SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

25 Ekim 2012 Perşembe

pembe hayaller şarkısı

çekip te buralara geldik biz
çıkıp ta buralara düştük biz
neyimiz varsa sattık biz
neyimiz yoksa battık biz

hep hayallere kandık biz
pembe hayallere inandık biz
bu hayaller peşinden
taa buralara vardık biz

pembe hayaller yüzünden
çok uzaklarda kaldık biz

ulaş tuzak
kırıkkale/atarsa 83

10 Ekim 2012 Çarşamba

Gece Nöbeti

Gece ıssız, hava ayaz ve elimde ağır bi silah
Sırtımda 4 kilo çelik yelek, başımda miğfer
Ne idüğü belirsiz bi silüet gibiyim
Vatan millet sakarya umurumda mı ki
Bu gece senin aşkının nöbetindeyim

Kulübe küçük, karanlık, soğuk ve sessiz
Sanki terkedilmiş, eskimiş, demirleri paslanmış
Her yerine gelişi güzel şafaklar kazınmış
Kim bilir hangi devrelere ne anılara şahit olmuş
İşte şimdi de ben, seni düşünüyorum onun içinde

Yalnız kalınca değil sen yokken yalnızım
Soğuk olunca değil sensizken üşüyorum
Bu da karanlık mı be sensizliğin yanında
Azrail bile acıyor bana yanımda sen olmayınca


'atarsa 98'
ekim 2012
kırıkkale

29 Eylül 2012 Cumartesi

atarsa 109

sabah oldu kalkın beyler hadi kalkın kalkın
6da iştima var hala yatan var ya
yatağını yapmayanın ismini vericem komutana
tıraş olundu, botlar boyandı, sıraya geçildi
tanrımıza hamd olsun, milletimiz var olsun
komutana dikkat! afiyet olsun..
15 dk içinde kahvaltı biticek, yemekhane terkedilicek
herkes mıntıkasına, bulaşıkhane, koğuşlar, bahçe ve kamelyalar
ellerde silgi bezleri, süpürge ve paspaslar
saat 8e geliyor beyler hadi silahlığa
silahını almayan kalmasın!
silahlar alındı, şarjör takıldı, iştimaya geçildi
yüksek tutuş! şarjör çıkart! kurma kolu çek bırak!
emniyeti aç! tetik düşür! emniyete al!
42291 nolu silah boş ve emniyette
ve muayeneye hazırdır komutanım!
uzat kolları! dirsek temas aralığı hizaya gel! ileri bak!
rahat! hazır ol! esas duruş!
baş çavuş tekmil verir bölük komutanına;
şu kadar asker şu kadar rütbeli sabah iştimasında
emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!
merhaba asker! sol! nasılsın! sol! siz de sağolun..
herkes dağılır,
koruma nöbete, asayiş devriyeye
kademe bakım onarıma, hizmet muhafaza karakola,
karargah nizamiyeye, rdm ayak işlerine..
komutanlar mesaiye başlar, asker gel asker git
asker şunu getir asker bunu getir
rütbeliler işini hep askerlere gördürür
üst devreler borusunu alt devrelere öttürür
şafağım mı kalmış, bu şafaktan sonra ben mi yapayım A.K.
ses kes şafak dinle, atarsa 109 başka da yok..
lan bi susun A.K.

5 Ağustos 2012 Pazar

en tanem

Seni düşünüyorum öyleyse varsın sen hala
Varsın olanlar olsun, ben seviyorum seni hala
Hala solmayan bir gülüsün yüreğimin
Ay parçamsın, benim en tanemsin hala

4 Ağustos 2012 Cumartesi

U Şimdi Asker

U Şimdi Asker ..ve hala kafamın içindeki karmaşa devam etmekteydi. Bir türlü ne yapmam gerektiği konusunda net bir karar veremiyordum. Tanrı henüz bana doğru zamanın gelmediği yolunda mesajlar iletiyordu. Aksi halde şimdiye kadar çoktan kurmam gereken cümleleri kurmuş, atmam gereken adımları atmış olurdum. Bilmiyorum, şu anda içimdeki sesten başka yardımcı olacak hiçbir unsur görünmüyor etrafımda. O içimdeki ses de, bana önümdeki engelleri aşmam gerektiğini söylüyor. Ben de o yüzden önümdeki askerlik engelini aşmak için askerliğe başvurdum. Yapılan işlemler sonucunda yedek subay adaylığı için sınava girmem gerektiği söylendi. Söylenenler doğrultusunda Balıkesir’e gittim bende. İlk gün epey kalabalık olacağı için ikinci gün gittim. Ama ikinci gün de az beklediğim söylenemez. Bursa ve Çanakkale’deki adayların da burada toplanması bu yoğunluğu yaratıyordu. Sabahın 9undan 10 buçuğa kadar çamların altında bekledikten sonra rütbeli bir asker sıraları okumaya başladı. 200den itibaren devam etti saymaya ve 400de bitirdi saymayı. Benim numaram 465 olduğu için bir sonraki seansa kalıyorum. Çamların altındaki yerde volta atmaya, oturmaya, düşünmeye ve sıkılmaya devam ediyorum sırayla. Saat 12 civarı olduğundaysa aynı rütbeli asker tekrar sıradan adayları çağırmaya başlıyor. Çağırılan asker adayları da numaralarını rütbeliye göstererek yanaşan servislere biniyor. Önde bir otobüs arkasında da bir minibüs var. Topu topu 48+27 den 75 kişi götürebiliyorlar. Ben 465 olduğum için ilk sefer içinde gidebiliyorum. Kendimi bu yüzden şanslı sayıyordum, oysa gittiğimiz yerde arkadan gelenleri bekleyeceğimizi bilmiyordum. Arkadan gelen gruplarla beraber, yan yana 5’erli sıralar halinde derin kolda dizildik. Bir takım bilgiler vermek için bir kadın bir de erkek rütbeli konuşmaya başladı. Ardından yeni aday numaraları verilip yakamıza asıldı. Yeni numaram 86200 oldu. Bu numarayı kaybetmememizi söylediler. Eğer kaybolursak bizi bu numaraya göre arayacaklarmış. Derken sıra hareket etmeye başladı ve önümüzdeki binaya doğru ilerledik. Her yerde asılı olan silahla şaka olmaz karikatürlü posteri tebessüm etmemi sağladı. Demek ki silahla şaka yapan bir çok geri zekalı var. Öyle ki, boş olsa bile silahı arkadaşınıza doğrultmayın yazmışlar. Neyse, karışık bir şekilde binanın içindeki sandalyelere oturduk. Her sandalyede kocaman bir zarf ve üzerinde doldurulması gereken birkaç belge vardı. Okuduktan sonra bunların izin ve tebellüğ belgeleri olduğu anlaşıldı. Nasıl doldurulacağı bariz belli olmasına rağmen defalarca tekrar ettiler. Her birinden ikişer tane vardı. Onları doldurduktan sonra, bize şubeden verilen zarfı açtırarak onun içindeki belgeleri de büyük zarfın içine koydurdular. Ama koymadan önce optik forma da en son verilen aday numaramızı kodladık. Daha sonra tek tek sıraya girip nüfus cüzdanlarımızı ve şubeden verilen belgelerimizi kontrol ettirdik. Herkesin kontrollerini bitirmesi için uzun süre bekledik. Herkes oldukça sıkılmış görünüyordu. Hava o kadar sıcaktı ki, gölgelik bir yer bulmak için kaç defa volta attığımı hatırlamıyorum. En sonunda ucundan köşesinden bir götlük yer bulup oturabildim bir arkadaşın yanına. Bir süre sonra bir hareketlenme başladı ve tekrar derin kolda sıraya geçirildik. Yine sınav salonuna doğru yürümeye başladık. Bu arada tepeden direk başıma vuran güneşi kapatmak için elimdeki zarfı şapka niyetine kullandım. Sınav salonunun önünde uzun bir kuyruk oluşturduk, zira daracık kapıdan geçiyorduk. Teker teker sınav sandalyelerine oturduk ve optik formlarımızı zarftan çıkarıp önümüze koyduk. Sahneye bir komutan çıkıp gerekli bilgileri verdikten sonra soru kitapçıkları dağıtıldı. Arkasından yarım A4 boyutunda karalama kağıtları da dağıtıldı. 25 türkçe ve 25matematik olmak üzere toplam 50 soruya 60 dakika süre verildi. Her neyse sınav başladı. Başta okuduğum soruları anlamakta zorluk çektim çünkü saat öğleden sonra 2 buçuk civarıydı ve hem karnım acıkmıştı hem de çok sıcaktı. Bir yorgunluk ve halsizlik halinde sorulara konsantre olmakta güçlük çekiyordum.hatta o kadar ki, içimden sınavı bırakıp gitmek bile geçmedi değil. Ama kendimi motive edip soruları çözmeye devam etmeyi kolay olmasa da başardım. Biraz zaman kaybetmiştim ama nasıl olsa fazladan 10 dakika verilmişti diye düşündüm. Rahat bir şekilde soruları çözerek forma kodladım. Buna rağmen sınavın bitmesine zaman kalmıştı. Üstelik çıkmak ta yasaktı. Bu yüzden zaman geçirmek adına boş bıraktığım sorulara dönüp onları çözdüm. İnanırmısınız 6-7 tane soruyu sırf sıkıntıdan zaman geçirmek için çözdüm. Sonunda sınav bitti ve optik formları arkadan öne doğru uzatmamızı istediler. Optik formlardan sonra müsveddeleri de aynı şekilde istemeleri herkeste bir şaşkınlık ifadesi yarattı. Neyse fazla söylenmeden paşa paşa onları da aynı şekilde iade ettik. Kimisi buruşturduğu kağıdı eliyle ütüleyerek veriyordu ve bir başkası da imza denemesi yaptığı kağıdı verirken tebessüm ediyordu. Ben de ufak bir desen patlatmıştım müsveddenin arkasına, öylece verdim. Ne de olsa askeriyedeydik, hiçbir şeyi sorgulamamak gerektiğini ilk günden öğrenmeliydik. Daha sonra yine sırayı bozmadan, tek sıra halinde son kontrol merkezine gönderildik. Başka bir salona, yan tarafa geçtik. Yine yeni sandalyelerimize oturtulduk. İçerisi kazan dairesi gibiydi ve resmen yanıyordu sanki. Herkes zarfları yelpaze yaptı ve sallamaya başladı. Bu defa karşımıza taşralı Akdeniz şivesiyle konuşan komik bir rütbeli asker çıktı. Aklımdan direk, stand up mı yapıyor ne, acaba diye geçti. Zaten salonda bulunan herkes içten içe gülmeye ve tebessüm etmeye başlamıştı. Ama o hiç buna aldırış etmiyor, inatla arka taraftan birine laf yetiştirmeye çalışıyor, bir yandan da bize dönüp bişeyler anlatmaya çalışıyordu. Söylediklerini anlamakta biraz zorluk çeksek te eğleniyorduk. Aramızda avukat,hakim,savcı, beden eğitimi öğretmeni, konservatuar mezunu, şehit yakını vs. olup olmadığını sordu. Bir avukatla beden eğitimi öğretmeni el kaldırdı. Onlara ayrı muamele yapılacağını söyleyip, onları gruptan ayırdı. Diğerlerine, yani bize, elimizdeki zarfları açtırıp ikişer nüsha olan belgelerin birer tanelerini arkadaki arkadaşa teslim etmemizi söyledi. Arkadaki arkadaşta sandalye üzerine çıkıp mebus edasıyla bizleri selamladı elindeki kırmızı kutuyla beraber. Çıkarken de imza atmamız gerektiğini söyleyen bir arkadaş görünüyor elinde dosyasıyla. Yine tek sıra halinde ilerlerken tanıdık bir arkadaşa rastlıyorum. Muhabbet edeyim derken sırayı kaçırıyorum. Dışarıda görüşürüz deyip sıramı yakalamaya koşuyorum. Son anda yetişiyorum belge teslim kutusuna. Ardından imza atmaya geçiyorum ve kapıdan çıkarken içerideki arkadaş aklıma geliyor. Ona dönüp allahaısmarladık diyorum ve servise koşuyorum. Son anda otobüs kapıyı kapatıyor ve kaçırıyorum. Sonraki minibüs geliyor ve ona binebiliyorum ancak. İçerisi oldukça eğlenceli, gırgır şamata şeklinde hareket ettik. Konuşmalar şu şekilde;
-abi askerlikten soğudum resmen
-evet abi beni de bir günde soğuttular
-bir günlük askerliğimizi yaptık sanki anasını satayım
Vs..
Onlara hak vermemek elde değildi. Gerçekten de öyle, bir günlük askerliğimizi yapmıştık resmen. Üstelik neredeyse aç bırakılıyorduk. Nizamiye çıkışı, bize sabah girerken vermiş oldukları yemek fişleri ile bir sandviç,ayran ve top kek alabildik. Aç kurt gibi 2 dakikada yiyip bitirdim. O sırada karşıma geçip oturan bir adam ile muhatap oldum. O’da oğlunu Bursa’dan getirmiş. Derken sırf muhabbet olsun diye, yukarıda duymuş olduğum haberi söyledim; makine mühendisleri burada kalacakmış dedim. Bakım okulu olduğu için ihtiyaç varmış. Hadi ya, dedi adam, gözleri parladı birden. Benim oğlan da makine mühendisi, dedi. Vay anasını dedim içimden, adama müjdeli haberi ben vermiştim. Ne güzel, birini sevindirmiş olmanın sevincini yaşadım. Ardından o sordu bana, istatistik dedim. Hayırlısı olsun dedi, inşallah, sizin de hayırlısı olsun dedim ve kalktım. Nizamiyeden ayrıldığımda saat 17’ye geliyordu. Neyse ki 17.30daki araca yetişebildim ve Bandırma2ya döndüm. Şu an düşünüyorum da, hakikaten 5 ayda çok şey görücez ve yaşıyıcaz..

Simyacı

Düşüncelerime sürülen bir simya olsa gerek sanrılarım
Büyülü hislerinle hapsedildiğim tatlı kabuslarında
Dünyevi kuruntulardan arınmış şekillere sokuluyorum
Ey yüce simyacı, Tanrı’nın mucizesi muhteşem yaratık
Yine dokunduğun her şeyi altın gibi parlatıyorsun
Gözlerimi kör edip gönül kapılarımı açıyorsun
Bu kapkaranlık aleminde bembeyaz sayfalar açtırıyorsun
El yordamıyla yepyeni bir kader yazdırıyorsun
Nasıl güzel okuyorsun, ne de güzel eserin
Sesinle beni benden alıp, aşık ediyorsun kendine..

Ulaş Tuzak