SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

20 Eylül 2014 Cumartesi

Ege'ye Kış Geliyor



Hava daha erken kararıyor
Deniz deli gibi kabarıyor
Martılar uzaklara göç ediyor
Kış geliyor artık egeye

Mandalinalar sararıyor
Ayvalar sulanıyor
Nar kıpkırmızı kanıyor
Kış geliyor artık egeye

Dost bildiğin gidiyor
Rodos seferi bitiyor
Lodos bile üşütüyor
Kış geliyor artık egeye

Gönlümün telaşı bitiyor
Aşkımın ateşi düşüyor
Güneşin batışı söylüyor
Kış geliyor artık egeye

Halikarnas Şarapçısı



18 Eylül 2014 Perşembe

Kadın - 8

Kadın genç yaşta dul kaldığı yetmiyormuş gibi üstüne üstlük işinden de olmuştu. Var mıydı başka çaresi? Varacaktı o son kullanma tarihi geçmiş herife. Artık koca mı derdi, dede mi yoksa moruk mu? Ona daha sonra karar verirdi elbet, şimdi daha önemli bir mesele vardı, o canlı cenazenin yatağına, koynuna girmek; onunla aynı mezara girmek gibi bişeydi bu. Bunu düşündükçe geri adım atıyordu bu karardan. Diğer taraftan da, ne zaman kararından vazgeçecek olsa içinde bulunduğu çaresizliği düşünüyor, adamın bir ayağı çukurda durumuna umut bağlıyor, -amaaaaann! deyip yine yaşlı herifle evlenme fikrini onaylıyordu.
Nihayetinde saray düğünü sayılabilecek bir balo salonunda nikahı kıyıldı. Daha ne isterdi bi kadın? Hem de böylesine çapulcu haldeyken, asilzadelere gelin olmak.. bir seneye kalmaz bu adamı öbür tarafa postalarız zaten, sonra vur patlasın çal oynasın.. yahu bu adamın çoluğu çocuğu da yok, kimsesiz nasıl zengin olmuş bu kadar? Etrafında sürekli pörsümüş dostları, yıllanmış arkadaşları, paralı işçileri, dalkavukları.. kalmış dededen babadan işte. iyi de o kime bırakacak bu kadar malı? Ondan çocuk yapma düşüncesi bile midesini bulandırdı. Ee kardeş kardeş durmak için mi evleniyordu adam sanki.. ne bileyim ben, içer içer yatarız artık napalım. Bu da orospuluğun bi çeşidi sonuçta. Hem insan bi kere düştü mü alışıveriyor her duruma. Alışmayacak da napacak? Alışmış kudurmuştan beter derler, eyvahlarım olsun! Ne var be, ben de erkek gibi yaşayacağım bundan sonra, canımın istediğiyle sevişip, canımın istediği yere gideceğim. Paşa gönlüm ne istiyorsa onu yapıcam, artık her şeyi yapabilecek kadar param, imkanım var. Bu moruk güzel bi gece için bi dediğimi iki etmez nasılsa. Ay kocacım şunu istiyorum, ay kocacım bunu istiyorum, ay kocacım falan ay kocacım filan.. bıktırır mıyım ki? Amaaann! Çok da fifi.. bıkarsa ben de başka zengin bi moruk bulurum hahayyt.. nasıl olsa alıştık bi kere orospuluğa.. kadın milleti bi kere geçti mi bu yoldan gerisi önemli değil nasılsa..
Misafirler gidince artık baş başa kalma zamanı gelip çatmıştı. İhtişamla süslenmiş, güllerle donatılmış, en pahalı şaraplarla cezp edilmiş büyülü bir mahzen gibi hazırlanmış odalarına çıktılar. Moruk pis pis gülerek kadına yaklaştı. Kadın bir adım bile atmadan bekledi, gözlerini kıstı, kapadı. Vücudunda örümcek gibi dolaşan parmakları hissetti, kasıldı. Yanağına şapırtılı bir öpücük değince kendini geri çekti, önce biraz şarap içelim kocacım..
Herif hiç istifini bozmadı, hay hay karıcım.. pis pis sırıtmasıyla beraber şarabı kadehlere doldurdu ve kadına uzattı. Kadehini tokuşturmaya hazırlanan adam daha ne olduğunu anlamadan kadın boş kadehi uzattı, bi tane daha kocacım.. şaşkınlığını hoşuna gitmiş gibi bir ifadeyle gizlemeye çalışan adam, hay hay karıcım.. diyerek kadının boş kadehini doldurdu ve ona uzattı. Bu kez şerefine kaldırmışlardı, ama neyin şerefine? Yaşlı adam bir yudum alıp kadehini masanın üzerine koydu, kadın yine boş kadehini uzattı, bir tane daha alabilir miyim kocacım? Biraz ara ver ama güzel karıcım, seni biraz sevmek, öpüp koklamak istiyorum..
Bunun için bana biraz daha şarap vermelisin seni yaşlı kurt.. bunu söylerken çakırkeyf olduğu anlaşılıyordu, hem yaşlı kurt deyimi de moruğun hoşuna gitmişti. Yüzündeki aynı ifadeyi takınarak kadının kadehini doldurdu ve ona uzattı. Hadi bakalım karıcım bu güzel yuvamıza içelim, arkasını dönüp masadaki kadehine uzandı, tekrar kadına döndüğünde kadının elindeki boş kadehi gördü. Bu kez yüzündeki o zoraki sevimli ifade tamamen kayboldu. Bunu niye yapıyorsun, anlamıyorum. Mutlu değil misin? canın bişeye mi sıkkın, anlatabilirsin şimdi lütfen.. belki bir kadeh şarap daha içersem anlatabilirim.. aaa yeter ama! Yetmeeezzz.. bir kadeh daha seni pis moruk.. artık iyice zıvanadan çıkmaya başlamış, dilini kontrol edemez olmuştu. İçinde ne varsa dışarı, bir hışımla dışarı fırlamaya müsaitti. Kontrol mekanizması, irade devre dışı kalmıştı. Hadi bana şarap koy alçak herif, beni kandırıp yatağa atma peşindesin değil mi? Sanki benim seninle neden evlendiğimi bilmiyorsun, hadi ordan.. ne kurnaz hergelesin sen.. seninle sevişmek istemiyorum anlıyor musun, lütfen dışarı çıkar mısın, başka odada yat sen..
Yaşlı adam dehşet içinde bakıyordu kadına, demek, demek öyle.. şaşkınlıktan dili tutulmuş, ne diyeceğini bilemiyordu, sinirinden eli kolu titremeye başlamıştı. yüz kasları kontrolsüzce hareket ediyor, tikleri meydana çıkıyordu. Boğazı düğümlendi, göğsü sıkıştı, nefesi daraldı, alnından soğuk terler akmaya, sırtına dikenli oklar batmaya başladı. Giderek beli büküldü, dizleri kıvrıldı, tiyatro sahnesinde shakespeare trajedisi oynayan baş aktör gibi yavaş hareketlerle yere yığıldı. Kadın bir düş görüyormuş gibi izledi adamın yerdeki son çırpınışlarını. Kadına doğru uzattığı yardım isteyen eli, kendi üzerine düşünce çırpınışları durdu, gözleri pörtledi, bakışları tavana sabitlendi, çenesi düştü ağzı sonuna kadar açıldı.. göğsü inip kalkmıyordu artık, kadın o sarhoş halinde gülmeye başladı. Yaşasıııın moruktan kurtuldum..
Kalktı, bir şişe şarap daha açtı, hem yaşlı adamın hem de kendi kadehine doldurdu. Kadehleri birbirine vurdu ve senin şerefine pis moruk! diyerek tek seferde bitirdi yine.. şimdi bu adam uykusunda kalp krizinden gitti desinler diye onu sürükleyip yatağa yatırdı. Sabah olunca çığlığı basacak, aşçı uşak hizmetçi bahçıvan şöför evde kim varsa başına toplayacak, bu işten tereyağından kıl çeker gibi kurtulacaktı. Bu sinsice planı kurarak kendisi de koltuğun üzerinde sızıp kaldı. Bakalım sabah neler olacaktı..

Halikarnas Şarapçısı

12 Eylül 2014 Cuma

Kadın - 7


Uyandığında saat 10a geliyordu. Öğleden önce ararım demişti adam. lavabosu, giyinmesi, çıkması yarım saati geçmemişti. Tam takır kuru bakır buzdolabının yanından geçerken sadece yarım paket sütten bir bardak koyup içmişti. Köşe başındaki büfeden gazetesini aldı. CHP’nin kongresinden falan bahsediyordu. Arka sayfaları çevirdi, Beşiktaş’ta yeni transfer Sosa sakatlanmış. Kıvırıp koltuk altına aldı, gelen dolmuşa bindi.. Yeni ayılıyor gibiydi. Dün geceki olayların bilinci, ağırlığı, gün ışığı ile bu kaynaşan kentin sokaklarıyla başlamıştı. Peki ne olacak şimdi? Hiç, ne olacak? İşe gideceksin, öğleden sonra adamla buluşacaksın, yemek yersiniz birlikte, kordonda kahvelerinizi içersiniz, akşam da birlikte adamın Alsancaktaki evine gidip.. Suç kimde peki? Onda mı? Bende mi? Ya da Tanrı da..
Akşam birlikte eve gideriz, önce telefon ederim bizim eve.. Havadan sudan biraz konuştuktan sonra gönül almış olurum hem.. Ne de sevinirler.. Sonra biz şaraplarımızı yeni kadehlerimize koyup yudumladıktan sonra..
Bornova’da indi. Ağır ağır yürümeye başladı. Bilmem ne Bank, kapitalin yeni adresi. Saat 11’e geliyordu, beş dakika falan var.. ya adam ararsa şimdi? Acaba önce ben mi arasam? Öğle arası ararım, yemekte daha rahat konuşuruz hem. Müsaitse o da gelir işte ne güzel birlikte yemek yeriz..
Üniversitenin giriş kapısına doğru yürürken, kapı çevresinde dolaşan polisleri gördü. Uyandığından beri sürüp giden sinsi bulantı, iç ezikliğine dönüşüverdi. Önemsememeğe çalıştığı bir çırpıntı başlamıştı içinde. Bir şeyler mi bekliyor bu herifler? Bunlara ne oluyor gene? Katanalar gibi besili, kocaman atlar üstündeki polisler ellerindeki uzun coplarla olduklarından daha yarma görünüyorlardı. Bir tane vursalar adama.. yada at çarpsa, tepse..? at tepmesi ne demek bilmezmişsin gibi.. köyde dayımın oğlunu tepmişti dağda, hem böyle miydi o? Uyuz çelimsiz bi eşekti. Yolunu değiştirdi, karşı kaldırıma geçti. İtiş kakış derken sen de düşürüverseler, ne fena olur.. hadi sakat kaldın durup dururken..
Küçükparka doğru, adamla ilk buluştukları akşamı hatırladı. Sonra kavgayla çekip gittiği günü.. o günün bile bir tadı vardı sanki. Şimdi ona bi telefon etseydim ama daha gelmemiştir. Toplantıdan sonra ararım. Hafta sonu demiştim ama sürpriz yapıp bu akşam gidelim diyicem evine. Çocuklar gibi sevinecek yine..
Üniversite bahçesine girerken saate baktı., onbire geliyordu. Kızlı oğlanlı kalabalık her günkü gibi akıp gidiyordu. Görünürde her hangi bir olağan üstülük yoktu. Niye olsun ki? Dün akşam mecliste ne kavgalar çıkmış. Herifler anayasayı çiğniyor. Çiğnerler, burası Türkiye! Dün kantinde bile çocukları epey hırpalamışlar, bize ne? demiş bir çoğu, çiğnenirse çiğnensin anayasa. Dersinize baksanıza siz! Hele hukuktaki ezgi diye kıza çok bozuluyorlardı. Züppe çıkışlarıyla öteden beri batarmış çocukların gözüne. Anne sevgisine bile karşı çıkarmış.. Anne sevgisi yok ki, anayasa sevgisi olsun orospuda. Hem ezgi bir değil ki, ana sevgisi olanın da hiç geri kalır yanı yok. Hastanenin önüne gelince bakındı, henüz tanıdık kimseye rastlamadı. Karşıdaki cam kanatlı büyük kapıdan girip çıkanlara bakınarak yavaş yavaş girdi içeri. İki yandaki koridorlar, merdiven başları, mermer direklerle çevrili loş orta boşlukta her zamanki gibi bütün katlardan yankılanan sesler uğulduyordu. Soldaki merdivene yönelmişti, tanıdık yüzlerle karşılaştı. Tıptan, iktisattan, hukuktan.. yanında pek de tanımadığı bir kalabalıkla Hakan da yukarı kattan iniyordu. Erkenden gelmişler demek. Kolunu biri tuttu kadının, döndü Hande idi. Kantinde tartışmalar oluyor, dedi. Sınıfları dolaşıp herkese haber verelim. Dersleri boykot ettirelim.. önce öğretim üyelerine söyleriz, derslere geç girsinler biraz..
Bu konular dün geceden beri konuşulmuştu. Nasıl olacaktı bu iş? Hepsinin yüzlerinde sararma vardı. Yalnız heyecan değil, üstüne gittikleri bir çekingenlik de söz konusuydu. Sınıflara doğru yola çıkınca yanlarına başkaları da katılmaya başladı. Bu atılım, bütün olumsuz duyguları gittikçe artan bir devinimle çiğneyip yok etmeye, yerine bir dayanışma sıcaklığı getirmeye yetmişti. Hukuk dersliğinde kürsüye çıkan kadının seslenmesiyle şaşkınlık içerisinde durup bakakaldı öğrenciler.
Arkadaşlar bugün dersleri boykot ediyoruz! Meclistekiler anayasayı çiğnediler! Memlekette hukuk mu kaldı ki hukuk okuyacaksınız? Gülenler, dalga geçenler oldu ama kadın paldır küldür konuşup boykota çağrıyı üstlendikçe şaşkın bir sessizlik yayılmaya başladı. Yanında kimlerin olduğunu bile bilmeden onbeş yirmi kişilik bir kalabalıkla bir başka anfiye daldılar.
Tebeşiri eline alınca yine heyecanlandı. Kızlı erkekli öğrenciler öyle kuşatmışlardı ki çevresini, kendini toparlayıp DERSLERE BOYKOT, ANAYASA ÇİĞNENDİ! yazdı.. bütün sınıf okuyordu yazıyı. Başka biri çıktı kürsüye, Anayasa çiğnendi protesto edeceğiz. Herkes aşağı insin arkadaşlar, heykelin önünde buluşucaz.. diye bağırdı..
Homurtular, alkışlayanlar, karşı çıkanlar, gülüp dalga geçenler.. Sınıftan çıkarlarken, arkasında belirsiz bir kaynaşma bırakmışlardı. Aralarına yeni katılanlar kocaman bir yığın olarak diğer yandaki sınıfa girdiler.
Tepkiler hep aynıydı, daha çok ilgisizlik hakimi. Bazı öğretim üyelerine başvurmuşlardı derslere girmemeleri için. Onların da bazıları katıldı bu eyleme, bazıları yanaşmadı. Kantine indiklerinde oldukça kalabalık bir grup olmuşlardı. Kadın yüksek bir yer eçıkıp ordan da seslendi öğrencilere,
- Arkadaşlar! Biliyorsunuz ki Anayasa çiğnendi.
- Bilmiyoruz!
- Bilmiyorsan öğren! Anayasayı çiğnediler, biz de protesto için derslere girmiyicez!
Yine her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Daha çok beklemek, gelen öğrencilerin de dağılmasına sebep olabilirdi. Hep birlikte bahçeye çıktılar, yaklaşık iki yüz kişi vardı. Tanımadıkları bir sürü yeni yüz vardı aralarında. Hande kadının peşinden ayrılmıyordu.
- bağımsızlık marşı söyleyicez arkadaşlar!
Bir kımıldama ve kaynaşma oldu. İstiklal marşı yükselmeye başladı arka saflardan..
- kooorkma sööönmeeez buuuu şafaaaakk..
söylemesi zor istiklal marşına çoğu yığınlarda olduğu gibi parça parça, herkes bir yanını söyler biçimde inceli kalınlı başlamışlardı. Kısılan, soluğu kesilen sesleriyle tam bir uyumsuzluk örneği vererek bitirmeye çalışıyorlardı. Nihayet bitirdiler.. sessiz yürüyüşe geçip ana binanın orta boşluğundan bahçedeki heykelin oraya vardıklarında yeni katılanlarla kalabalık bir orduya dönüşüvermişti. Konuşmalar başlıyordu ki, üniversitenin girişinden bi tane TOMA öğrencilerin üstüne doğru yürüdü. Tazyikli su sıkmaya başladı. Öğrenciler kaçıştılar. Anons geçildi; - Dağılın!
Öğrencilerde ilk şaşkınlığın yarattığı kaçışma durmuştu. Gaz bombalarının da bir etkisi olmamıştı. Kimse polisin gücüne inanmıyordu. Kaçışma sırasında kadının ayağına basmışlar, canı çok yanmıştı. Hande yine kolundan tutup çekti. – içeri gir en iyisi sen, kötü durumdasın.. diyordu. Kadın bütün gücüyle çekip aldı kolunu ve Handeyi tersleyerek – bırak bee! diye bağırdı.
Birkaç erkek öğrenci polislere doğru yürüyerek bağırdılar, diğerleri de yüreklenmişti. Bağrışmalar başladı. – çıkın buradan faşistler! - Mustafaaa Kemaliiin as-ker-leri-yiz!
Polisler daha da sert müdahalelere başlamış, orantısız güç kullanmışlardı. Dağılın ulan, hadi herkes işine gücüne.. diyerek tazyikli suyu rastgele sıkıyorlar, gıcık oldukları öğrenci grubunun üzerine de gaz bombası fişeklerini ateşliyorlardı. Birden bir öğrencinin bağırdığı duyuldu. Kafasına gaz fişeği denk gelmiş, kaşının yanından kanlar süzülüyordu. Yere yığılmak üzereyken tuttular. Şaşkınlık, korkuya dönüşmüştü öğrencilerde. İtiş kakış kaçışmaya başladılar.
Vay canına be! göz göre göre vurdular adamı.. katiller.. korkuyla, kızgınlık birbirinin üstüne çıkmaya başlamıştı. Polisler daha da şımarmışlardı başarılarıyla. Ne sandınızdı hergeleler, çocuk mu eğlendiriyoruz burada?
- kaçmayın ulan, ne kaçıyosunuz?
- Ne oldu korktunuz mu..!!
Polisler, kalabalığa doğru hücum ediyordu. Çocukların bağırıp çağırması da önlenemiyordu. Kadın ortalarda biyerde sıkışıp kalmıştı. Bir ara kurtardı kendini baskıdan, kendisine doğru kaçışanları göğüslemeye çalıştı. Ne korku vardı içinde, ne çekingenlik, hepsini yitirmişti. Kafasında tek bir şey vardı, kaçışı önlemek, polise karşı direnmek..
Heyecandan kendisinin bile ilk defa duyduğu cırtlak bir sesle bağırmaya başladı:
- yazıklar olsun size be! ne kaçıyorsunuz, erkek değil misiniz siz? Ayı ulan ayıp be!
ardından başka bağrışmalar da başladı:
- kaçmayın çocuklar, direnin!
Bu haykırışlar sanki işe yaramıştı. Kaçanlar durup geri dönmeye başladı, kimisi yerlerde taş aramaya, bulanlar polise fırlatmaya başladı. Bir yandan da bağırıyorlardı:
- gidin buradan faşistler! Hükümetin itleri! Yuuuuuhhhh..!
- hükümet istifa..!
- Tayyip istifa..!
- Mustafaaa kemalin as-ker-le-ri-yiz!

Birden yağmur gibi yağmaya başlayan toprak parçaları karşısında polisler şaşaladı. Taş bulmak zordu, çocuklar ellerine geçen ne varsa fırlatıyorlardı polise. Kadın handeyi gördü bir ara, kendini kaybetmiş gibi çimlerden yolduğu toprak parçalarını fırlatıyordu..
Kitaplar, defterler havada uçuşmuş, itişip kakışmalardan sonra yeniden kaçışmalar başlamıştı. Üç polis bir öğrenciyi yakalamış, çekip sürüklemeye başlamıştı. kaçışanlardan bir kaçı dönüp atılmak istedi, kararsız kaldılar. Kadın fırladı, onu gören erkek öğrenciler de yüreklenip atıldılar. Polislerin sürüklediği öğrenciyi kolundan belinden yakalayıp polislerle aralarında çekiştirdiler. Başka öğrenciler de yardıma koştu hemen. Polisler esirini bırakıp çekilmek zorunda kaldılar. Kadın soluk soluğa kalmıştı. Biri kolundan tutup çekiyordu, döndü, yine handeydi. Silkinip kolunu kurtardı. Bir şey demeye gerek kalmadan arkadan gelen bir sürü kızlı erkekli grup giysilerinin önlerine topladıkları irili ufaklı taşları sallayıverdiler geri çekilen polislerin arkasından. Son anda, kanlar içinde saçlarından sürüklenerek götürülen bir kızı polislerin elinden kurtardılar. Savaşı kazanmışlardı, coşkuyla bağırmaya başladılar yeniden..
- hükümet istifa!
- Ya istikla ya ölüm!
- Mustafaa kemalin as-ker-le-ri-yiz!

7 Eylül 2014 Pazar

Kadın-6

Adamın evine gittiklerinden beri tedirginlik içindeydi kadın, hep izleniyor sanrısındaydı. Bu bir kuruntu muydu yoksa birileri onu takip mi ediyordu? Birkaç kez ıssız sokaklara sapıp peşinden gelenleri kolaçan etti, pek bişey göremedi. Bir yerlerden gelip geçenler vardı etrafta sadece. Sokaklar insanlarla doluydu ama bunların arasında onu takip eden birisi yoktu. Adama bu konuyu açmak istiyordu ama bunu anlatması saçmalıktı belki de, korkaklık bir yana paranoyaklık..
Oldu olası hiçbir şeyi umursamaz görünüyordu adam, kendini bildi bileli bu koşullar kaygılandırmaktan çıkmıştı kadını. Her şey olağandı, - keşke ben de onun gibi olabilsem.. dedi kadın. Daha dün adamın evine giderken yine, arkasına iyice bakınıyordu. Birkaç sokak öteden dolaşıp öyle gelmişti. Bu tedirginlik adamı da tedirgin etmesin diye bir şey diyemiyordu. - Bari o rahat kalsın ilişkimizde.. kadın böylesine alçakgönüllü bir davranışı sergilerken adamı ne kadar sevdiğinin farkına varmıştı bir kez daha.
- Aman canım, o mutlu ya böyle, onun mutluluğu beni de mutlu ediyor, böyle mutlu olacaksak varsın böyle olalım.. Nasılsa mutluluk da bir gün yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun da ne oluyor, o da bir gün bulanıyor.. sonra ortaya çıkıveren bulanıklıktan kaçmak için güçlü kulaçlar atman gerek. Bu kulaçları atarken yorulacaksın nihayet. Bir sürü pislik, timsahlar, su aygırları, ağulu yılanlar da var suda. Ne çok düşmanı var mutluluğun değil mi? Kitapçıdan bari peşimde dolanan şu adam yılan mı, timsah mı, su aygırı mı?
Çocuk parkının içinden eve doğru çıkan yolda bi daha bakındı, bu kez kimseyi göremedi. Koyu giysili, seyrek saçlı, kısa boylu, orta yaşlı zayıf bir adam da onunla beraber bakındı etrafa. Araç trafiği durunca birlikte karşıya geçtiler. Kaldırıma çıkınca bu adam, birkaç adım gerisinden yürümeye başladı kadının. Biraz ilerdeki vitrinli mağazanın önündeki elbiselere bakma bahanesiyle durdu kadın. Adam, bileğinde çanta taşıyan kokoş kadınların şeklini almış elinde sigarayı yakmış, ağır vasıta gibi geçip gitti yanından. Ucuz bir sigaranın ağır kokusu sinmişti üzerine. Omuzları çökmüş, tabiri caizse kendi dünyasından geçmişti.
Gözü bu kez ciddi şekilde takıldı vitrindeki yeşil elbiseye. O sırada camın yansımasında, karşı kaldırımdan kendisine bakarak yürüyen uzun boylu, camları siyah gözlüklü herifi gördü. Yılan bu işte! dedi. Tanıdı adamı, ikide bir yoluna çıkıyor, peşi sıra yürüyordu sonra da görünmez oluyordu. Son bikaç gündür yoktu ortalarda. – ne yapsam şimdi? Adam da bunu kolluyordu belli ki.. vitrindeki başka bir elbiseyle ilgilenirken hem de birini bekliyormuş gibi görünerek arada arkasını dönüp etrafına bakınıyordu. – şunun karşısına geçsem, ne istiyorsun ulan benden? diye çemkirsem! Ne yapar acaba? Asıl bombası da, git birden boynuna sarıl, Naber canım! diyerek şapur şupur öp yanaklarından. Asıl o zaman ne yapar?
Gülme geldi içinden, zorladı gülmemek için ama kendini tutamayıp bastı kahkahayı. Yanından gelip geçenler, bir adım daha uzağından mesafe alıp deliye bakar gibi hayretle ona baktılar. Bu bakışlar sayesinde kendini toparladı ve kafasını kaldırıp adama baktı, göz göze geldiler, irkildi. Refleks olarak, bari şu elbiseyi alayım.. diyerek mağazaya girdi, bir süre içerde gezinerek zaman kazandı. Bu arada çok güzel bir erkek gömleği gördü. Elbiseyi almaktan vazgeçip, gömleği hediye paketi yaptırdı. – Eminim buna çok sevinecek..
Yoldan geçen kocaman bir yolcu otobüsü adamı perdelemişti. İşte sıvışıvermenin tam sırasıydı şimdi. – niye kaçmaya çalışıyorum ki? Sanki peşimde azılı bir katil mi var? Mağazadan sakince çıktı, usul usul yürümeye başladı aynı kaldırımdan. Otobüs geçip gittikten sonra arkasına dönüp baktı, adam kaybolmuştu ortadan. Durup iyice süzdü etrafı, yoktu görünürlerde. Belki şimdi çıkar bir yerlerden ya da bikaç gün gene görünmez ortalarda. Derken biri daha takıldı peşine. Sanki nöbetleşe bir takip içindeydiler, vardiyalımı çalışıyorlar bunlar? İyice kuruntuya kaptırdı kendini.. çok okumanın zararları bunlar.
Şimdi döneceği sokakta pek kalabalık değil, ya o da dönerse peşimden, ne yaparım? Yürü git yoluna işte be.. hem eve ne kaldı ki.. keşke bu sefer direk evin sokağından girseydim.. ya bi tanıdıksa? İki adımda bir durup arkasına baka baka yürüyerek evin önüne geldiğini fark etti. Bir çırpıda dalıverdi apartmanın içine.. sevgilisine kavuşmak hevesiyle koşar adım çıktı merdivenleri. Kapıya dayandı, zile bastı, kapının tokmağını vurdu, o da olmadı yumrukladı kapıyı. Bir türlü açılmadı kapı, telaşlandı. Çantasından telefonunu çıkardı, adamı aradı, uzun uzun çaldı ama o da açılmadı. Yüzü iyice düştü kadının, canı fena halde sıkıldı. Elindeki hediye paketinin poşetini kapıya astı, sinirli ve gücenmiş şekilde söylenerek aşağı basamaklara yönelmişti ki kapıda bir tıkırtı duydu. Arkasını döndü, açılan kapının önünde mavi bornozuyla adam dikiliyordu.

Halikarnas Şarapçısı

6 Eylül 2014 Cumartesi

Kadın - 5

Avuç içi büyüklüğünde patır patır dolu düşüyordu yere, düştüğü her yerde patlıyor, patladığı her yere zarar veriyordu. Arabaları çiziyor, camları çatlatıyor, insanların kafasını şişiriyordu. Öyle bir havada gelmişti ki izmir’e, kendisi de inanamadı bu gördüklerine. Ankara’da bile böylesini görmemişti. Bir taksi tutup hava alanından adamın yanına geldi.
Sürpriz yapmak istiyordu ama tam olarak adamın evini kestiremiyordu. İlk ve son kez geldiğinden beri tam iki yıl geçmişti. Mecburen adamı aradı ve yol tarifi istedi. Adamın dediklerini çıkartamayınca da telefonu taksiciye vermek zorunda kaldı.
Taksici adamla evin önüne gelene dek konuştu. Bu kadar konuşma sonunda da kayıtsız bir samimiyet ortaya çıktı. Halihazırda ortak arkadaşların varlığının farkına varmışlar, kapı önü muhabbetini gereksiz uzatmışlardı. Kadın, bu durumdan sıkılmış hissediyordu. Uzayan muhabbetin sonunda taksici neyse ki kıyağını yapıp 10 kağıdı almadı. Kartvizitini uzatıp tekrar görüşeceklerini umarak gazına bastı. Egzoz dumanı çiftin burunlarına erişmeden gözden kayboldu.
Kadın adama sarılmadan direk koluna girmişti. Hal böyle olunca apartmana öyle girdiler, merdivenleri öyle çıktılar, kadında bir pürtelaş, adamdaysa tam aksine bir ağırlık vardı. Daireye girene kadar konuşmadılar, içeri adımlarını atıp kapıyı kapadıklarında kadın adamın boynuna atıldı. Bu atılışı beklemeyen adam sendeleyip duvara yaslandı. Sonra bir süre bakıştılar, kadının gözünde avına saldıracak gelinciğin gözündeki parıltı vardı. Adam irkildi, duvara sürtünerek ayakkabılarını çıkarmak için eğildi ancak kadın bunu fırsat bilerek adamın beline atladı. İkisi de beraber yere düştüler, yuvarlandılar, boğuşur gibi bir hal aldılar. Nefes nefese kaldıklarında kadın, adamın altında kaldı. Burunları birbirine değiyor, birbirlerinin sıcak nefesleri suratlarına çarpıyordu. Kadın, nefesinin soğumasını beklemeden, adamın kafasını tepesinden kendine doğru bastırarak dudaklarını adamınkilere yapıştırdı. Nefesi yarım almaya çalışan adam kadının bu hareketi sonrası sinirlendi. Ayağa kalkıp, kibarca azarladı.
– ne yapmaya çalışıyorsun?
– beni hiç özlemedin mi?
– özlemiş olmam böyle davranmamı gerektirmez ki
– sen özlememişsin beni
– ne yapmamı bekliyorsun benden, böyle hayvanlar gibi bir karşılama olmaz ki..
Bu hayvan gibi tabiri kadını kırmıştı. Odaya geçip bir köşeye oturdu. Yüzü yere düşmüş, gözlerinin ucuyla adamı takip ediyordu. Adam, kadının gelişinden hiç memnun olmamış gibiydi ya da gelip gelmemesi umurunda değildi. Evin içinde dönüp duruyor, ara sıra odanın kapısına kadar gelip kadına bakıyor, bişeyler söyleyecekmiş gibi oluyor ancak bişey demeden tekrar gidiyordu. Son defa gelişinde artık iyice rahatsız olmuş şekilde sordu;
– aç mısın?
– …
– neyse, bişeyler yapmıştım ben mutfakta, istediğin zaman yersin. Benim bikaç saat dışarıda işim var, sen takıl evde, geldiğimde görüşürüz..

Kadın, hayvanca karşılamanın tam da böyle bir şey olduğundan kesinlikle emindi. Ancak yine de tatsızlık olmasın diye ağzını tuttu, adam gidince de uzun bir süre içli içli ağladı. Ağlaması ancak gözlerindeki yaşların tükenip de kuru kuru yüz kırıştırma mimiklerine dönüşene dek sürdü. Daha sonra kalkıp evi gezdi, odalara baktı. En çok da yatak odasında kaldı. Adamın yatağına uzandı ve uyuyakaldı.
Adam eve geç gelmişti. Evde birisi olduğunu bildiğinden tedirgindi. Yine de havayı yumuşatmak için elinde bir adet karanfil getirmişti. Ne de olsa kendisine gelen hem kadın hem de misafirdi. Yanlış davranmıştı giderken, bunun farkına varabilecek kadar da olgun bir adamdı. Sadece kadının zamanlaması yanlıştı onun için, yine de böyle davranmasını gerektirmezdi bu durum. Eve girince sessizliği fark etti. Salon ve oda boştu. Hızlıca mutfağa yöneldi, yemeklere hiç dokunulmamış olduğunu gördü. – gitti mi acaba? İçine bir ateş parçası düşüverdi o anda. – ama nasıl olur? Hay kafamı ulan.. Pişmanlığı tavan noktalarındayken girdiği yatak odasında ışığı açınca kadını gördü. Kadının mışıl mışıl uyuyan o masum yüzünü, içine dehşet saçan pişmanlık acısıyla izledi. Gitmemişti işte, oracıkta gözünün önünde capcanlı duruyordu. Biraz sonra içini ferahlatan coşkun bir sevinç kapladı adamı. Sessizce sevinme hareketleri yaptı ve elindeki çiçeği götürüp kadının başucuna bıraktı. Elini saçlarına götürdü ama dokunamadı, uyandırmak istemiyordu. Hatta öyle ki öpmek bile istiyordu ama cesaret edemedi. Komodinden çarşaf alıp salona geçti, kanepeye serilip yattı. Uyuyana kadar kadını düşündü, bir an önce sabah olmasını, onunla konuşmayı, ondan af dilemeyi istiyordu. Bu düşünceler içerisinde tepinirken o da uyudu..
Kadın uyandı, yanı başındaki çiçeği görünce şaşırdı. Uyku sersemliği şaşkınlığa karıştı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken öyle aptal bir halde doğruldu. Çiçeği eline aldı, kokladı, gülümsedi.. aynanın karşısına geçti, kendine baktı, saçlarını düzeltti, göz altlarındaki akan sürmelerin morluklarını sildi. Bir kez daha gülümsedi. Tedirgin bir şekilde odadan çıkıp salona doğru yürüdü. Kanepede derbeder şekilde yatan adamı görünce irkildi. Sonra yavaşça yanına yaklaştı, ona acır gibi baktı. Bir o kadar da sevimli geldi gözüne. Sanki dün, o hayvanca davranışı yapan o değildi. Unutmuştu bile, aklına bile getirmedi. Ellerini adamın saçlarına götürdü, suratında gezdirdi, daha da eğilip adamın yanağından öptü. Adam o kadar ağır uyuyordu ki kıpırdamadı bile yerinden. Kadın, elindeki karanfili masada duran boş vazoya yerleştirdi, adama bir kez daha baktı, - teşekkür ederim.. Saat henüz erkendi ama kadının bir gecelik kaçamak için ayırdığı vakit dolmuştu. Adam bunu bilmiyordu fakat ona yine de kızmadı. Askıda duran çantasını alıp omzuna taktı. Ayakkabısını giydi, dış kapıyı açtı, arkasına baktı, elini kendisinin bile zor duyacağı fısıltıyla - hoşça kal.. diyerek salladı, sonra usulca kapıyı kapattı ve gitti..

Halikarnas Şarapçısı

21 Ağustos 2014 Perşembe

KADIN - 4

Restoranın yanından geçerken kendine doğru yürüyen bir gölge gördü kadın, irkildi kaldı. Bağırarak kaçmak geldi içinden, öyle korkmuştu ki ama birden adamın yüzü aydınlanınca onu tanıdı. Bu kez korkusu, şaşkınlığa, sevince ve bir o kadar da utanca dönüştü. Adam kendisini ayakta zor tutuyordu, ha düştü ha düşecekti, fena sallanıyordu. Adam tam tökezler gibi olduğunda kadın hemen atılıp tuttu onu. Boynuna sarılmamak için zor tutmuştu kendini, adamsa kurtulma çabasıyla geri çekildi. Kadının kolu boşluğa savruldu, adam sırt üstü yuvarlanacak gibi oldu ama son anda kadın adamın kolundan yakalamayı başardı. Kaptırdığı kolunu tekrar silkerek kurtulmaya çalışan adam tekrar düşecek gibi oldu, bir sağa bir sola yalpaladıktan sonra dengesini kurdu ve bişeyler mırıldanmaya başladı. Ne dediği net şekilde anlaşılamıyordu, kadın o zaman adamın zil zurna sarhoş olduğunu anlamıştı.
Kadın önce kızgınlık sonra da tiksinti duymaya başladı. Nasıl bir tepki vereceğini bir türlü bilemiyordu. Sonra dönüp etrafına bakındı, kimseler yoktu şükür ki. Adamın bütün yüzünden terler akıyordu, gömleği, gövdesi sırılsıklam olmuştu. Yüzündeki bu sarhoş titrekliğiyle yutkundu adam, bir şeyler söyleyecekmiş gibi yaptı, beceremedi. Kolunu çekip uzaklaşmaya çalıştı ama öyle sıkı tutmuştu ki kadın, adamın gücü yetmedi kolunu kurtarmaya. Sallanarak yürümeye devam etti, kadın peşinden ayaklarını sürüyerek onu durdurmaya çalıştı. Birdenbire suçluluk hissetmeye başladı.- Canım bak, bi dinle beni! Bana bak, dur diyorum, sana dur!
Adam, anlayıp dinleyecek gibi değildi. Sarsılarak her an yıkılıverecekmiş gibi yürüyüp gidiyordu. Sokağın ta başına varmışlardı, kadın susarak ve adamın kolunu hiç bırakmadan takibine devam etti. - İlk gece de böyle yürümüştük, o zaman da koluna girmiştim ve yine beni bi yerlere götürüyordu fakat şimdi tam tersi bir durumda, benden kaçmaya çalışıyor.. Nerden bulaştı bu iğrenç sarhoşluğa, benim yüzümden mi? Niye yalan söyledim ki sanki? Offf!!!
Adam yeniden silkindi ve gayet onurlu bir şekilde – Bırak be! dedi.. Kadın bu kez daha sıkı sarıldı, sert bi şekilde çıkıştı. – Bırakmıycam işte, kendine gelene kadar bırakmıkycam..
Bu sert çıkışın etkisinden midir ne olduysa, adam biraz uysallaştı sanki. Yağmur da ince ince düşmeye başlamıştı, kadın hemen yoldan geçen bir taksiyi refleks el hareketiyle durdurdu. Adamı taksiye zorlukla sokabildi. Beşiktaş’a dedi. Dedi ama, der demez de yüreği hop ediverdi. Taksiye yetecek kadar parası yoktu ki yanında. Ya adamda da yoksa? Taksici çoktan köklemişti gazı, şimdi dur demek de ayıp olurdu, zaten cesaret de edemedi buna. Adam koltuktan aşağı doğru kaymış, kapıya doğru yaslanıp kalmıştı. Sayıklar gibi bişeyler mırıldanıyordu hala. Kadın adama yaklaştı, yana sarkmış başını düzeltmeye çalıştı. İçini üzüntü kapladı kadının, - benim yüzümden hep, Allah belasını versin toplantısının da, yemeğinin de.. Adam son bir çabayla dönüp kadına baktı, gözleri tıpkı bayatlamış bir balığınki kadar çökük, boş ve anlamsız gibiydi. Bu bakış, kadının içini daha da burkuyordu, daha bi acılaştırıyordu içini. Adam hiçbir tepki vermeden aynı boşlukla bir süre daha bakmaya devam etti. Gözlerini kapadı, başı omzuna düşer gibi oldu, sızdı. Kadın, bir anne şefkatiyle biraz daha sokulup onu kendine çekmek istedi. Adam ölü gibi ağırlaşmıştı sanki. Hızla giden arabanın içinde küçük sarsıntılarla kımıldıyordu. Kadın içinde yorgunluk duydu birden, başını arkaya yasladı, gözlerini kapattı ve kendisini arabanın sarsıntısına bıraktı.
Uykuya dalmak istiyor ama bir türlü yapamıyordu. Öylesine yorgundu ki, birkaç kez gözlerini aralayıp şoföre baktı, yola baktı, Bebek’le Ortaköy arasında bir yerlerde trafiğin akışına takılmış olduklarını gördü. Doğruldu, şoföre evi tarif etmeye çalıştı, bir yandan adama bakıyordu. Biraz daha aşağı kaymış, ağzı aralanmıştı. Çekinerek adamın cebine soktu elini, cüzdanını bulup çıkardı yavaşça, utancından yüzü kıpkırmızı olmuş, kulakları yanmaya başlamıştı. Ne kadar çekinse de, bunu yapmazsa daha kötü durumda kalacağının çok iyi farkındaydı. Bir yüzlük uzattı, kırk lira para üstü aldı. - Gece yarısı soyarlar işte adamı böyle, hah! Apartmanın önüne kadar geldi araba, – şimdi nasıl taşıyıcam bu adamı ben? – kalk hadi bi tanem, evimize geldik, hadi kalk yürü biraz canım, ha gayret!
Şoförden utanıyordu, yanlarından bir araba daha geçti, az ilerde durdu. Kadınlı erkekli birileri gülüşerek, sarmaş dolaş diğer apartmana girdi. Kadın arabadan indi, adamın yanındaki kapıyı açtı. Bu arada istemsizce yardım istedi şoförden. Şoför de mırın kırın ederek indi. Kapıcı, komşu falan yok mu diye homurdanmaya başladı. Kadın aldırmadı bile, adamı sürükler gibi aldılar arabadan, apartmanın önündeki kaldırıma oturttular. Serin hava adamın sarhoşluğunu biraz açmış olmalıydı ki, anlamsızca bakınıp beline sarılan kadına bıraktı kendini. Ağır ağır ayağa kalktı, yürümeye başladı, öne eğik biçimde ilerliyordu. Birden kusmaya başladı, leş gibi kusmuk kokusu çarptı kadının yüzüne. Az kalsın kendini tutamayıp kadın da kusacaktı, bir iki öğürtüyle kendini tutabildi. Adam düşecek gibi oldu, iki eliyle kadına tutundu ve kalkarken tekrar öne doğru eğildi ve kusmaya devam etti. Kadın zor tutuyordu adamı, sağ elinde sıcak, yapış yapış bişeyler hissetti. Kusmuklar, eline koluna bulaşmıştı. En iğrendiği şeydi, bir iki kez daha öğürtü geldi içine, yine zor tuttu kendini.
Adam, ağır ağır ve kesik solumalarla doğruldu, biraz açılmış, midesi rahatlamıştı. Tekrar yürümeye başladı, kadın tek eliyle beline sarıldı. Kapının önüne geldiler, kadın, anahtarı almak için adama sarıldığı koluna takılı olan çantayı açmak istedi. Çanta da kusmuklar içinde kalmıştı. Bir kez daha gözlerini kapattı, dişlerin sıktı, burnundan nefesini almadan geri bıraktı, vıcık vıcık elleriyle çantayı açıp içinden anahtarı çıkardı.
Adam artık tek başına yürüyebiliyordu, kadının kolunu bıraktı. Otomatiği yakmadan, karanlık dar merdivenleri el yordamıyla çıkıyorlardı. Üçüncü kata geldiklerinde adam tekrar kusmaya başladı. Başını duvara yaslamış, iniltili solumalarla ve öğürtülerle kusuyordu. İç bulandıran ekşi kusmuk kokusu birden bütün apartmanı sarmış, bütün merdiven boşluğuna yayılmıştı. Kadın düşmesin diye adamı belinden tuttu, endişeyle bakınmaya başladı. – şimdi birileri çıkarsa, rezil oluruz valla..ya bağırıp çağırırlarsa, polisi ararlarsa.. başımıza iş çıkarmasak bari gece gece bu halde karakolda.. üstüne üstlük fuhuş yuvası yaptınız burayı diye sorgularlarsa, polisin eline düştük mü yandık ki ne yandık! Sabah gazetelerde manşetlerdeyiz, Son Dakika! Şok Şok Şok! Bir fuhuş yuvası daha basıldı! Utanç ve ürpermeler içine düştü, neredeyse adamı oracıkta bırakıp kaçacaktı. Sonra kendi kendine, bu halde bırakıp kaçmayı mı düşünüyorum? Ne kadar aşağılık bir davranış.. yoo düşünmedim ki hem bırakır mıyım hiç, bırakabilir miyim? Duvara yaslanmış, bitkin duran adama daha sıkı sarıldı. Aşağıdan açılan bir kapı sesiyle dondu kaldı. Sokak kapısı açılmıştı, ayak sesleri geldi, otomatik yandı. – çabuk çıkmalıyız, hadi kalk ayağa.. adam da anlamıştı durumu, kımıldadı. Sürüklenircesine merdivenleri tırmanmaya başladı. Kusmuklara basarak çıkmışlardı, otomatik söndü, yandı. Ayak sesleri aşağı katlardan birinde durdu. İçeri girip kapıyı kapattılar. Işıklar yine sönünce kendi kapılarına geldiler. Kadın elinde tuttuğu anahtarla çabucak açtı kapıyı ve kaçar gibi içeriye daldı, adamı da çekti ve kapıyı kapattı. Korkunç bir fırtınadan sütlimana sığınmış bir gemi gibiydi. Fırtına limana da saldırır gibi oldu, - kapıda ayak izlerimiz var! Çıkıp temizlesem mi acaba? Ya biri görürse? Kimse görmeden bu işi çözmeliyim.. içi su dolu kovaya yer temizleyicisini döküp karıştırmadan kapının önüne geldi, usulca açtı ve kapının önünden merdiven basamaklarına kadar olan mesafeyi sildi. Ayakuçlarına basarak geri döndü, aynı soğukkanlılıkla kapıyı kapattı ve derin bir oh çekti.
Adamın yanına gitti, paltosunu çıkardı, koltuğa oturttu, önüne diz çöküp ayakkabılarını da çıkardı. Kusmuklu ayakkabılarını çıkarırken dayanamadı ve pencereye koşarak camı açtı, öğürdü ancak kusamadı. Banyoya gitti, şofbeni açtı, lavaboda ellerini yıkadı. Anasonlu kusmuk kokusu burnundan gitmiyordu bitürlü.
Salona döndü. Adamın başı koltuğun kenarına düşmüş, gözleri kapalı öylece duruyordu. Aklına geldi, dolapta kolonya olacaktı. Mutfağa koşup şişeyi aldı, salona gelirken de avuçlarına doldurup adamın burnuna yaklaştırdı, yüzüne ve şakaklarına sürdü. Bir avuç daha döküp ensesini, boynunu ovaladı. Adam gözlerini açıp baktı, henüz içinde bulunduğu durumla bir ilişki kuramamıştı.
- Benim sarhoş sevgilim, bundan böyle sana içki yasak. Görürsün sen! Adam, hiç duymamış gibi başını döndürdü. Bir şey söylememeye yeminliydi sanki, yavaşça doğruldu, koridora yürüdü. Kadın arkasından pür dikkat izliyordu, tuvalete gidecek sandı ama ceketini çıkarıp yere salladıktan sonra yatak odasına giriverdi. Pat! diye bir ses geldi. Kadın koşarak yatak odasına girdi, adam, yüzükoyun bırakıvermişti kendini yatağın üstüne. Kadın, ne yapacağını bilemeden baktı önce, sonra yavaşça yaklaştı. – hemen uyudu mu ki? Biraz sonra hafif horultular duymaya başladı. Eğilip yerdeki ceketi aldı, kapının arkasındaki askıya astı. Pantolonunu çıkarmayı düşündü, sonra beceremeyeceğine kanaat getirip vazgeçti. Yavaşça yatağa yaklaşıp adamın yanına sokuldu. Yüzünün sol yanı yastığa teslim olmuş gibi yarım kaldırdığı iki kolu yatağa yapışık, hafif horultulu solunumla bütün bedeni ağır ağır sarsılan adamı incelemeye başladı. – Seviyorum bu adamı. Gerçekten de seviyor muyum? Sorulacak soru mu bu şimdi? Niye başkası değil de bu adam o zaman? Ne bileyim ben, rastlantı belki de. Beklisi filan yok, düpedüz rastlantı işte.. o gece karşılaşmasaydık.. daha mı iyi olacaktı? Saçmalama, söyle utanma hadi! Üzgünüm, belki, o kadar.. Hem yaşamımın bir parçası filan da değil, ona ihtiyacım yoktu ki.. ben mi istedim illa tanışalım diye? İstemiş de olabilirim, istemesem niye teklifini kabul edeyim? Demek ki rastlantı değil. Ama bu özelliklerini bilmiyordum ki, işte bunların hepsi rastlantı. Erkeksiz duramaz mıydın? Neden durayım, yirmi üç yaşındaki sağlıklı bir kadının erkek istemesinde ne gibi bir terslik var? Öylesine içten seviyorum ki..acıma bile karışıyor bu duyguma. Hiç de değil.. off. . yıkıntıya benzer bir yorgunlukla adamın yanına uzanıverdi. Bi şeyler örtsem mi acaba? Üşür müyüz ki? Böyle de soyunmadan yatmak, hiç olur mu? Sayıklayarak yavaşça gözleri kapandı, uykuya daldı..