutulmuş, ne diyeceğini bilemiyordu, sinirinden eli kolu titremeye başlamıştı. yüz kasları kontrolsüzce hareket ediyor, tikleri meydana çıkıyordu. Boğazı düğümlendi, göğsü sıkıştı, nefesi daraldı, alnından soğuk terler akmaya, sırtına dikenli oklar batmaya başladı. Giderek beli büküldü, dizleri kıvrıldı, tiyatro sahnesinde shakespeare trajedisi oynayan baş aktör gibi yavaş hareketlerle yere yığıldı. Kadın bir düş görüyormuş gibi izledi adamın yerdeki son çırpınışlarını. Kadına doğru uzattığı yardım isteyen eli, kendi üzerine düşünce çırpınışları durdu, gözleri pörtledi, bakışları tavana sabitlendi, çenesi düştü ağzı sonuna kadar açıldı.. göğsü inip kalkmıyordu artık, kadın o sarhoş halinde gülmeye başladı. Yaşasıııın moruktan kurtuldum..
Kalktı, bir şişe şarap daha açtı, hem yaşlı adamın hem de kendi kadehine doldurdu. Kadehleri birbirine vurdu ve senin şerefine pis moruk! diyerek tek seferde bitirdi yine.. şimdi bu adam uykusunda kalp krizinden gitti desinler diye onu sürükleyip yatağa yatırdı. Sabah olunca çığlığı basacak, aşçı uşak hizmetçi bahçıvan şöför evde kim varsa başına toplayacak, bu işten tereyağından kıl çeker gibi kurtulacaktı. Bu sinsice planı kurarak kendisi de koltuğun üzerinde sızıp kaldı. Bakalım sabah neler olacaktı..
Halikarnas Şarapçısı
Nihayetinde saray düğünü sayılabilecek bir balo salonunda nikahı kıyıldı. Daha ne isterdi bi kadın? Hem de böylesine çapulcu haldeyken, asilzadelere gelin olmak.. bir seneye kalmaz bu adamı öbür tarafa postalarız zaten, sonra vur patlasın çal oynasın.. yahu bu adamın çoluğu çocuğu da yok, kimsesiz nasıl zengin olmuş bu kadar? Etrafında sürekli pörsümüş dostları, yıllanmış arkadaşları, paralı işçileri, dalkavukları.. kalmış dededen babadan işte. iyi de o kime bırakacak bu kadar malı? Ondan çocuk yapma düşüncesi bile midesini bulandırdı. Ee kardeş kardeş durmak için mi evleniyordu adam sanki.. ne bileyim ben, içer içer yatarız artık napalım. Bu da orospuluğun bi çeşidi sonuçta. Hem insan bi kere düştü mü alışıveriyor her duruma. Alışmayacak da napacak? Alışmış kudurmuştan beter derler, eyvahlarım olsun! Ne var be, ben de erkek gibi yaşayacağım bundan sonra, canımın istediğiyle sevişip, canımın istediği yere gideceğim. Paşa gönlüm ne istiyorsa onu yapıcam, artık her şeyi yapabilecek kadar param, imkanım var. Bu moruk güzel bi gece için bi dediğimi iki etmez nasılsa. Ay kocacım şunu istiyorum, ay kocacım bunu istiyorum, ay kocacım falan ay kocacım filan.. bıktırır mıyım ki? Amaaann! Çok da fifi.. bıkarsa ben de başka zengin bi moruk bulurum hahayyt.. nasıl olsa alıştık bi kere orospuluğa.. kadın milleti bi kere geçti mi bu yoldan gerisi önemli değil nasılsa..
Misafirler gidince artık baş başa kalma zamanı gelip çatmıştı. İhtişamla süslenmiş, güllerle donatılmış, en pahalı şaraplarla cezp edilmiş büyülü bir mahzen gibi hazırlanmış odalarına çıktılar. Moruk pis pis gülerek kadına yaklaştı. Kadın bir adım bile atmadan bekledi, gözlerini kıstı, kapadı. Vücudunda örümcek gibi dolaşan parmakları hissetti, kasıldı. Yanağına şapırtılı bir öpücük değince kendini geri çekti, önce biraz şarap içelim kocacım..
Herif hiç istifini bozmadı, hay hay karıcım.. pis pis sırıtmasıyla beraber şarabı kadehlere doldurdu ve kadına uzattı. Kadehini tokuşturmaya hazırlanan adam daha ne olduğunu anlamadan kadın boş kadehi uzattı, bi tane daha kocacım.. şaşkınlığını hoşuna gitmiş gibi bir ifadeyle gizlemeye çalışan adam, hay hay karıcım.. diyerek kadının boş kadehini doldurdu ve ona uzattı. Bu kez şerefine kaldırmışlardı, ama neyin şerefine? Yaşlı adam bir yudum alıp kadehini masanın üzerine koydu, kadın yine boş kadehini uzattı, bir tane daha alabilir miyim kocacım? Biraz ara ver ama güzel karıcım, seni biraz sevmek, öpüp koklamak istiyorum..
Bunun için bana biraz daha şarap vermelisin seni yaşlı kurt.. bunu söylerken çakırkeyf olduğu anlaşılıyordu, hem yaşlı kurt deyimi de moruğun hoşuna gitmişti. Yüzündeki aynı ifadeyi takınarak kadının kadehini doldurdu ve ona uzattı. Hadi bakalım karıcım bu güzel yuvamıza içelim, arkasını dönüp masadaki kadehine uzandı, tekrar kadına döndüğünde kadının elindeki boş kadehi gördü. Bu kez yüzündeki o zoraki sevimli ifade tamamen kayboldu. Bunu niye yapıyorsun, anlamıyorum. Mutlu değil misin? canın bişeye mi sıkkın, anlatabilirsin şimdi lütfen.. belki bir kadeh şarap daha içersem anlatabilirim.. aaa yeter ama! Yetmeeezzz.. bir kadeh daha seni pis moruk.. artık iyice zıvanadan çıkmaya başlamış, dilini kontrol edemez olmuştu. İçinde ne varsa dışarı, bir hışımla dışarı fırlamaya müsaitti. Kontrol mekanizması, irade devre dışı kalmıştı. Hadi bana şarap koy alçak herif, beni kandırıp yatağa atma peşindesin değil mi? Sanki benim seninle neden evlendiğimi bilmiyorsun, hadi ordan.. ne kurnaz hergelesin sen.. seninle sevişmek istemiyorum anlıyor musun, lütfen dışarı çıkar mısın, başka odada yat sen..
Yaşlı adam dehşet içinde bakıyordu kadına, demek, demek öyle.. şaşkınlıktan dili tutulmuş, ne diyeceğini bilemiyordu, sinirinden eli kolu titremeye başlamıştı. yüz kasları kontrolsüzce hareket ediyor, tikleri meydana çıkıyordu. Boğazı düğümlendi, göğsü sıkıştı, nefesi daraldı, alnından soğuk terler akmaya, sırtına dikenli oklar batmaya başladı. Giderek beli büküldü, dizleri kıvrıldı, tiyatro sahnesinde shakespeare trajedisi oynayan baş aktör gibi yavaş hareketlerle yere yığıldı. Kadın bir düş görüyormuş gibi izledi adamın yerdeki son çırpınışlarını. Kadına doğru uzattığı yardım isteyen eli, kendi üzerine düşünce çırpınışları durdu, gözleri pörtledi, bakışları tavana sabitlendi, çenesi düştü ağzı sonuna kadar açıldı.. göğsü inip kalkmıyordu artık, kadın o sarhoş halinde gülmeye başladı. Yaşasıııın moruktan kurtuldum..
Kalktı, bir şişe şarap daha açtı, hem yaşlı adamın hem de kendi kadehine doldurdu. Kadehleri birbirine vurdu ve senin şerefine pis moruk! diyerek tek seferde bitirdi yine.. şimdi bu adam uykusunda kalp krizinden gitti desinler diye onu sürükleyip yatağa yatırdı. Sabah olunca çığlığı basacak, aşçı uşak hizmetçi bahçıvan şöför evde kim varsa başına toplayacak, bu işten tereyağından kıl çeker gibi kurtulacaktı. Bu sinsice planı kurarak kendisi de koltuğun üzerinde sızıp kaldı. Bakalım sabah neler olacaktı..
Halikarnas Şarapçısı
12 Eylül 2014 Cuma
Kadın - 7

Uyandığında saat 10a geliyordu. Öğleden önce ararım demişti adam. lavabosu, giyinmesi, çıkması yarım saati geçmemişti. Tam takır kuru bakır buzdolabının yanından geçerken sadece yarım paket sütten bir bardak koyup içmişti. Köşe başındaki büfeden gazetesini aldı. CHP’nin kongresinden falan bahsediyordu. Arka sayfaları çevirdi, Beşiktaş’ta yeni transfer Sosa sakatlanmış. Kıvırıp koltuk altına aldı, gelen dolmuşa bindi.. Yeni ayılıyor gibiydi. Dün geceki olayların bilinci, ağırlığı, gün ışığı ile bu kaynaşan kentin sokaklarıyla başlamıştı. Peki ne olacak şimdi? Hiç, ne olacak? İşe gideceksin, öğleden sonra adamla buluşacaksın, yemek yersiniz birlikte, kordonda kahvelerinizi içersiniz, akşam da birlikte adamın Alsancaktaki evine gidip.. Suç kimde peki? Onda mı? Bende mi? Ya da Tanrı da..
Akşam birlikte eve gideriz, önce telefon ederim bizim eve.. Havadan sudan biraz konuştuktan sonra gönül almış olurum hem.. Ne de sevinirler.. Sonra biz şaraplarımızı yeni kadehlerimize koyup yudumladıktan sonra..
Bornova’da indi. Ağır ağır yürümeye başladı. Bilmem ne Bank, kapitalin yeni adresi. Saat 11’e geliyordu, beş dakika falan var.. ya adam ararsa şimdi? Acaba önce ben mi arasam? Öğle arası ararım, yemekte daha rahat konuşuruz hem. Müsaitse o da gelir işte ne güzel birlikte yemek yeriz..
Üniversitenin giriş kapısına doğru yürürken, kapı çevresinde dolaşan polisleri gördü. Uyandığından beri sürüp giden sinsi bulantı, iç ezikliğine dönüşüverdi. Önemsememeğe çalıştığı bir çırpıntı başlamıştı içinde. Bir şeyler mi bekliyor bu herifler? Bunlara ne oluyor gene? Katanalar gibi besili, kocaman atlar üstündeki polisler ellerindeki uzun coplarla olduklarından daha yarma görünüyorlardı. Bir tane vursalar adama.. yada at çarpsa, tepse..? at tepmesi ne demek bilmezmişsin gibi.. köyde dayımın oğlunu tepmişti dağda, hem böyle miydi o? Uyuz çelimsiz bi eşekti. Yolunu değiştirdi, karşı kaldırıma geçti. İtiş kakış derken sen de düşürüverseler, ne fena olur.. hadi sakat kaldın durup dururken..
Küçükparka doğru, adamla ilk buluştukları akşamı hatırladı. Sonra kavgayla çekip gittiği günü.. o günün bile bir tadı vardı sanki. Şimdi ona bi telefon etseydim ama daha gelmemiştir. Toplantıdan sonra ararım. Hafta sonu demiştim ama sürpriz yapıp bu akşam gidelim diyicem evine. Çocuklar gibi sevinecek yine..
Üniversite bahçesine girerken saate baktı., onbire geliyordu. Kızlı oğlanlı kalabalık her günkü gibi akıp gidiyordu. Görünürde her hangi bir olağan üstülük yoktu. Niye olsun ki? Dün akşam mecliste ne kavgalar çıkmış. Herifler anayasayı çiğniyor. Çiğnerler, burası Türkiye! Dün kantinde bile çocukları epey hırpalamışlar, bize ne? demiş bir çoğu, çiğnenirse çiğnensin anayasa. Dersinize baksanıza siz! Hele hukuktaki ezgi diye kıza çok bozuluyorlardı. Züppe çıkışlarıyla öteden beri batarmış çocukların gözüne. Anne sevgisine bile karşı çıkarmış.. Anne sevgisi yok ki, anayasa sevgisi olsun orospuda. Hem ezgi bir değil ki, ana sevgisi olanın da hiç geri kalır yanı yok. Hastanenin önüne gelince bakındı, henüz tanıdık kimseye rastlamadı. Karşıdaki cam kanatlı büyük kapıdan girip çıkanlara bakınarak yavaş yavaş girdi içeri. İki yandaki koridorlar, merdiven başları, mermer direklerle çevrili loş orta boşlukta her zamanki gibi bütün katlardan yankılanan sesler uğulduyordu. Soldaki merdivene yönelmişti, tanıdık yüzlerle karşılaştı. Tıptan, iktisattan, hukuktan.. yanında pek de tanımadığı bir kalabalıkla Hakan da yukarı kattan iniyordu. Erkenden gelmişler demek. Kolunu biri tuttu kadının, döndü Hande idi. Kantinde tartışmalar oluyor, dedi. Sınıfları dolaşıp herkese haber verelim. Dersleri boykot ettirelim.. önce öğretim üyelerine söyleriz, derslere geç girsinler biraz..
Bu konular dün geceden beri konuşulmuştu. Nasıl olacaktı bu iş? Hepsinin yüzlerinde sararma vardı. Yalnız heyecan değil, üstüne gittikleri bir çekingenlik de söz konusuydu. Sınıflara doğru yola çıkınca yanlarına başkaları da katılmaya başladı. Bu atılım, bütün olumsuz duyguları gittikçe artan bir devinimle çiğneyip yok etmeye, yerine bir dayanışma sıcaklığı getirmeye yetmişti. Hukuk dersliğinde kürsüye çıkan kadının seslenmesiyle şaşkınlık içerisinde durup bakakaldı öğrenciler.
Arkadaşlar bugün dersleri boykot ediyoruz! Meclistekiler anayasayı çiğnediler! Memlekette hukuk mu kaldı ki hukuk okuyacaksınız? Gülenler, dalga geçenler oldu ama kadın paldır küldür konuşup boykota çağrıyı üstlendikçe şaşkın bir sessizlik yayılmaya başladı. Yanında kimlerin olduğunu bile bilmeden onbeş yirmi kişilik bir kalabalıkla bir başka anfiye daldılar.
Tebeşiri eline alınca yine heyecanlandı. Kızlı erkekli öğrenciler öyle kuşatmışlardı ki çevresini, kendini toparlayıp DERSLERE BOYKOT, ANAYASA ÇİĞNENDİ! yazdı.. bütün sınıf okuyordu yazıyı. Başka biri çıktı kürsüye, Anayasa çiğnendi protesto edeceğiz. Herkes aşağı insin arkadaşlar, heykelin önünde buluşucaz.. diye bağırdı..
Homurtular, alkışlayanlar, karşı çıkanlar, gülüp dalga geçenler.. Sınıftan çıkarlarken, arkasında belirsiz bir kaynaşma bırakmışlardı. Aralarına yeni katılanlar kocaman bir yığın olarak diğer yandaki sınıfa girdiler.
Tepkiler hep aynıydı, daha çok ilgisizlik hakimi. Bazı öğretim üyelerine başvurmuşlardı derslere girmemeleri için. Onların da bazıları katıldı bu eyleme, bazıları yanaşmadı. Kantine indiklerinde oldukça kalabalık bir grup olmuşlardı. Kadın yüksek bir yer eçıkıp ordan da seslendi öğrencilere,
- Arkadaşlar! Biliyorsunuz ki Anayasa çiğnendi.
- Bilmiyoruz!
- Bilmiyorsan öğren! Anayasayı çiğnediler, biz de protesto için derslere girmiyicez!
Yine her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Daha çok beklemek, gelen öğrencilerin de dağılmasına sebep olabilirdi. Hep birlikte bahçeye çıktılar, yaklaşık iki yüz kişi vardı. Tanımadıkları bir sürü yeni yüz vardı aralarında. Hande kadının peşinden ayrılmıyordu.
- bağımsızlık marşı söyleyicez arkadaşlar!
Bir kımıldama ve kaynaşma oldu. İstiklal marşı yükselmeye başladı arka saflardan..
- kooorkma sööönmeeez buuuu şafaaaakk..
söylemesi zor istiklal marşına çoğu yığınlarda olduğu gibi parça parça, herkes bir yanını söyler biçimde inceli kalınlı başlamışlardı. Kısılan, soluğu kesilen sesleriyle tam bir uyumsuzluk örneği vererek bitirmeye çalışıyorlardı. Nihayet bitirdiler.. sessiz yürüyüşe geçip ana binanın orta boşluğundan bahçedeki heykelin oraya vardıklarında yeni katılanlarla kalabalık bir orduya dönüşüvermişti. Konuşmalar başlıyordu ki, üniversitenin girişinden bi tane TOMA öğrencilerin üstüne doğru yürüdü. Tazyikli su sıkmaya başladı. Öğrenciler kaçıştılar. Anons geçildi; - Dağılın!
Öğrencilerde ilk şaşkınlığın yarattığı kaçışma durmuştu. Gaz bombalarının da bir etkisi olmamıştı. Kimse polisin gücüne inanmıyordu. Kaçışma sırasında kadının ayağına basmışlar, canı çok yanmıştı. Hande yine kolundan tutup çekti. – içeri gir en iyisi sen, kötü durumdasın.. diyordu. Kadın bütün gücüyle çekip aldı kolunu ve Handeyi tersleyerek – bırak bee! diye bağırdı.
Birkaç erkek öğrenci polislere doğru yürüyerek bağırdılar, diğerleri de yüreklenmişti. Bağrışmalar başladı. – çıkın buradan faşistler! - Mustafaaa Kemaliiin as-ker-leri-yiz!
Polisler daha da sert müdahalelere başlamış, orantısız güç kullanmışlardı. Dağılın ulan, hadi herkes işine gücüne.. diyerek tazyikli suyu rastgele sıkıyorlar, gıcık oldukları öğrenci grubunun üzerine de gaz bombası fişeklerini ateşliyorlardı. Birden bir öğrencinin bağırdığı duyuldu. Kafasına gaz fişeği denk gelmiş, kaşının yanından kanlar süzülüyordu. Yere yığılmak üzereyken tuttular. Şaşkınlık, korkuya dönüşmüştü öğrencilerde. İtiş kakış kaçışmaya başladılar.
Vay canına be! göz göre göre vurdular adamı.. katiller.. korkuyla, kızgınlık birbirinin üstüne çıkmaya başlamıştı. Polisler daha da şımarmışlardı başarılarıyla. Ne sandınızdı hergeleler, çocuk mu eğlendiriyoruz burada?
- kaçmayın ulan, ne kaçıyosunuz?
- Ne oldu korktunuz mu..!!
Polisler, kalabalığa doğru hücum ediyordu. Çocukların bağırıp çağırması da önlenemiyordu. Kadın ortalarda biyerde sıkışıp kalmıştı. Bir ara kurtardı kendini baskıdan, kendisine doğru kaçışanları göğüslemeye çalıştı. Ne korku vardı içinde, ne çekingenlik, hepsini yitirmişti. Kafasında tek bir şey vardı, kaçışı önlemek, polise karşı direnmek..
Heyecandan kendisinin bile ilk defa duyduğu cırtlak bir sesle bağırmaya başladı:
- yazıklar olsun size be! ne kaçıyorsunuz, erkek değil misiniz siz? Ayı ulan ayıp be!
ardından başka bağrışmalar da başladı:
- kaçmayın çocuklar, direnin!
Bu haykırışlar sanki işe yaramıştı. Kaçanlar durup geri dönmeye başladı, kimisi yerlerde taş aramaya, bulanlar polise fırlatmaya başladı. Bir yandan da bağırıyorlardı:
- gidin buradan faşistler! Hükümetin itleri! Yuuuuuhhhh..!
- hükümet istifa..!
- Tayyip istifa..!
- Mustafaaa kemalin as-ker-le-ri-yiz!
Birden yağmur gibi yağmaya başlayan toprak parçaları karşısında polisler şaşaladı. Taş bulmak zordu, çocuklar ellerine geçen ne varsa fırlatıyorlardı polise. Kadın handeyi gördü bir ara, kendini kaybetmiş gibi çimlerden yolduğu toprak parçalarını fırlatıyordu..
Kitaplar, defterler havada uçuşmuş, itişip kakışmalardan sonra yeniden kaçışmalar başlamıştı. Üç polis bir öğrenciyi yakalamış, çekip sürüklemeye başlamıştı. kaçışanlardan bir kaçı dönüp atılmak istedi, kararsız kaldılar. Kadın fırladı, onu gören erkek öğrenciler de yüreklenip atıldılar. Polislerin sürüklediği öğrenciyi kolundan belinden yakalayıp polislerle aralarında çekiştirdiler. Başka öğrenciler de yardıma koştu hemen. Polisler esirini bırakıp çekilmek zorunda kaldılar. Kadın soluk soluğa kalmıştı. Biri kolundan tutup çekiyordu, döndü, yine handeydi. Silkinip kolunu kurtardı. Bir şey demeye gerek kalmadan arkadan gelen bir sürü kızlı erkekli grup giysilerinin önlerine topladıkları irili ufaklı taşları sallayıverdiler geri çekilen polislerin arkasından. Son anda, kanlar içinde saçlarından sürüklenerek götürülen bir kızı polislerin elinden kurtardılar. Savaşı kazanmışlardı, coşkuyla bağırmaya başladılar yeniden..
- hükümet istifa!
- Ya istikla ya ölüm!
- Mustafaa kemalin as-ker-le-ri-yiz!
7 Eylül 2014 Pazar
Kadın-6
Adamın evine gittiklerinden beri tedirginlik içindeydi kadın, hep izleniyor sanrısındaydı. Bu bir kuruntu muydu yoksa birileri onu takip mi ediyordu? Birkaç kez ıssız sokaklara sapıp peşinden gelenleri kolaçan etti, pek bişey göremedi. Bir yerlerden gelip geçenler vardı etrafta sadece. Sokaklar insanlarla doluydu ama bunların arasında onu takip eden birisi yoktu. Adama bu konuyu açmak istiyordu ama bunu anlatması saçmalıktı belki de, korkaklık bir yana paranoyaklık..
Oldu olası hiçbir şeyi umursamaz görünüyordu adam, kendini bildi bileli bu koşullar kaygılandırmaktan çıkmıştı kadını. Her şey olağandı, - keşke ben de onun gibi olabilsem.. dedi kadın. Daha dün adamın evine giderken yine, arkasına iyice bakınıyordu. Birkaç sokak öteden dolaşıp öyle gelmişti. Bu tedirginlik adamı da tedirgin etmesin diye bir şey diyemiyordu. - Bari o rahat kalsın ilişkimizde.. kadın böylesine alçakgönüllü bir davranışı sergilerken adamı ne kadar sevdiğinin farkına varmıştı bir kez daha.
- Aman canım, o mutlu ya böyle, onun mutluluğu beni de mutlu ediyor, böyle mutlu olacaksak varsın böyle olalım.. Nasılsa mutluluk da bir gün yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun da ne oluyor, o da bir gün bulanıyor.. sonra ortaya çıkıveren bulanıklıktan kaçmak için güçlü kulaçlar atman gerek. Bu kulaçları atarken yorulacaksın nihayet. Bir sürü pislik, timsahlar, su aygırları, ağulu yılanlar da var suda. Ne çok düşmanı var mutluluğun değil mi? Kitapçıdan bari peşimde dolanan şu adam yılan mı, timsah mı, su aygırı mı?
Çocuk parkının içinden eve doğru çıkan yolda bi daha bakındı, bu kez kimseyi göremedi. Koyu giysili, seyrek saçlı, kısa boylu, orta yaşlı zayıf bir adam da onunla beraber bakındı etrafa. Araç trafiği durunca birlikte karşıya geçtiler. Kaldırıma çıkınca bu adam, birkaç adım gerisinden yürümeye başladı kadının. Biraz ilerdeki vitrinli mağazanın önündeki elbiselere bakma bahanesiyle durdu kadın. Adam, bileğinde çanta taşıyan kokoş kadınların şeklini almış elinde sigarayı yakmış, ağır vasıta gibi geçip gitti yanından. Ucuz bir sigaranın ağır kokusu sinmişti üzerine. Omuzları çökmüş, tabiri caizse kendi dünyasından geçmişti.
Gözü bu kez ciddi şekilde takıldı vitrindeki yeşil elbiseye. O sırada camın yansımasında, karşı kaldırımdan kendisine bakarak yürüyen uzun boylu, camları siyah gözlüklü herifi gördü. Yılan bu işte! dedi. Tanıdı adamı, ikide bir yoluna çıkıyor, peşi sıra yürüyordu sonra da görünmez oluyordu. Son bikaç gündür yoktu ortalarda. – ne yapsam şimdi? Adam da bunu kolluyordu belli ki.. vitrindeki başka bir elbiseyle ilgilenirken hem de birini bekliyormuş gibi görünerek arada arkasını dönüp etrafına bakınıyordu. – şunun karşısına geçsem, ne istiyorsun ulan benden? diye çemkirsem! Ne yapar acaba? Asıl bombası da, git birden boynuna sarıl, Naber canım! diyerek şapur şupur öp yanaklarından. Asıl o zaman ne yapar?
Gülme geldi içinden, zorladı gülmemek için ama kendini tutamayıp bastı kahkahayı. Yanından gelip geçenler, bir adım daha uzağından mesafe alıp deliye bakar gibi hayretle ona baktılar. Bu bakışlar sayesinde kendini toparladı ve kafasını kaldırıp adama baktı, göz göze geldiler, irkildi. Refleks olarak, bari şu elbiseyi alayım.. diyerek mağazaya girdi, bir süre içerde gezinerek zaman kazandı. Bu arada çok güzel bir erkek gömleği gördü. Elbiseyi almaktan vazgeçip, gömleği hediye paketi yaptırdı. – Eminim buna çok sevinecek..
Yoldan geçen kocaman bir yolcu otobüsü adamı perdelemişti. İşte sıvışıvermenin tam sırasıydı şimdi. – niye kaçmaya çalışıyorum ki? Sanki peşimde azılı bir katil mi var? Mağazadan sakince çıktı, usul usul yürümeye başladı aynı kaldırımdan. Otobüs geçip gittikten sonra arkasına dönüp baktı, adam kaybolmuştu ortadan. Durup iyice süzdü etrafı, yoktu görünürlerde. Belki şimdi çıkar bir yerlerden ya da bikaç gün gene görünmez ortalarda. Derken biri daha takıldı peşine. Sanki nöbetleşe bir takip içindeydiler, vardiyalımı çalışıyorlar bunlar? İyice kuruntuya kaptırdı kendini.. çok okumanın zararları bunlar.
Şimdi döneceği sokakta pek kalabalık değil, ya o da dönerse peşimden, ne yaparım? Yürü git yoluna işte be.. hem eve ne kaldı ki.. keşke bu sefer direk evin sokağından girseydim.. ya bi tanıdıksa? İki adımda bir durup arkasına baka baka yürüyerek evin önüne geldiğini fark etti. Bir çırpıda dalıverdi apartmanın içine.. sevgilisine kavuşmak hevesiyle koşar adım çıktı merdivenleri. Kapıya dayandı, zile bastı, kapının tokmağını vurdu, o da olmadı yumrukladı kapıyı. Bir türlü açılmadı kapı, telaşlandı. Çantasından telefonunu çıkardı, adamı aradı, uzun uzun çaldı ama o da açılmadı. Yüzü iyice düştü kadının, canı fena halde sıkıldı. Elindeki hediye paketinin poşetini kapıya astı, sinirli ve gücenmiş şekilde söylenerek aşağı basamaklara yönelmişti ki kapıda bir tıkırtı duydu. Arkasını döndü, açılan kapının önünde mavi bornozuyla adam dikiliyordu.
Halikarnas Şarapçısı
Oldu olası hiçbir şeyi umursamaz görünüyordu adam, kendini bildi bileli bu koşullar kaygılandırmaktan çıkmıştı kadını. Her şey olağandı, - keşke ben de onun gibi olabilsem.. dedi kadın. Daha dün adamın evine giderken yine, arkasına iyice bakınıyordu. Birkaç sokak öteden dolaşıp öyle gelmişti. Bu tedirginlik adamı da tedirgin etmesin diye bir şey diyemiyordu. - Bari o rahat kalsın ilişkimizde.. kadın böylesine alçakgönüllü bir davranışı sergilerken adamı ne kadar sevdiğinin farkına varmıştı bir kez daha.
- Aman canım, o mutlu ya böyle, onun mutluluğu beni de mutlu ediyor, böyle mutlu olacaksak varsın böyle olalım.. Nasılsa mutluluk da bir gün yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun da ne oluyor, o da bir gün bulanıyor.. sonra ortaya çıkıveren bulanıklıktan kaçmak için güçlü kulaçlar atman gerek. Bu kulaçları atarken yorulacaksın nihayet. Bir sürü pislik, timsahlar, su aygırları, ağulu yılanlar da var suda. Ne çok düşmanı var mutluluğun değil mi? Kitapçıdan bari peşimde dolanan şu adam yılan mı, timsah mı, su aygırı mı?
Çocuk parkının içinden eve doğru çıkan yolda bi daha bakındı, bu kez kimseyi göremedi. Koyu giysili, seyrek saçlı, kısa boylu, orta yaşlı zayıf bir adam da onunla beraber bakındı etrafa. Araç trafiği durunca birlikte karşıya geçtiler. Kaldırıma çıkınca bu adam, birkaç adım gerisinden yürümeye başladı kadının. Biraz ilerdeki vitrinli mağazanın önündeki elbiselere bakma bahanesiyle durdu kadın. Adam, bileğinde çanta taşıyan kokoş kadınların şeklini almış elinde sigarayı yakmış, ağır vasıta gibi geçip gitti yanından. Ucuz bir sigaranın ağır kokusu sinmişti üzerine. Omuzları çökmüş, tabiri caizse kendi dünyasından geçmişti.
Gözü bu kez ciddi şekilde takıldı vitrindeki yeşil elbiseye. O sırada camın yansımasında, karşı kaldırımdan kendisine bakarak yürüyen uzun boylu, camları siyah gözlüklü herifi gördü. Yılan bu işte! dedi. Tanıdı adamı, ikide bir yoluna çıkıyor, peşi sıra yürüyordu sonra da görünmez oluyordu. Son bikaç gündür yoktu ortalarda. – ne yapsam şimdi? Adam da bunu kolluyordu belli ki.. vitrindeki başka bir elbiseyle ilgilenirken hem de birini bekliyormuş gibi görünerek arada arkasını dönüp etrafına bakınıyordu. – şunun karşısına geçsem, ne istiyorsun ulan benden? diye çemkirsem! Ne yapar acaba? Asıl bombası da, git birden boynuna sarıl, Naber canım! diyerek şapur şupur öp yanaklarından. Asıl o zaman ne yapar?
Gülme geldi içinden, zorladı gülmemek için ama kendini tutamayıp bastı kahkahayı. Yanından gelip geçenler, bir adım daha uzağından mesafe alıp deliye bakar gibi hayretle ona baktılar. Bu bakışlar sayesinde kendini toparladı ve kafasını kaldırıp adama baktı, göz göze geldiler, irkildi. Refleks olarak, bari şu elbiseyi alayım.. diyerek mağazaya girdi, bir süre içerde gezinerek zaman kazandı. Bu arada çok güzel bir erkek gömleği gördü. Elbiseyi almaktan vazgeçip, gömleği hediye paketi yaptırdı. – Eminim buna çok sevinecek..
Yoldan geçen kocaman bir yolcu otobüsü adamı perdelemişti. İşte sıvışıvermenin tam sırasıydı şimdi. – niye kaçmaya çalışıyorum ki? Sanki peşimde azılı bir katil mi var? Mağazadan sakince çıktı, usul usul yürümeye başladı aynı kaldırımdan. Otobüs geçip gittikten sonra arkasına dönüp baktı, adam kaybolmuştu ortadan. Durup iyice süzdü etrafı, yoktu görünürlerde. Belki şimdi çıkar bir yerlerden ya da bikaç gün gene görünmez ortalarda. Derken biri daha takıldı peşine. Sanki nöbetleşe bir takip içindeydiler, vardiyalımı çalışıyorlar bunlar? İyice kuruntuya kaptırdı kendini.. çok okumanın zararları bunlar.
Şimdi döneceği sokakta pek kalabalık değil, ya o da dönerse peşimden, ne yaparım? Yürü git yoluna işte be.. hem eve ne kaldı ki.. keşke bu sefer direk evin sokağından girseydim.. ya bi tanıdıksa? İki adımda bir durup arkasına baka baka yürüyerek evin önüne geldiğini fark etti. Bir çırpıda dalıverdi apartmanın içine.. sevgilisine kavuşmak hevesiyle koşar adım çıktı merdivenleri. Kapıya dayandı, zile bastı, kapının tokmağını vurdu, o da olmadı yumrukladı kapıyı. Bir türlü açılmadı kapı, telaşlandı. Çantasından telefonunu çıkardı, adamı aradı, uzun uzun çaldı ama o da açılmadı. Yüzü iyice düştü kadının, canı fena halde sıkıldı. Elindeki hediye paketinin poşetini kapıya astı, sinirli ve gücenmiş şekilde söylenerek aşağı basamaklara yönelmişti ki kapıda bir tıkırtı duydu. Arkasını döndü, açılan kapının önünde mavi bornozuyla adam dikiliyordu.
Halikarnas Şarapçısı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



