Sabaha yaklaştım, balkondayım hala,
Mevzular derin, mevziler sığ
Saklayamadım, saklanamadım
Denizyıldızları su yüzüne çıkmış, yüzüyorlar
Abartmadım, hiç şaşırmadım
Uykum yok, yatağım diken tarlası
Uzanamadım, dayanamadım
Kafamda gezinen yüzlerce koyun sürüsü
Çitten atlatamadım, hiç sayamadım..
Meseleyi biliyorsun ya, olamadık
Olduramadım..
Çay demledim, içmek istedim
İçemedim..
Elimi ısıtacak bardak vardı sadece
Isınamadım..
Elin yoktu elimde, elini tutamadım
Tutunamadım.
Sensiz sedasız düşünüp durmak böyle
Sükutun nabzını duymak pervasız
Kafayı kırmak böyle gecelere mahsus herhalde
Kalbimi kırmak istiyorsan sen böyle hep sus
Şu küçük kasabada sen varsın, ben varım
ama biz yokuz neden?
Dokuz yıldır buradayım ve hala görüşmüyoruz
Neden?
Tanışıyoruz, konuşuyoruz
Ama sevişmiyoruz, neden?
İki şeyi hiç saklayamam ben;
Sarhoşluğumu ve aşık olduğumu
Ve şu an aşktan sarhoşum, kimden saklıyorum
Neden?
“Özlem, gidip görmek istemen ama gidememen, görememen;
gene de, istemen” demiş bi şair,
Yahu, ben artık özlemek istemem
Canım çıkasıya kadar sevmektir huyum
Seni çekiyor canım, sana açım
Sensin, ekmeğim, suyum
“Düşmeye doyamadığım dipsiz kuyum”..
“Ayrılıklar küçük aşkları öldürür ama sevdaları büyütür
Rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi”
Senden ayrı kaldığım her dakika büyüyen bir yangınım
Dedim ya, beni söndürecek suyum sensin
Bana hayat verecek can suyum da sen..
“Su misali aktı ömrüm
Ben ne yangınlar gördüm..”
Böylesini görmedim..
Dinle ve artık anla!
Aşk için bir tedavi yok, bu sadece bir hayal
Sevmekten kurtulmak için geçilen yollar çetrefilli
Delirmek belki en kestirme çare
Ne yazık!
Tımarlandı her yanım sana gelene kadar..
Hayatım serüvenler içinde geçti
İçimde tükenmez arzular vardı
Bir sporcu ya da sanatçı gibi
Hissedince sana vurulduğumu
Ne kadar yorulduğumu anladım..
Sakinleştiğimi, durulduğumu anladım..
Denize dökülen bir ırmak gibi
Menderesler çizerek sende durduğumu
Sonumun ve başlangıcımın yine sen olduğunu
Anladım..
Bu ‘aşk’ ne garip bi sözcük
Sanki ilk kez duydum, yadırgıyorum
“Aşk”..
Bilmem bulur muyum acep
Sahile inip yollara baksam?
Karşılaşır mıyız yine prensesin orda?
Söner mi yangınım?
Yatışır mı özlemim?
Bir gün belki, nihayet, der miyim?
Bir akşam, bir sabah, bir gece yarısı
Çıkarsan karşıma yeniden,
Durup bakışırız, göz alabildiğine hem de
Zaman durur, bakakalırım yüzüne
Yüzün de manzum bir şiir, henüz okunmamış
Dudaklarımla buluşur, bir şarkı olur
Ömür boyu sürer lirik nağmelerin sedası
Güvercinlik sahilinde..
Seni düşünürken şair olacağım galiba,
Seni düşünürken, üşümüyorum bu gece
Su içmeye bile üşenen ben
Hiç üşenmiyorum seni düşünürken,
Begonviller çiçek açıyor gece gece
Gece yaseminleri daha bi güzel kokuyor
Limon bile tatlı seni düşünürken,
Kara bi kedi zıplıyor duvardan ağaca
Bir yeşil mandalina düşüyor yere
Yuvarlanıyor sahile doğru
Üşenmeden izliyorum onu da,
Seni düşünmek güzelleştiriyor her şeyi
Ruhumu boğan bu sessizlik bile en güzel şarkı şimdi
Yalnızlığım, en iyi arkadaşım oluyor seni düşünürken
İçtiğim içkiler midemi yakmıyor
Başım zonklamıyor, seni düşünüyorum
Her derdime deva seni düşünmek
Seni düşünmek, umut dolduruyor göğsüme
Kalbimi yerinden söküp seni koysalar
Daha uzun, daha mutlu, daha güzel yaşarım
Yıldızları bitirene kadar sayarım, seni düşünürken
Sen olmasan da var ederim seni yanımda
Gözlerini var eder bakarım doya doya
Ellerini var eder tutarım, ısınırım
Saçlarını var eder okşarım, koklarım
Dudaklarını var eder öperim, kana kana
Seni düşünürken hiç korkmam ölümden
Ölüm bile cennet olur senin koynunda..
Yıldızlar hep uzaktan parlar
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Orda bir köy var uzakta
Gitmesek de bizim köyümüzdür
“seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli”
Bence iki sokak ötesi de çok uzak sayılır
“Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın”
Zira ben her gece yakamoz sokakta,
Balkonda oturup sana hasret duyuyorum
Ve her gün seni arıyorum uzaklarda
Başka başka sokaklarda..
Bi tütün olsaydı da sarsaydım
Şimdi tam zamanı, şafak vakti
Bi cigara olsaydı da içseydim
İçimden çıkartamadığım cümleleri
Üfleseydim de havaya çizseydim şimdi
Şu güzel fonun üzerine üstelik
Bir Ahmed Arif sıkıştırsaydım şuraya bi yere
Okusaydın keşke bu satırlarda severdin belki beni..
“Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hain, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…”
Virtüöz: ULAŞ TUZAK
Mahlas: "Halikarnas Şarapçısı"
15 Ekim 2018 Pazartesi
7 Ekim 2018 Pazar
Temenni
Kaybolmak,
Çok zor bişey değil ki..
Lakin yüreğinin yanında yöresinde
Aklının bir köşesinde bile
Var olma çabası göstermek
Umutlara istinad duvarları dikmek
Niyetimin ciddiyetiyle
Tatlı ısrarlarımı devam ettirmek
Bunu ne onur meselesi
Ne de gurur hadisesi haline getirmek
Aklıma estiğinde şiir söylemek
Dilediğimde seni düşleyebilmek
Vesaire..
Bunlar güzel şeyler hep..
İyi geceler sevgilim
Biliyorum iyi değilsin
Ama lütfen benim için
İyileş biran önce..
Çok zor bişey değil ki..
Lakin yüreğinin yanında yöresinde
Aklının bir köşesinde bile
Var olma çabası göstermek
Umutlara istinad duvarları dikmek
Niyetimin ciddiyetiyle
Tatlı ısrarlarımı devam ettirmek
Bunu ne onur meselesi
Ne de gurur hadisesi haline getirmek
Aklıma estiğinde şiir söylemek
Dilediğimde seni düşleyebilmek
Vesaire..
Bunlar güzel şeyler hep..
İyi geceler sevgilim
Biliyorum iyi değilsin
Ama lütfen benim için
İyileş biran önce..
21 Eylül 2018 Cuma
Yalnızlığın lüzumu yok
Yaş olmuş tam çekilmez zamanında
Akıl uçmuş gitmiş baştan
İş işten geçmemiş daha
Yılgın yorgun bedene yüklenen şaheser
Şahlandırıyor ruhun damarlarını bir gece yarısı
Umut, aşktan alıyor tüm var gücünü
Ben beslemiyorum, o kendi ürüyor arsızca
Toprağımın suyunu çeken bir darı türü
Türlü minvallerde türüyor yürekte
Tüketiyor minerallerimi
Aslında ne gerek var ne de yok
Bunalmış da balkonda yatıyor ekime son kala
Minik bi gıdıklanma hissiyatı
Tatlı bi sevişme ihtiyacı belki sadece
Düşününce doğruluyor düşünce kendini
Ne gerek var yalnızlığa bu gece
Yalnızlığın lüzumu yok bence..
Ulaş Tuzak
Akıl uçmuş gitmiş baştan
İş işten geçmemiş daha
Yılgın yorgun bedene yüklenen şaheser
Şahlandırıyor ruhun damarlarını bir gece yarısı
Umut, aşktan alıyor tüm var gücünü
Ben beslemiyorum, o kendi ürüyor arsızca
Toprağımın suyunu çeken bir darı türü
Türlü minvallerde türüyor yürekte
Tüketiyor minerallerimi
Aslında ne gerek var ne de yok
Bunalmış da balkonda yatıyor ekime son kala
Minik bi gıdıklanma hissiyatı
Tatlı bi sevişme ihtiyacı belki sadece
Düşününce doğruluyor düşünce kendini
Ne gerek var yalnızlığa bu gece
Yalnızlığın lüzumu yok bence..
Ulaş Tuzak
9 Temmuz 2018 Pazartesi
Ş'eksper / Bölüm-2
Termometre 30 dereceyi gösteriyordu. Komşu bahçede yumurtlamaya çalışan zavallı tavuğun çatlamış sesiyle gıdaklaması, kavurucu öğle sıcağına katlanmayı bir kat daha zorlaştırıyordu. Bu eziyetin bir anlamı olmalıydı bu bünyede, onu bulmak için bir duble rakı ve bir dal sigaraya ihtiyacım vardı. Nitekim sevgilimle geçen gün içtiğimiz şişeden çıkan bir duble rakı ve kuzenin bitmiş paketinde unuttuğu son dal sigara işimi görmeye yetmişti. Vira bismillah dedim ve bütün bu baskıcı sıkıntıları bir kenara itip bi kuble Joe Satriani eşliğinde, soft rockçı edasıyla kafa sallamaya başladım.
Eee.. ne olacaktı bu ülkenin.. hoopp!! Orda dur birader, aman ha! Sakın! Girme bu konulara, hemen bi duble rakının gazına gelip.. gelme! Orda kal..
Eee, o zaman nasıl gidiyo işler bakalım? Hmm.. iş güç aynı be ya standart falan filan fıstık mıstık.. Tamam anladım, bu muhabbet de sarmadı galiba.. neyse..
Reimstein’a ne dersin peki?
Allaahh derim..! yok yok tövbe tövbe tuhh.. öyle demek istemedim, yani şeyy, ııııı, eee, oooo.. offf!
Rakı bizi bozuyor artık sanırsam, viskiye çıkardığımız çıtayı düşürmemek lazım bence. Yok yok ondan değil de, kendi kendine içince biraz böyle saçma oluyor bence.. saçmalayabiliyorsun.. aslında, hala saçmalayabiliyor olmak güzel bişey, bu hayatta daha hiç saçmalamayı denemeyenler bile var. Saçmalamaktan korkanlar, saçmalayınca yerin dibine girenler, öleceğini falan sananlar var.. ne harika bi duygudur ki saçmalamak, üstelik rahatça, kimseyi umursamadan kocaman saçmalayabilmek.. kendinle dalga geçip eğlenebilmek çok manyakça, çılgınca ruhların erişebileceği bir mertebe galiba. Bu düşünce bile insanın kendi egosunu okşamaya, kendini özel hissetmeye yetiyor be, daha neye ihtiyaç varsa işte..
Bir sevgili.. efendim?
Seni kucaklayan kocaman yürekli bir sevgili, işte ordaysa, ne şanslıyım demek ki, 4 hatta 5 yapraklı yoncaya sahip olmak gibi.. kımıldanıyor tembel bedenimden ruhum, gıdıklıyor ince düşüncelerimi, çıkmak istiyor bu kapalı havzadan, kendini göstermek istiyor, renklerini göğe yaymak ve havada dans etmek istiyor, alkış istiyor.. coşmak, koşmak, kendini bir kez daha başarmak istiyor marjinal duygularım. Bir tek ben masalını, bir tek biz halinde sergilemek istiyor, kendi sahnesinde değil bu kez tüm sahnelere turneye çıkmak istiyor. Ve çıktı işte, buyurun bakalım herkese iyi seyirler..
Ya rayyah..
Havada bi esinti çıktı, perdeler kıpırdıyor, servi ağaçları hışırdıyor balkonumda. Ohh bee.. nefesim ferahladı, yüreğim refahlandı. Şimdi daha dinç bi şekilde konuşabiliriz sizlerle. Don’t worry, be happy ;)
Whatsapp..
Mesaj geldi, bi telefonuma bakmam lazım. Neyse ki konuşarak yazma özelliği getirmişler, çok işime yaradı bu özellik benim. O kadar zor ki şimdiki telefonlarda dokunarak bişeyler yazabilmek, beni gıcık ediyor adeta delirtiyor. O yüzden bundan böyle konuşarak yazıyorum, hem bir yandan işime bakabiliyor, ellerimi başka mecralarda kullanabiliyorum, bir yandan da telefondaki iletişimime devam edebiliyorum, ben de çok rahatım artık.
Free style..
Evet, burada da hatırı sayılır oranda küfür gibi şeyler mevcut. O yüzden bunu da es geçebiliriz sanır. Ee, ne kaldı elimizde günün sonunda? Elle tutulabilir bir şey siz değerli okuyucuların takdirine arz edilmiştir efendim..
İyi günler, iyi öğleden sonraları, iyi akşamlar ve iyi geceler..
Eee.. ne olacaktı bu ülkenin.. hoopp!! Orda dur birader, aman ha! Sakın! Girme bu konulara, hemen bi duble rakının gazına gelip.. gelme! Orda kal..
Eee, o zaman nasıl gidiyo işler bakalım? Hmm.. iş güç aynı be ya standart falan filan fıstık mıstık.. Tamam anladım, bu muhabbet de sarmadı galiba.. neyse..
Reimstein’a ne dersin peki?
Allaahh derim..! yok yok tövbe tövbe tuhh.. öyle demek istemedim, yani şeyy, ııııı, eee, oooo.. offf!
Rakı bizi bozuyor artık sanırsam, viskiye çıkardığımız çıtayı düşürmemek lazım bence. Yok yok ondan değil de, kendi kendine içince biraz böyle saçma oluyor bence.. saçmalayabiliyorsun.. aslında, hala saçmalayabiliyor olmak güzel bişey, bu hayatta daha hiç saçmalamayı denemeyenler bile var. Saçmalamaktan korkanlar, saçmalayınca yerin dibine girenler, öleceğini falan sananlar var.. ne harika bi duygudur ki saçmalamak, üstelik rahatça, kimseyi umursamadan kocaman saçmalayabilmek.. kendinle dalga geçip eğlenebilmek çok manyakça, çılgınca ruhların erişebileceği bir mertebe galiba. Bu düşünce bile insanın kendi egosunu okşamaya, kendini özel hissetmeye yetiyor be, daha neye ihtiyaç varsa işte..
Bir sevgili.. efendim?
Seni kucaklayan kocaman yürekli bir sevgili, işte ordaysa, ne şanslıyım demek ki, 4 hatta 5 yapraklı yoncaya sahip olmak gibi.. kımıldanıyor tembel bedenimden ruhum, gıdıklıyor ince düşüncelerimi, çıkmak istiyor bu kapalı havzadan, kendini göstermek istiyor, renklerini göğe yaymak ve havada dans etmek istiyor, alkış istiyor.. coşmak, koşmak, kendini bir kez daha başarmak istiyor marjinal duygularım. Bir tek ben masalını, bir tek biz halinde sergilemek istiyor, kendi sahnesinde değil bu kez tüm sahnelere turneye çıkmak istiyor. Ve çıktı işte, buyurun bakalım herkese iyi seyirler..
Ya rayyah..
Havada bi esinti çıktı, perdeler kıpırdıyor, servi ağaçları hışırdıyor balkonumda. Ohh bee.. nefesim ferahladı, yüreğim refahlandı. Şimdi daha dinç bi şekilde konuşabiliriz sizlerle. Don’t worry, be happy ;)
Whatsapp..
Mesaj geldi, bi telefonuma bakmam lazım. Neyse ki konuşarak yazma özelliği getirmişler, çok işime yaradı bu özellik benim. O kadar zor ki şimdiki telefonlarda dokunarak bişeyler yazabilmek, beni gıcık ediyor adeta delirtiyor. O yüzden bundan böyle konuşarak yazıyorum, hem bir yandan işime bakabiliyor, ellerimi başka mecralarda kullanabiliyorum, bir yandan da telefondaki iletişimime devam edebiliyorum, ben de çok rahatım artık.
Free style..
Evet, burada da hatırı sayılır oranda küfür gibi şeyler mevcut. O yüzden bunu da es geçebiliriz sanır. Ee, ne kaldı elimizde günün sonunda? Elle tutulabilir bir şey siz değerli okuyucuların takdirine arz edilmiştir efendim..
İyi günler, iyi öğleden sonraları, iyi akşamlar ve iyi geceler..
5 Temmuz 2018 Perşembe
Ş’eksper / Bölüm-1
Ülkede yine amansız bir kriz boy göstermeye başlamış, değneğin sapını tutanlar, keskin uçlarını proletarya üzerinde ince kalın değdirmeye devam ediyordu. Yazın tam da ortasıydı. Beyinleri eriten, kanları kaynatan, tenleri kurutan bir sıcak, temmuz ayının sempatikliğiyle bilinçleri kavuruyordu. Bu sıralarda adam, işsizliğin getirdiği boşluk yüzünden mağrurluğunu kırmış ve uzun bir aranın ardından kapitalizmin tozlar altında bıraktığı edebiyat sayfalarına geri dönüyordu. Her türlü sıkıntıyı fırsata çevirmek farkındalığı; bir kez daha benliğini dürtmüş, onu bilgisayarının başına itmiş ve piyanonun tuşlarına basar gibi, ona düşüncelerini besteletmeye başlamıştı. Kulağında yabancı, pek uzak diyarlardan gelen naif bir esinti çalıyordu. Bir türlü dile getiremediği melodileri, nidalarla mırıldanıyordu masasında. Sıkılıyordu, bunalıyordu pekala, lakin önünde duran zamanın en kısa anlarını gözündeki şualarla bekliyor, onları kedinin hareketli bir objeye odaklanması gibi sinsice takip ediyordu. Olacaktı, o uzun zamandır beklediği fırtına mutlaka kopacaktı, buna çok emindi çünkü başarmaya çok yaklaşmıştı, iliklerine kadar hissediyordu bunu. Kulaklarına fısıldanan kehanetin gerçekleşmesi an meselesiydi.
Bir buçuk yıl önce çıktığı bu uçsuz bucaksız, ufkun düz bir çizgi halinde göründüğü engin okyanusta şimdi kıta sahanlıkları arasında irili ufaklı adacıkların koylarında geziniyordu. En büyük sıkıntısı, teknesini hangi ıssız koya demirleyeceğine karar vermeye çalışmaktı. Sığ suların muhteşem berraklığı ve mavinin en ışıltılı tonları onu hayata en sıkı piyan bağlarıyla bağlamaya yetiyordu. Yaşamak güzeldi, hoştu. Her şeye rağmen bir kez daha yaşamaya değerdi, velev ki güzellikleri görebilen gözleri olsun insanın. Her şeyi güzel gösteren lenslerini gözlerine taktı adam ve retinasına odakladığı ilk koya doğru netleşmeye başladı.
Muhasebesini kurduğu home-ofisine geldi. Buzdolabını açtı, meyve suyu kavanozuna doldurduğu buz gibi suyu kafasına dikti. Ağız boşluğundan taşan sular yanaklarından süzülerek önce göbeğine sonra da ayak parmaklarına damladı. Vücudunun içi dışı bir anda serinlemiş oldu. Aklına bir şarkı geldi, her zamanki gibi tereddüt bile etmeden mırıldanmaya başladı; “bu ne biçim hikaye böyle, hasta mısın nesin bana söyle.. gel gidelim güneylere, yenilenip dinlenmeye.. deliyim ben aslında senin gibi sevmekle deli..”
17 Mayıs 2018 Perşembe
Dünya Dinler Dağılımı Haritası
4.300 din arasından ilk 10’da yer alan bazı dinler, 100 milyonu aşan dinler olmayı başarmış ve Dünyada en çok inanılan dinler sınıfına girmişlerdir. İşte ilk 10 içerisinde olan ve insanlar tarafından inanılan dinler;
- Hristiyanlık: 2.1 milyar kişi
- İslam: 1.5 milyar kişi
- Dinsiz: 1.2 milyar kişi
- Hinduizm: 1 milyar kişi
- Konfüçyüsçülük: 390 milyon kişi
- Budizm: 380 milyon kişi
- Ateizm: 250 milyon kişi
- Afrika Dinleri veya Tarikatları: 100 milyon kişi
- Şii İslam: 120 milyon kişi
- Yahudilik: 14 milyon kişi
Hristiyanlık-2.1 milyar
ortadoğu kökenli dünya’daki en yaygın tektanrılı din. hristiyanlar, dünya’nın her yerine yayılmış olmakla birlikte yoğun olarak avrupa’da, amerika’da, güney afrika’da ve avusturalya’da bulunmaktadırlar. isa’ya inananlara ilk olarak antakya/tarsus bölgesinde hristiyan denmeye başlanmıştır. hristiyanlar için isa, mesih’tir. yani tanrının oğlu ve bizzat kendisidir. baba (tanrı) ile insanlar arasında aracı konumunda olduğuna inanılır. hristiyanlıkta mezhepler “kilise” olarak adlandırılırlar. binlerce mezhebi olan hristiyanlığın başlıca mezhepleri, roma katolik kilisesi (1.2 milyar kişi), protestan kiliseler (360 milyon) ve ortodoks kilisesi’dir (170 milyon).
İslam-1.5 milyar
islamiyet dünya üzerindeki en yaygın 2. dindir. islam, peygamberi muhammed aracılığıyla 7. yüzyılda yayılmaya başlamıştır. müslümanlar, islam’ın kutsal kitabı kur’an’ı oluşturan surelerin cebrail adındaki melek aracılığıyla sözlü olarak peygamberleri muhammed’e indirildiğine inanır. müslümanlığın en büyük 2 mezhebi sunnilik ve şiiliktir. sunniler 4 halifeyi de kabul ederler ama peygamberlerinin hz. muhammed olduğuna inanırlar. dünyadaki müslümanların çoğu ortadoğu’da, afrika’nın ortasında ve kuzeyinde, asya’nın batısı ve güneydoğusunda ve balkanlar’da yaşamaktadır. ayrıca avrupa, avustralya ve amerika gibi diğer kıtalarda da on milyonlarca müslüman yaşamaktadır.
Hinduizm-1 milyar
hinduizm, adından da anlaşılacağı gibi hindistan ve çevresinde yaygındır. hinduizm mistik bir dindir. bilinen en eski dindir. ne zaman ve kim tarafından kurulduğu hakkında yeterli bir bilgi yoktur. hindu(hinduizm dinine inanan) yolunu, sevgi, şiddetten kaçınma, iyi davranışlar ve doğruluk yasası tanımlar. bütün karmalar temizlenene, tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. (reenkarnasyon). hinduizm’e göre insanın yaşamlarında başlarına gelen kötülükler ve felaketlerin tanrı ile ilgisi yoktur, tanrı asla hiçbir şekilde kötülüğe ve felakete neden olmaz. tanrı, fizik yasalarını ve doğa kanunlarını yaratması gibi, karma yasasını da var etmiştir, böylece kişi, kaderini kendisi yazmaktadır ancak “sevgi” olan tanrı, eğer derin bir şekilde istenirse insanların karmalarına iyi etkiye neden olacak bir biçimde müdahale edebilir. hinduizm’de budizm’den farklı olarak peygamber inancı vardır. ancak buradaki peygamber ile ortadoğu peygamberleri arasında bir fark vardır. ortadoğu dinlerinde peygamber tanrı tarafından seçilir. hinduizm’de ise bu olgu kazanılır. birçok kere enkarne olmuş ve karmasını temizlemiş olan olgun ruh vahiy yolu ile tanrı ile iletişime geçebilir. dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdendir.
Budizm-708 milyon
budizm, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklayan ve bunların giderilmesinin yollarını gösteren bir öğretiler topluluğudur. farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olduğu düşünülür. budizm’de öğretilerin ana çatısını, meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar oluşturmaktadır. budist metinlerindeki “uyanmış”, “farkında” olan kişiye buddha denir. siddhartha gautama budizm’in kurucusu olarak kabul edilir. budizm’de her canlı sonsuz bir ölüm ve yeniden doğum döngüsü içinde, altı alem denilen farklı yaşam formları arasında tekrar tekrar varolur.
Sihizm-23 milyon
genel olarak 16. ve 17. yüzyıllarda kuzey hindistan’da yaşamış olan on gurunun öğretilerini temel alan bir dindir. 1500’lü yıllar civarında ortaya çıkmıştır. dünya’daki büyük dinlerden sayılan sihizm’in 23 milyondan fazla inananı vardır. sihizm dinine inananlara sih denir. sihizm’in ana inancı “tek yaratıcının” olmasıdır. sihizm her yerde, her zaman var olan ve sonsuz özelliklere sahip tek bir tanrı inancı üzerine kuruludur, bunu savunur. sih gurularının doğrudan tanrı’dan ilahi mesaj aldığına inanılır. sihler reenkarnasyona inanırlar. tüm yaratıkların, öldükten sonra farklı vücutlara geçen bir ruha sahip olduğuna inanılır. bu ruh göçü bağımsızlığa, özgürlüğe ulaşılana kadar devam eder. sih dini kurtuluşun tek yolu olarak görülmez; diğer dinlerden insanlar da kurtuluşa erebilirler. sih geleneğinde ölen kişilerin cesedinin yakılması geleneği yaygındır; fakat nadiren gömme vb. uygulamaları da görülmektedir.
Musevilik-14 milyon
yaşayan ilâhî kaynaklı dinlerden, mensubu en az olan tek tanrılı dindir. günümüzde yeryüzünde yaklaşık 14 milyon dolayında yahudi vardır. yahudiliğin, dinler tarihinde özel bir yeri bulunmakta ve bu din, en eski ilâhi kaynaklı din olarak nitelendirilmektedir. geçmişi bir kaç bin yıl geriye giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri israil oğulları ile tanrı arasındaki “ahd’e kutsal kitaplarında geniş yer ayrılmasıdır. bu nedenle bu din, bir “ahid dini” olarak da bilinmektedir. israil oğullarının başına gelen bütün sıkıntıların, onların bu ahde uymamaları, verdikleri sözü tutmamalarından ileri geldiği, hem kendi mukaddes kitaplarında, hem de kur’an-ı kerîm’de belirtilmektedir. yahudiler, tevrat’ta yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler.
Bahailik-7 milyon
19. yüzyılda doğmuş, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde inananı olan bir dindir. dünya vatandaşlığı idealine sahip bir inanç olup dünyada 5 milyonun üzerinde mensubu vardır. bahai tarihi, 1844’te bab’ın (seyyid ali muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir peygamber’in geleceğini ilan etmesiyle başlar. bahailiğin kurucusu, lakabı bahaullah olan mirza hüseyin ali’dir. kendisinin tüm müslüman aleminin beklediği kişi olan “kaim”, “mehdi” olduğunu ilan eder. bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması yüzünden iran’da işkencelere ve baskılara maruz kaldı. böylece bab kurşuna dizildi. bab’ın ölümünden sonra babilere mirza hüseyin ali (bahaullah) liderlik etti. bahailik’te dua, namaz ve oruç gibi yasalar vardır. namaz, bireysel yapılan bir tapınmadır ve toplu namaz yoktur. 2-21 mart tarihleri arasında kutsal sayı 19’dan oluşan 1 bahai ayı süresince oruç tutulur. dua, namaz, oruç bireyin kendi sorumluğundadır; temel amacı yaşamı konusunda onu meditasyona yöneltmek, karakterini düzeltmesinde yol göstermektir. bahailik, dünyada birçok ülkede resmi din olarak tanınmakla birlikte bazı yerlerde bu söz konusu değildir. özellikle halen iran’da bulunan bahailer kamu hizmeti ve üniversite öğreniminden yoksun bırakılmaktadırlar.
Konfüçyüsçülük-6.4 milyon
eski bir çin ahlakı ve çin felsefesi sistemi olup başlangıçta bilgin konfüçyüs’ün öğretilerinden yola çıkarak gelişmiştir. konfüçyüsçülük; ahlâk, sosyal, politik, felsefî ve sözde dinsel düşüncelerden oluşan karmaşık bir sistem olup doğu asya’nın kültürü ve tarihi üzerinde de büyük etkisi olmuştur. konfüçyüs, yeni bir din kurmamış, çin’in eski dini anlayışını yaşatmaya çalışmıştır. bu nedenle o yüce bir varlık olarak , tao’yu kabul etmekle birlikte, eskilerin hayat, ölüm, huzur, şeref gibi erdemlerin kaynağı olarak gördükleri ve ‘şang-ti’ diye adlandırdıkları ‘tien”i benimsemiştir.
Cainizm-4.2 milyon
bugün modern hindistan’da azınlık olmakla beraber abd, batı avrupa ve afrika’da büyüyen topluluklar halinde varlığını sürdürmekte olan güney asya kökenli bir din ve felsefedir. yaklaşık m.ö. 500 yıllarında hindistan’da başlamıştır. kurucusu, nataputta vardamana ya da diğer adıyla mahavir`dir . kutsal metinleri ise “ain agamaları sidantalar”’dır. ruhani özgürlük ve kurtuluş kavramı temelinde kurulmuş olan cainizm tüm canlıların eşit olduğunu ve özellikle şiddet karşıtlığını savunur.
Şintoizm-4 milyon
şintoizm japonya’nın yerli dinidir. eskiden ise japonya’nın resmi dini kabul ediliyordu. şintoizm’in herhangi bir kurucusu bulunmamakla beraber tarihi m.ö.vıı yy kadar dayandırılabilir. şintoizm diğer dinlere karşı oldukça hoşgörülü bir dindir. başlıca esasları milli bir din olması ve tabiata tapmaya önem vermesidir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


