12 Nisan 2015 Pazar
yorgunluk
Aklımın karıştığı bir gün daha bitti ve o günün sonunda aklımı toparlamaya çalışıyorum yeniden. Sandığım gibi değildi sorunların içinden çıkılacak gibi bir hal alması, yastığın içindeki havanın puf diye dışarı çıkması gibiydi içimdeki hevesin dışarı çıkması. Ayaklarımı uzattım, topuklarımı duvara dayadım, gözlerimi 45 derecelik açıyla geriye doğru tavana taktırdım, aklımdan geçen görüntüler içimden geçen hikayelere dönüşüyor onlar da satırlara dökülüyordu. Biraz sonra yapabileceğim tek şey gözlerimi kapatıp uyumak olucak, çünkü bana huzur veren tek şey tam anlamıyla buydu..
otel odası
Koyu gri yoğun bulutlarla kaplı gökyüzünün küçük boşluğundan firar edip yarısı buzlu olmayan otel camından odama giren bu romantizm kaynağı yarım ay parçası, söyle güzel Selene, öyle güzel akan seline, kapılıyorum edasına esrarengiz ışıklarının, mihri doğana kadar kızıllanan şafakta güller uçuşuyor sanki duvarlarımda, dünkü kadehimde bu kez lavlar kaynıyor, yanıyor yüreğim cayır cayır ve bunu haykırmam lazım gök tanrıya..
Ruh Hal'im
Tam sırası şimdi kafayı yastığa huzurla koymanın, tam sırası uykuyu kepçeyle tatmanın, tam sırası görmenin tatlı rüyaları.. İçim bir hoş, gönlüm mayhoş, kafam sarhoş.. Hangi fırtınadan bahsediyorsun sen arkadaş, hangi tipi örtebilir bu gülümsemeyi.. Çok güzelsin be sevgili hayat, çok güzelsin mavilik, çok güzel yeşiller.. İstanbul, İzmir, bodrum benim hayat üçgenim.. 180 ayrı açıdan oluşan bi yaşam alanı ve bu alanda etkili olan bir iklim, bu iklimin bitki örtüsü, bu örtüde yetişen ürünler bağ bahçe.. Hepsini toplayıp götürsen hale, işte benim ruh halimi görürsün..
13 Şubat 2015 Cuma
kombinasyon
Okuduğum hiç bi kitap
keyif vermiyor bu ara bana,
yoo tabi ki onlara bi lafım yok,
kabahat benim,
tatsız tutsuzum bu ara
yer elması gibi..
Yatsam zıbarsam..
uyumak,
bize bahşedilmiş ulu çınar gölgesinde
serin bi hamak değil ki anasını satayım..
Yazsam da iki satır şöyle
sonra geçip karşısına
sabaha kadar okuyup okuyup değiştirsem
her bir kelimesini..
Halikarnas Şarapçısı
keyif vermiyor bu ara bana,
yoo tabi ki onlara bi lafım yok,
kabahat benim,
tatsız tutsuzum bu ara
yer elması gibi..
Yatsam zıbarsam..
uyumak,
bize bahşedilmiş ulu çınar gölgesinde
serin bi hamak değil ki anasını satayım..
Yazsam da iki satır şöyle
sonra geçip karşısına
sabaha kadar okuyup okuyup değiştirsem
her bir kelimesini..
Halikarnas Şarapçısı
kış kış cinler
içimde bir cisim eksik,
çark her döndüğünde
mil o cismin boşluğuna takılıp kalıyor,
çark duruyor ve dışarıdan müdahale gerekiyor..
ben, bu gecenin şu saatinde
ve koordinatları GPS’te tam belli olmayan sokaklar arasında,
yalnızca duru kar örtüsünün aydınlığında
etrafı izlerken kuruyorum
kayıp düşmeden bana doğru gelirkenki hayalini..
Ne acımtrak bi düş,
esefle kınıyorum kendimi..
Zihnimde açılan yarığın içinden
yeşil sinekler fışkırıyor
ve geriye kalan
kararmış bir yara katmanı
iğrendiriyor midemi..
Umudum yine geçmişte,
gelecekten ışık beklemiyorum,
ne olduysa zaten geçmişte yaşandı,
ne biliyorsam şuan geçmişte kaldı,
neyi neden isteyip istemediğimi,
neden değiştirmeyi seçtiğime
hep o zamanlar yüzünden karar verdim..
peki ya şu an hayallerimin bile
kılını kıpırdatamıcak kadar yorgun
ve tembel hissetmesinin nedeni ne?
ölü deryamın üzerinde
minik dalgalar oluşturabilecek
hafif bi meltem kırıntısı peşinde
uçurtma uçurmaya çalışan çocuklara
gazete kağıdından kuyruk yapan
avare amcalara benzedim iyice..
Unuttum gerçek coşkuyu, hevesi, şehveti..
Sahi, bana doğru gelen Kadın nereye kayboldu?
Halikarnas Şarapçısı
çark her döndüğünde
mil o cismin boşluğuna takılıp kalıyor,
çark duruyor ve dışarıdan müdahale gerekiyor..
ben, bu gecenin şu saatinde
ve koordinatları GPS’te tam belli olmayan sokaklar arasında,
yalnızca duru kar örtüsünün aydınlığında
etrafı izlerken kuruyorum
kayıp düşmeden bana doğru gelirkenki hayalini..
Ne acımtrak bi düş,
esefle kınıyorum kendimi..
Zihnimde açılan yarığın içinden
yeşil sinekler fışkırıyor
ve geriye kalan
kararmış bir yara katmanı
iğrendiriyor midemi..
Umudum yine geçmişte,
gelecekten ışık beklemiyorum,
ne olduysa zaten geçmişte yaşandı,
ne biliyorsam şuan geçmişte kaldı,
neyi neden isteyip istemediğimi,
neden değiştirmeyi seçtiğime
hep o zamanlar yüzünden karar verdim..
peki ya şu an hayallerimin bile
kılını kıpırdatamıcak kadar yorgun
ve tembel hissetmesinin nedeni ne?
ölü deryamın üzerinde
minik dalgalar oluşturabilecek
hafif bi meltem kırıntısı peşinde
uçurtma uçurmaya çalışan çocuklara
gazete kağıdından kuyruk yapan
avare amcalara benzedim iyice..
Unuttum gerçek coşkuyu, hevesi, şehveti..
Sahi, bana doğru gelen Kadın nereye kayboldu?
Halikarnas Şarapçısı
istabulun kızları
Görüyorum taa beylikdüzünden avcıları, küçükçekmeceden floryayı.. Yürüyorum sahilden bakırköyü Zeytinburnu’nu samatyayı..koca mustafa paşa Yenikapı sirkeci.. geldik mi eminönüne, ne felaket kazınmış midem, getirin haliçin en iri uskumrusunu masama bakalım.. Avcılardaki öğrenci kızlar, floryadaki zengin kızlar, sirkecide turist kızlar, acaba sırada hangileri var? Bi güzel doydu karnım, hemen ayaklandım. Karaköyün puslu havasındaki kayıp orospuları, yüksek kaldırımın saatçi zencileriyle kırıştırıyor iş çıkışı. Tünelden taksime doğru uzanan istiklal caddesindeki kızlar hangi birinize bakayım, velevki iki gözüm var sadece.. Galatada eylemci, greenpeaceci, Taksimde öylesine bekleyen birbirinden renkli kızlar, sıraselvilerden cihangire inen geleceğin ünlü sima adayları, firuzagada kıraathaneye oturmak için sıra bekleyen garip kızlar, roma merdivenlerine oturup bira içen dövmeli piercingli rastalı asi punkçı kızlar, tophanede oturup kamu spotlarına aldırmadan nargilenin marpuçunu kökleyen kızlar, az ötede İstanbul moderndeki sergi dolaşan marjinal kız grupları, beşiktaştaki balık pazarında fink atan dişi kartallar, ortaköydeki waffle hastası kızlar, bebekte tiki kızlar, etilerde sosyete kızlar.. mecidiyeköyde evine dönmek için metrobüs bekleyen orta direk aile kızları.. levent metrosunda kanyondan akan güzeller güruhu, gayrettepeden zorluya çıkan nur fettahoğlu, bak bak bitmez, say say bitmez, daha bunun karşısı da var, kadıköyün modalı kızları, caddebostan ahalisi, suadiye erenköy ikoncanları, üsküdara giderken aldı da rıhtımdan beni peşine taktı kızkulesi.. Hani o kanlıca sahilindeki simyalı kızlar, yalı çapkınlarını bekleyen zilli zarifeler.. Sen bizi İstanbul kızlarının gazabından koru ey tanrım! Çok güzeller çok, izmir’de bile yok artık bunlardan yok.. Egesinden akdenizinden karadenizinden, içeriden dışarıdan doğudan batıdan, en güzellerini seçip koymuşlar bu şehire, şehir daha da güzelleşsin diye sanki..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)