13 Şubat 2015 Cuma
istabulun kızları
Görüyorum taa beylikdüzünden avcıları, küçükçekmeceden floryayı.. Yürüyorum sahilden bakırköyü Zeytinburnu’nu samatyayı..koca mustafa paşa Yenikapı sirkeci.. geldik mi eminönüne, ne felaket kazınmış midem, getirin haliçin en iri uskumrusunu masama bakalım.. Avcılardaki öğrenci kızlar, floryadaki zengin kızlar, sirkecide turist kızlar, acaba sırada hangileri var? Bi güzel doydu karnım, hemen ayaklandım. Karaköyün puslu havasındaki kayıp orospuları, yüksek kaldırımın saatçi zencileriyle kırıştırıyor iş çıkışı. Tünelden taksime doğru uzanan istiklal caddesindeki kızlar hangi birinize bakayım, velevki iki gözüm var sadece.. Galatada eylemci, greenpeaceci, Taksimde öylesine bekleyen birbirinden renkli kızlar, sıraselvilerden cihangire inen geleceğin ünlü sima adayları, firuzagada kıraathaneye oturmak için sıra bekleyen garip kızlar, roma merdivenlerine oturup bira içen dövmeli piercingli rastalı asi punkçı kızlar, tophanede oturup kamu spotlarına aldırmadan nargilenin marpuçunu kökleyen kızlar, az ötede İstanbul moderndeki sergi dolaşan marjinal kız grupları, beşiktaştaki balık pazarında fink atan dişi kartallar, ortaköydeki waffle hastası kızlar, bebekte tiki kızlar, etilerde sosyete kızlar.. mecidiyeköyde evine dönmek için metrobüs bekleyen orta direk aile kızları.. levent metrosunda kanyondan akan güzeller güruhu, gayrettepeden zorluya çıkan nur fettahoğlu, bak bak bitmez, say say bitmez, daha bunun karşısı da var, kadıköyün modalı kızları, caddebostan ahalisi, suadiye erenköy ikoncanları, üsküdara giderken aldı da rıhtımdan beni peşine taktı kızkulesi.. Hani o kanlıca sahilindeki simyalı kızlar, yalı çapkınlarını bekleyen zilli zarifeler.. Sen bizi İstanbul kızlarının gazabından koru ey tanrım! Çok güzeller çok, izmir’de bile yok artık bunlardan yok.. Egesinden akdenizinden karadenizinden, içeriden dışarıdan doğudan batıdan, en güzellerini seçip koymuşlar bu şehire, şehir daha da güzelleşsin diye sanki..
gardenya
Hangi harf, hangi kelime, hangi cümle ile başlamalıyım geceye diye düşünerek boşa harcıyorum en değerli dakikalarımı.. Estetik kaygım yüzünden hazımsızlık çekiyorum, sindiremiyorum yazdıklarımı.. Üstelik derdimi biçimlendirince gerçek duygumu tam yansıtamıyormuşum gibi geliyor, sadece anlattığım olayın etki gücü artıyor.. Oysa o ben değilim, ben o değil, ya biz kimiz? Sıradaki şarkı kendini bilenlere gelsin.. Sonra aniden bir kıvılcım çakıyor zihnimde, parmaklarım sevini seviniveriyor, sabırsızlanıyor ruhum, göğsüm kanat çırpmaya başladı çoktan havaya girdim bile..
Gözlerinin etrafındaki ince siyah çizgiler, burnuna serpiştirilmiş kahve taneler, dudağı dilber, yanağı şeker, beni hüzünden uzaklaştıran uzun saçlı esmer..
İyi geceler sevgilim, gardenya gibi kokuyor tenin, baygınım uyuştu yine yüreğim, öpmeni bekliyorum uyanmak için güzel bebeğim..
Gözlerinin etrafındaki ince siyah çizgiler, burnuna serpiştirilmiş kahve taneler, dudağı dilber, yanağı şeker, beni hüzünden uzaklaştıran uzun saçlı esmer..
İyi geceler sevgilim, gardenya gibi kokuyor tenin, baygınım uyuştu yine yüreğim, öpmeni bekliyorum uyanmak için güzel bebeğim..
gicişme
Bi garip önsızı yayılıyor ansızın yüreğimin kenarına, gölgeleri parlatıyor histerik kıvılcımları sezgilerimin,.. duyguları azdırıyor sinsi gicişmeleri kasıklarımın, yaradana isyan ediyor diken diken tüyler, panik sendromlu nevrotik kaçışlar batıyor ense köküme ve nedeni henüz çözümlenememiş çaresizlik, umut bulutları üretiyor aklımın bir karış üstüne.. hoop diyor dışımdan bir ses, hopp ediyor içimdeki ses, hoppala paşam Malkara keşan şimdi bütün bu sözler, velakin ne diye ezber ediyor zihnimin içindeki tahtakurusu ismini cibilliyetsizin.. ince bi hastalık semptomları sanki hissettiklerim, göğsümün bağı çözülünce zembereği fırlıyor nefsimin, adeta yokluğunda arşa çığlık gönderiyorum.. Takati kalmışsa biraz daha yürür fikirlerim, inadına gövde gösterisi yapan narenciye satıcısının küçük evladı gibi, her an hata yapma riski yüksek acemilikte ama bunu telafi edebilicek coşkun yüreklilikte, yola devam, aramaya koşmaya sevmeye devam, kısacası yaşamaya devam..
3 Şubat 2015 Salı
araf
nasıl bi arafta can çekişmektir bu,
ölümle yaşam arasındaki kararsızlık?
bi tarafta karanlık bi huzur,
diğer tarafta rengarenk acılar..
Halikarnas Şarapçısı
ölümle yaşam arasındaki kararsızlık?
bi tarafta karanlık bi huzur,
diğer tarafta rengarenk acılar..
Halikarnas Şarapçısı
27 Ocak 2015 Salı
gül
bulutsuz ama yağmurlu bir havada rastlamıştım ona,
gökkuşağını solduran gözlerinin karası kaplamıştı etrafı.
gece oldu birden,
Orion'u söndüren saçlarının sırması serpildi karanlık semanın üstüne tek tek..
gecenin tam da ortası,
hilali kıskandıran teninin beyazı vurdu pencereme.
odamın duvarları, siluetindeki fosforlu şualarıyla aydınlandı.
gün doğmadı o sabah, şafak sökmedi..
güneşi küstüren yüzünün neşesi gülüşünün gamzesine doluştu.
yutkunmadan içtim dumanı üstünde tüten güzelliğindeki iksiri.
Ey hilkat prensesi!
kılcal damarlarımda dahi dolaşan eşsiz mahsumiyet!
karşında duruyor işte, sessizliğinin sağırı, sensizliğinin dilsizi,
yokluğunun kör kütüğü şu aciz şahsiyet..
tanrısından sürgün yemiş yaratık
sanrısından çılgına dönmüş artık
ılık bir nefes versen nolur yüzüme
dokundur ucu temiz değneğini özüme
bahşet bir mucize, dilenipduran üzgün sözüme..
gördüğü her rüyadan dudağı uçuklayarak uyanıyor,
yalnızlığından sersemlemiş çaresiz yüreğim.
o bir zavallı, o bir kahraman aynı zamanda..
kurtarmayı beceriyor her gece ölümden geceyi.
ona can veren ilk heceyi bulduran sensin,
bi gülsen güller açar yazılarımda renk renk..
en iyisi hep gül sen, sen gül, gül-şen şen-gül,
ilk ve son hecem;
GÜL
Ulaş TUZAK
15 Ocak 2015 Perşembe
Eve Dönüş
adımları örümcek gibi çapraz vuruyordu kaldırıma ama şaşırtıcı bi enstantaneyle yolunda düz gidiyormuş gibi görünüyordu. Bu ilginç göz yanılması etrafındaki insanların dikkatini kendine çeviriyordu. Adamın gözü kimseyi görmezken karşısından gelen basmakalıp insanlar ona çarpmamak için adeta çil yavrusu gibi kaçışıyorlardı önünden. Bu da farkında olmadan ona hatrısayılır bi saygınlık katıyordu tabi bu saygınlığı da ilüzyon olarak değerlendirmemiz pek muktedir bi davranış olur kanısındayım. Sol iç cebinden çıkardığı gümüş iskoç matarasından bir yudum viski çekerek soğuk havanın ayıltmaya çalıştığı vücudunu bir nebze daha sersemletti, böylece kabanını delip etine giren keskin soğuğu bir süre daha hissetmeyecekti. Onbeş yirmi dakika sonra ıssız sokağına sapan son köşeyi de dönmüş oldu. Beresinden yükselen dumanlar sokak aydınlatmasına doğru vakumlanıyordu. Evine birkaç adım kala yalpalaması artık ilüzyon olmaktan çıkmıştı, düşmemek için yaptığı hareketler onu sirkte ip üstünde yürüyen cambazlara benzetmişti, dengede kalmak için biyerlere tutunması gerekiyordu artık. En ufak bi esinti bile yere yuvarlamaya yeticekti adamı ama öylesine bi kuru soğuk vardı ki, rüzgar bile donmuştu, esintiden eser yoktu. Neyseki evinin kapısına kendisini ulaştırabilmişti..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
