SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

12 Kasım 2014 Çarşamba

mey alaka

rakıyı suyla viskiyi buzla votkayı enerji ile içiyoruz da
neden aşkı hep sek içmeyi tercih ediyoruz acaba?
belki de bu yüzden yürüyemedim sarhoşluğumdan,
belki de bu yüzden midem bulandı kustum hep sokaklara..
aşkın sarhoşluğunda buldum kafayı her seferinde iyice,
nedense hep dibine kadar girmek istedim şişenin,
dibindeki o büyük sırrı keşfetmek istedim..
nasıl bir şanssa büyük boy şişeler kondu masama
ve çoktan çatlamıştı tüm kadehlerim.
fena kaybetmiştim kendimi
fena dağıttım şişeyi kafama dikince..
ne yaptığımın farkında değildim çünkü
hiçbir içkinin veremeyeceği kafayı yaşıyordum
hiçbir depremin kıramayacağı fayda sallanıyordum
Hiçbir aşçı bu tadın kıvamını tutturamazdı damağımda
Acayip uçmuş pilot hatta astronot olmuştum
Aya ilk bağdaş kuran olup marsta anasonu bulmuştum
Venüste şehvetten şarap yapıp uranüste zevkle içmiş
Jupiterde salıncak kurup satürnün çemberinden kayarak geçmiştim
Güneşin alevleri titremişti nefesimden
Alkol kokusu beyaz ışığı yedi doğal renge kırmıştı
Gökkuşağının üzerinden taklalar atarak yuvarlandım
Samanyolunun yörüngesi değişti korkudan
Diğer galaksiler karadeliğe doğru kaçmaya başladılar
az daha tanrı olduğunu ilân edecektim utanmadan
şeytan bile ibadete başlamıştı önümde
secdeye varıp af diliyordu panik içinde
gözlerim kan çanağı yüreğim feryat figan
tek hissettiğim içimde özgürce çırpınan bir kelebeğin
benekli kanatlarının oluşturduğu hava akımı serinliği
nasıl da yılan gibi kıvrılıyordu üzerimde bedeni
asıl karadeliğin ta kendisiydi onun gözleri
önce beni içine çekip kaybeden
sonra sırra kadem basıp giden sevgili
yok ettin beni
yeni bi big bang olana kadar
sadece sen durucaksın yok olan benim içimde
ve ben saklanıcam var olan senin içinde
Tanrı affetsin bizi bunun için de..
şişem de boş artık kafam ve yüreğim gibi
zamanım da boş, yatağım ve kucağım gibi
evim de odam da boş çekmeceler gibi
ellerim bomboş yüreğimde bir sızı
ateşe atılmış bir demir gibi
demir attım yalnızlığa
Hoş, kalabalık da boş ya neyse
boğazları boş, cepleri ve hayalleri gibi
bakanları bile ayrı bi boş bakıyor
boş beleş yaşayıp yine de
fazladan bi boşluk arıyor gözleri
bulduğu yere konacak
bulamazsa kesecek ağaçları
Neye kafa yoruyorum ben bu saatte?
önce ben kimim bi şunu çöz hele
bana adımı söyle bakalım
yaşım kaç nereliyim neciyim?
anam babam kim hangi köyden?
sınıfım ne bu toplum içinde?
sıfatım ne zamirim ne zarfım ne?
kaç kuruşluk insanım ben be?
değerim ne ki acaba nasıl ölçülsün?
kime hizmet ediyorum amacım ne benim?
kafamda boz tilkiler sürüyle fikrim ne benim?
dilime şarkılar dolanıyor zikrim ne benim?
aklımda sorular bulanıyor
midem de yine bulanıyor
bi nane limon ya da kekik çayı mı demlesem
belki de bi sade soda daha iyi gelir
acaba hangisi nabza göre şerbeti iyi verir?
kim bilir..


Halikarnas Şarapçısı



5 Ekim 2014 Pazar

Bodrum'da Bir Geceyarısı

Bayram gecesi başlayan ve akabinde devam eden esrarengiz karşılaşmamızda kadına iyice ısındım ve onu çözmeye başladım. Ateşli, heyecan dolu ve her kadının içinde barınan hassas bir kalbi vardı. Bazen gerçeği her şeyin üstünde tuttuğu için tedbirli, soğukkanlılıktan bihaber, hayatta uyulması gereken bazı kurallara köhne inançlar gözüyle bakan biriydi. Ara sıra da ruhu şahlanmış kimseler gibi kendi çıkarımlarıyla övünüp avunan hali gözüme çarpıyordu. Yine de bu durum ona ayrı bir çekicilik katıyordu. Düşünmeye, gerçeği aramaya, sorunların nedenlerini irdelemeye meyilli tavrında kendimi görür gibi oldum. Bu yüzden bir an bile ukalalık eden biri gibi gelmedi bana. Biraz da çocukça edalarına hayran kaldım sanırım. İşin en garibi, ilk defa bir kadının yüzüne baktıkça cazibesine kapıldım, güzelliğinin yaratığı akımda sürüklendim gittim. Bu kadınlıkla çocukluk arasındaki ince çizgi henüz belirginleşmemiş yüze, taptaze bir saflıkla arzularına karşı sarsılmaz bir inancın ışığı vuruyor, manevi bir güzellik veriyordu. O anlarda yüzeysel, savruk bir bakışın kavrayamadığı bu güzellik insanı ağır ağır etkisi altına almaya başlıyordu. Babasının onun üstüne bu kadar titremesini ve dünyadaki diğer bütün erkeklerden onu kıskanmasının nedenini ve tüm varlığıyla ona bağlanmasını şimdi daha iyi anlayabiliyordum.
Her şeye uzun uzadıya kafa yormayı sevmem bu yüzden karşımda benim adıma düşünüp çarpıcı, pratik sonuçlar çıkarabilen insanlara bayılırım. Özellikle de bunu yapan bir kadınsa ve böyle bir güzelliğe sahipse, ona aşık olmamaktan başka çarem kalmaz. Bu kadın, şimdiden benim için ruhumu yöneten bir güç, düşüncelerimde bir otorite gibi bir şey olmuştu. Oldum olası kalbi kalbimden duygulu, kafası kafamdan mantıklı ve ruhu soylu olan her insana taparcasına hayran kalırdım. Kadın da bana duyduğu yakınlık çerçevesinde dünyasını bana açtı. Üstelik benim iradem karşısında kat kat kuvvetli ve ateşli bir iradeye sahipti. Kendimden daha üstün olan bir iradeye hemen bağlanabiliyorum, bu benim en zayıf yönümdü maalesef. İlişkilerimin başlangıcında daha farkında olmadan hep bu özelliğimden yararlanıyordu kadınlar. Bir süre sonra bu fark edilince, ya kendi iradeleri kaybolup beni taşıyamaz oluyorlardı ya da beni kendi üstlerinde bir ağırlık olarak görüp sırtlarından atmak istiyorlardı. Oysa, bir erkeğin de kadın gibi sırtını dayayabileceği, güçlü bir iradeye ihtiyaç duyabileceği hiçbirinin aklına gelmiyordu. En azından düne kadar öyle düşünüyordum. Bu kadının diğerlerine göre bariz bir üstünlüğü vardı. Bir kere çocuk görünümünde bir kadındı ve uzun yıllar da bu taze görünümüne sahip olacaktı. Çocukluk hali, parlak zekası, diğer yandan fazla ön ve kesin yargılara sahip olmayışı, benim mizacıma daha uygun geliyordu. Bu esneklik bizi birbirimize doğru çekiyor, çektikçe eğdiriyordu. Baş başa verip konuşmaya başladığımızda siyasetten tutun da oyunlara, oyuncaklara kadar varan bir sohbet bizi dış dünyadan soyutlamıştı. Ara sıra terslemeye benzer çıkışları ve zıt açıklamalarından mazoşistçe zevk aldığımı itiraf etmeliyim, çünkü böylesine bir muhabbeti bu seviyede ilerletebilmek her kadının harcı değildir. Kendimi bu kadının yanında diğerlerinden daha çok rahat ve keyifli hissediyordum nedense, sanırım bunun en önemli cevabı farklı üstünlüklerimizin birbirimize hissettirdiği denklik oluyordu.

Halikarnas Şarapçısı

23 Eylül 2014 Salı

Kadın - 11 - AŞK

Sana yazmanın derin sancısını yaşıyorum. “neden?” diyeceksin beklide. İçimde büyüttüğüm çocuğa dokunuyorsun. Benim için büyük anlamlar ifade den çocuğa; aşka, aşık olmaya.. Yağmur yağdığında uslandığım ve rüzgarda tenime dokunan o büyüye.. Kollarında çocuklaşmaktı ve gözyaşlarımı omuzlarına bırakmak, geceyi gündüzüme karıştıran aşkınla avunmaktı hayalim. O adam, ona kurduğum tan ağrısındaki düşlerim ve onu arzulayan hevesimdi. Hiçbir zaman elimi uzatamadığım bir eli tutmak, dokunamadığım bir tene dokunmak, aşk.. ve gözlerine mahkum olduğum sevgili.. Cesur yüreğinin altında yatan utangaçlığı ve dudaklarının arasından çıkan tatlı gülüşü.. İnsan bir kere aşık olur desem.. inanır mısın buna? “Deli” der misin bana? De öyleyse..
Bir kere yanılır ve bir kere ölünür aşk için aşka aşık değilsen eğer. Mecnun ve Leyla’dır aşk, Tahir ve Zühre.. Sevdasına sakladığı dudaklarıdır bir kadının çeyizi. Muhafazakar mı diyorsun? Oysa iki bedenle birleşmektir kutsallığı. Benim kutsalım, ibadetimdir ve günahımdır. Benim aşkım kimseninkine benzemediğinde aşktır. Herkes gibi yaşıyorsam alınırım ben aşka. Bir de ne var biliyor musun? Kusurlarıyla sevebilmektir aşk. Söylemesi de yazması da ne kadar kolay değil mi? Kaç kişi sevebilir kusuruyla? “seni sen olduğun için seviyorum, umurumda bile değil kimin ne dediği.. ister dünyanın en çirkin adamı ol, isterse en fakiri! Seni seviyorum” demek ne zor..
Bir türkü vardır ya hani, ben onu yağmur yağdığında, elimde bir fincan çay (teyipten dinlerim ama) güzelliğin beş para etmez bu bendeki aşk olmasa. Ama unutmuşlar değil mi? Zekan olmasa da deselerdi.. ben de saçmalıyorum galiba, türkü olmazdı o zaman. Ben hiç aşık olmadım sanırım. Bunu itiraf etmek zor belki ama korkmuyorum. Aşk için bir kere ölür insan. Dünyanın en büyük cesareti ne biliyor musun? Aşk, aşk ve yine aşk. Ama aşkı da her yürek sindiremez. Üzülüyor insan şimdi bakınca yaşananlara. Eskiden, bazen bize komik gelen bir filmin başrol oyuncusu olmak isterdim ve o zamanlarda yaşamayı..
Sana bu mektubu yazarken bazen ağladım, bazen güldüm, utandım sonra. Kolay değil bu satırları yazmak inan bana. Çünkü beni ilgilendirir ve bana saklıdır hayallerim.. İstediğim zaman ve istediğim insanla paylaşırım duygularımı. İstediğim insana söylerim türkümü ve şu an paylaşmak istediğim için anlatıyorum. Benim hayatımda henüz resmi olarak adını koyamadığım Sevgili Ulaş;
Aşk, aslında birinin yüreğine üflenen küçük bir melodidir. Ölümden bile daha az korkabilmektir onu kaybetmektense eğer. Aşk, “yaşamak ne kadar güzelmiş meğer” diyebilmektir. Böyle bir öykü işte benim sana olan aşkım. Okuduğun için sonsuz kere teşekkür ediyorum sana. Kendine iyi bak Ulaş..

Sevgiler..
Kadın

Kadın -10 - ŞEHVET

Selam Ulaş,

Gerçek şu ki kalemi elime alınca, aslında nasılda zor bir görevle karşı karşıya kaldığımı anlamış bulunmaktayım ve seni bunun için cezalandırabilirim. Mektup yazmak hem de daha henüz tanıma şansı bulamadığın bir insana. (iç sesim: hele ki bu insanın gözleri sana dünyayı unutturuyorken) Ama yine de sözlerimin arkasındayım, içimden ne geliyorsa onu yazıcam. Mesela bir giriş, sonra gelişme ve bir sonuçla bağlamayı düşünüyorum bunları da 
Ahh! Teknoloji nasıl da mahkum etmiş bizi kendine, şimdi daha iyi anlıyorum efendim, zor zor, zor, çok zor bir iş bu yazmak.
Şimdi sana kendimden mi bahsedeyim önce yoksa tatlı bir beyefendiden mi? (bu tatlı beyefendi sen oluyorsun) geçen gün konuşurken, hiç kimseye olmadığım kadar ki bunda senin samimiyetinin çok fazla önemi var, kendimden kimseye bahsetmediğim kadar bahsettim sanırım. Ha insanların birbirlerini tanımaları bir ömür alırken tabiî ki birkaç satırda kendini anlatmak ya da karşındakini tanımak ya da anladığını iddia etmek saçmalık olur ama yine de sana yazdıklarımda çok samimiydim bunu bilmeni isterim.
Gelelim sana, ayyy sen ne tatlı, ne yakışıklı, ne yeme de yanında yatlık bir adamsın! (dipnot: hiç korkmadan ve aman ne düşünür diye düşünmeden yazıyorum bunları, unutma olur mu?) konuya dönersek şuan sadece gözlerini bağlayıp ellerini hareket ettiremeyeceğin şekilde arkadan birleştirip karşına geçerek dudaklarına, sadece dudaklarına saatlerimi verebilirim. Tadını çıkara çıkara, nefesini içime çeke çeke dudaklarına doymak istiyorum, hem de çok! Ne hoş olurdu ahh.. hayal etmesi bile ne hoş, gülümsüyorum ve heyecanlanıyorum aklıma her geldiğinde. İnanılmaz bir duygu bu ve bunu bana hissettirdiğin için sana kölelik yapabilirim bayım. Çünkü gerçekten daha önce de anlattığım gibi aslında insanlara karşı öfke beslemekteyim, kimsenin beni hak etmediğini düşünürüm ve yanıma bile yaklaştırmam. Öfkeli olmamın nedeni uzun, bunu burada anlatmama gerek yok zaten sen çok akıllı bir adamsın, ne kadar zeki olduğun konuşurken anlaşılıyor. (iç sesim: umarım beni aptal bulmuyordur ve samimiyetime güveniyordur ki ben olsam benim gibi birine aptal derdim)
Mmm.. Öyle işte, seni tanımayı çok istiyorum işin gerçeği.. nasıl oldu ben de bilmiyorum ama evet görmeden, sesini duymadan ve sana dokunmadan seni yaşayabiliyorum, hissedebiliyorum, bu çok hoş ve çok ilginç. Tuhaf bir girişin var hayatıma, 15 gün öncesine kadar varlığından bile haberdar değildin. (ki çok büyük bir kayıpmış) Bana hep benim dışımda bilmediğim milyonlarca hayat olduğu düşüncesi garip gelmiştir ama benim sevdiğim hayatların olabileceği düşüncesi de çok çok acayip.
Tanımadığım, neler yaşadığını bilmediğim, aç mı tok mu? zengin mi fakir mi? çirkin mi güzel mi? milyonlarca insan.. ve aniden o hayatlardan birinin karşıma çıkması. Maalesef önceni bilme imkanım yok, tiyatroyla ilgilendiğini biliyorum sadece ama bunun dışında ne yaparsın, ne yer ne içersin? Neye kızarsın, seni, ne mutlu eder, ne üzer? Hayata bakışın daha nasıldır? Hangi takımı tutarsın mesela? (dipnot: en büyük cimbom) ailen, arkadaşların ve koskoca tanımadığım bir sen!
Ahh! Ne de güzel incelenirsin, ele alınırsın kimbilir.. Yanında olup gözlerini izleyebilirim günlerce, çok tatlı ama naapim, insanın elinde değil, seni böyle dolu dolu sevesi geliyor, her hücreni her damarını, hayatın sende bıraktığı her izi bilmek istiyorum. Bak şimdi ya, moralim bozuldu, bi de off çektim üstelik. Hissettiklerimi de anlatıyorum sana bu arada, çay içiyorum.. sana da ikram etmek isterdim bayım, keşke yanında olabilseydim..
Neyse ondansonracığıma, girişte miyim? Gelişmede miyim? Sonuçta mıyım? Bilmiyorum hiçte dönüp yazdıklarıma bakmıyorum çünkü yazdıklarımın hepsi o an içimden geçenler, hayat ta bu zaten an meselesi..
Mmm.. o zaman biraz da kendimden bahsedeyim, az ama.. Müzik vazgeçilmezimdir, müzik olan yerde her şeyi yapabilirim. Bana güç veriyor, olmazsa olmazım yani ve tiyatro ile onbir yıldır aralıksız ilgileniyorum. Heyecan verici her şey güzeldir ve bence tiyatro sadece verdiği heyecandan dolayı bile dünyanın en keyifli işidir, çok büyük keyif!! Radyoda reklamları ve jingle seslendiriyorum, bir ara program sunucusuydum ama artık zamanım yok bu işlere, uyumaya bile zaman bulamıyorum, oysa tembellik yapmaya bayılıyorum. Yemek yapmayı biliyorum amaa çok güzel kabak tatlısı yaparım, benden iyi yapanı yoktur yazık ki onu da seven yok, yani harcanıyorum.. : )) sana yapabilirim yap de hemen..
Evet efendim, böyle işte.. dışarıdan görenler beni hep ukala, kendini beğenmiş, havalı görürler ve pek yaklaşamazlar öekinirler, ama tam aksine fazlasıyla alçak gönüllü, sıcakkanlı bir insanım. Zenginliği sevmiyorum, lüks yaşam tarzı beni kasıyor, tercihim pizzayı çatal bıçakla değil de elimle yemekten yanadır. Zaten hiçbir pizza reklamında çatal bıçak kullanıldığını da görmedim, eh işte bizim insanların da sınıf atlama yöntemleri de bunlar, saçma çok saçma işte!
Bir erkek arkadaşım vardı, (eski erkek arkadaşım) seni ailemle tanıştırmak istiyorum ama çok çekiniyorum, bizler sıradan insanlarız demişti, acaba beni ne olarak görüyordu çok merak ediyorum.. yer sofrası benim için en zevkli sofradır mesela ama bunu anlatamıyorsun insanlara, seni direk görünüşünle yargılıyorlar. O kadar salaş eşyanın önemli olmadığı bir hayat biçimi için canımı verebilirim oysa aman bak şimdi konu nerelere gelmiş : ))
Böyle bir insanım işte, sana sulanıyor olmam asla yanlış anlaşılmasın bayım, hayatımda bir ilke imza atmış bulunuyorum sayenizde. (iç sesim: ahh! İmzaların en mükemmeli, sana tapıyorum, önünde diz çöküp hayatımım her anını anlatmak ve senin her saniyeni dinlemeyi o kadar çok arzuluyorum ki, ah be adam nasıl da bir şekilde karşılaşıyor insanlar, sana deliler gibi aşık oldum galiba) o güzel gözlerine baka baka, kokunu içime çeke çeke saatlerce uyuyabilirim. Terinin kokusunda bile bunu istiyorum bunu bil, eminim dünyanın en güzel parfümlerine değişmeyeceğim bir kokun var ve o kokuyu tenimde istiyorum. Acayip bir huzur var sende beni içine hapseden, mmm, mis miss.. neyse bu kadar yeter, ayıpla bana susiyim: ))
Eh sanırım tanımadığım bir adama yazabileceğim haddinden fazla şeyi yazdığımı düşünüyorum ve seninle bir şekilde bir yerlerde buluşabilmeyi umut ediyorum. Sanırım sana son cümlelerimi kurucam birazdan ve bu cümleleri kurarken hasretle gözlerinden öpmeyeceğim. Arzuyla, o muhteşem gözlerinin içine bakarak, dudaklarımı dudaklarında doyurma hevesiyle, saatlerce, günlerce öpüşebilme dileğiyle efendim..
Son not: sadomazoşistlik iyidir emin ol, keyif alacağın şeyler yapabilirim, korkma sakın! Dudaklarını ve kokunu bana bağışla noolur.. heyecan ve sabırsızlıkla o günün gelmesini bekliyor olacağım.. beni unutma!

Kadın

21 Eylül 2014 Pazar

Kadın - 9

Aile baskısından bunalıp da evden kaçmayı planlayan sıradan kızlardan bitanesiydi o da. Sonuç da otuzuna yaklaşmış genç bi kadın olmuştu. Bu yaştan sonra ailesine hesap mı verecekti. İşi gücü vardı, gayet de bir ev kiralayıp yeni bi düzen kurabilirdi. Hem ona yardım edebilecek bi erkek arkadaşı da vardı nihayet. Bu fikrini erkek arkadaşınla paylaşınca, adam hiç tereddüt etmeden kendi evinde kalabileceğini söyledi, mademki sevgiliyiz aynı evde yaşayabiliriz üstelik ailene rest de çektiysen hiç bi problemimiz yok demektir.. öyle ama tamamen bağlarımı kopartmadım ki.. arada sırada evime ziyarete gelirler, hele annem hiç dayanamaz mutlaka gelir bisüre sonra, temizlik yapar, yemek yapar.. tamam işte buraya gelsin, rahatlıkla kendi evin diye söyleyebilirsin burayı, o geldiğinde ben arkadaşlarda kalırım olmaz mı? Biraz tereddütte kaldı, hık mık etti, içten içe böyle bir teklifle karşılaştığı için çok mutlu olmuştu ama bunu belli etmeden düşünür gibi yaptı. Bilmem ki, gerçekten böyle mi düşünüyosun? Senin rahatını kaçırmak, düzenini bozmak istemem. Çünkü onlara belli olmaz zırt pırt geliverirler yine.. olsun be güzelim, senin o tatlı canın sağ olsun, ben senin için dışarıda bile yatarım. Yeterki sen başını sıcak düzgün bi eve sok. haftada bigün bile senin o sıcacık koynuna girip yatsam bütün yorgunluğum, sıkıntım geçer gider. Peki öyleyse, bi deneyelim en azından. Ama çok rahatsız olursak ayrı bi eve çıkarım ona göre, şimdiden peşin peşin söyleyim. Sonra yok bırakmam seni falan filan tartışmak istemiyorum.. ama ben alışırsam sana ya? Öyleyse hiç gelmeyeyim, bulurum iki güne ucuz yollu uygun bi yer.. ama bebeğim.. tamam sevgilim, ne zaman kaçırıyosun beni? Bu sabah gün ağarmadan bohçanı kap gel, sokağın başında bekliyor olucam.. o ne be öyle türk filmleri gibi.. film tadında olsun işte bitanem.. anladık iyi yazarsın biraz da oyunculuğunu geliştirmen gerek ama.. Amerikan tarzı mı seviyosun sen güzelim? Evet kuzum, aynen öyle seviyorum.. ben de seni seviyom be havalı kuzum benim, o zaman hemen şimdi kaçırıyorum seni baby, hoopp!
Adam, kadını belinden tutar tutmaz kucağına alıverdi. Doğru arabasına götürüp arka koltuğa fırlattı kadını. Gerçek bir rehine gibi davranmıştı kadına ve bu haşin hareketi kadının oldukça hoşuna gitmişti. Evinin önüne çekti, inip kadının kapısını açtı, tekrar kucakladı kadını ve eve çıkardı. Evine hoş geldin madam, istediğin gibi takılabilirsin, ben bi duş alıyorum, istersen bana eşlik edebilirsin. Ben biraz uzanıcam burda sevgilim..
Duş dediği yarım saatlik banyoya dönüşmüştü adamın. Kadın adamı beklerken uyuyuvermişti. Ne kadar rahatlamıştı içi birden hemen o rahatlıkla vücudundaki tüm kaslar gevşemiş, kendini salıvermişti. Yatağının üzerinde masum bir kız çocuğu gibi mışıl mışıl uyuyan kadını gören adam, yanağına iki buse kondurdu, yanına yarıçıplak havluyla sarılı bedeniyle uzandı, arkasından beline sarıldı, boynundan da iki üç kez öptü, ensesine düşen melisa kokulu kumral saçlarını kokladı, ciğerlerine kadar çekti kadını adeta.. içi gıdıklanan kadın uyanır gibi oldu, adama doğru döndü. Adam kendini tutamadı, bu kez o pembe dolgun dudaklarına dudaklarını değdirdi. Soluk alış verişi hızlandı, çıplak bedenine ateş parçaları yayıldı birden. Kadın, yüzüne çarpan sıcak nefes ile gözlerini açtı, karşısında kendinden geçmek üzere olan ve kendisine odaklanmış bir çift göz görünce önce ürperdi, sonra görüş açısını genişletti, eliyle adamın kafasını okşadı ve gülümsedi. Sıhatler olsun erkeğim, mis gibi kokmuşsun. Senin kadar mis olamam bebeğim, senin kadar güzel, senin kadar yumuşak, senin kadar muhteşem, aman tanrım! Sen nesin böyle..
Deliler gibi seviştikten sonra derin bi uyku çektiler. Uyandıklarında sanki çok uzun süredir aynı evde yaşayan karı kocadan farksızdı tavırları. Kadın gidip duşunu aldı, adam kendini toparlayıp salona geçti. Boxer don vardı üzerinde sadece. Suyu ısıtıp iki büyük bardak sütlü kahve yaptı. Kadın da vücudunu ve saçlarını havluya sarmış şekilde gelip salondaki masaya oturdu. Kahvelerini birbirlerine gülümseyerek içtiler. Gerçekten de yaşananlar üzerine konuşmak istemiyor gibi görünüyorlardı. Kahveler yarım kaldı, kadın adamın kucağına zıpladı, sonra kucağında zıplamaya başladı ve uzun süre bu ritüeli tekrar etti. Birkaç kez ardı ardına çığlıklar attı ve tatmin sınırına ulaştı. Bu andan itibaren bir utangaçlığa büründü, yanakları kızardı, bir kutu allık sürse bu kadar anca olurdu. Alelacele olmasa da üzerini giyindi kadın. Adamın sorduğu ya da sormaya çalıştığı suallere karşılık vermiyor, söylediklerini duymazlıktan geliyordu. Adam ayağa kalkıp üzerine doğru yürüdü, napıyorsun sen? Neyin var? Ne oluyor sana?.. hiiç.. nası hiiç! Korkuyorum işte, korkuyorum! Neyden kimden korkuyosun? Bilmiyorum, ilk defa böyle bir şey yapıyorum, yani çok alışkın olduğum bir durum değil bu, biliyosun ki.. tamam sevgilim, tamam şşş…
Adam, kadını bir süre sımsıkı sardı, sarıldı, öptü, okşadı, güzel sözler söyledi. Onu rahatlatmaya çalıştı. İstersen balkona çıkıp biraz hava alalım. Ama benim eve gitmem lazım.. eve mi? Evden kaçırmadım mı ben seni? Niye karar değiştiriyorsun şimdi? Karar değiştirmiyorum, eve durumu bildirip eşyalarımı toplayacağım. Sonra da gelicem işte.. bu akşam gelir misin? yok, bu akşam son kez kalayım, kesin tartışma yaşarız biraz, uzar gider konuşmalarımız belki de sabahı bile bulur. Pekala sen öyle diyorsan ama ters bişey olursa mutlaka haber ver, hemen gelir alırım seni.. tamam sevgilim, çok sağol, iyiki varsın.. biliyormusun yavrum? Neyi bitanem? Sen de iyi ki varsın, melisa çiçeğim..

Halikarnas Şarapçısı

20 Eylül 2014 Cumartesi

Ege'ye Kış Geliyor



Hava daha erken kararıyor
Deniz deli gibi kabarıyor
Martılar uzaklara göç ediyor
Kış geliyor artık egeye

Mandalinalar sararıyor
Ayvalar sulanıyor
Nar kıpkırmızı kanıyor
Kış geliyor artık egeye

Dost bildiğin gidiyor
Rodos seferi bitiyor
Lodos bile üşütüyor
Kış geliyor artık egeye

Gönlümün telaşı bitiyor
Aşkımın ateşi düşüyor
Güneşin batışı söylüyor
Kış geliyor artık egeye

Halikarnas Şarapçısı