Adam her gece sabahın en erken saatlerine kadar kadını düşünüyordu
fakat elinden hiçbir şey gelmiyordu, ne uyuyabiliyordu ne de unutabiliyordu
allahın cezası bir düşünce kilitlenip kalmıştı beyninde
içse de geçmiyordu, sarsa da geçmiyordu bu saplantı
bu kilidi açabilecek tek anahtar kadının koynundaydı..
Kadın her dakika adamdan gelecek bir işaret bekliyordu,
bütün gün bunun hayalini kuruyordu, kuruntuluydu da
kafasında bir takım eski düşünceler mevcuttu
bu da onun kurgularında yanlış hesaplara neden oluyordu
bu yüzden de hep yanılıyordu, belki bu yanılsamalarında
etrafındaki kişilerin de etkisi vardı,
onun kalbi ve kafası arasına koskocaman bir set çekiyorlar
hatta yıkılması en sağlam duvarlar örüyorlardı,
yazık ki, kadının güçsüz kolları bu duvarı aşabilecek nitelikte değildi
Allah kahretsindi herşeyi, Tanrı belasını versindi kaderin..
yolumuz kısa, her an bitebilir yolculuğumuz,
ama neden kavuşamıyoruz hala?
bekliyorum, gelmiyorsun
günler yine kısalmaya başladı
önümüz kış..
aramadığım yer kalmadı,
girmediğim sokak, çalmadığım kapı
ne gören olmuş seni benden başka
ne de duyan olmuş sesini..
yoksun görünürde ufuk çizgimin
bilmem unuttun mu beni acaba?
belki de başka kadınlar bulmuşsundur kendine
çoktan çoluk çocuğa karışmışsındır..
bir bulaydım seni çiçeğim,
bidaha hiç koparır mıydım?
kıyamazdım susuz bırakmaya bile
koklamadığım gün olmazdı seni..
yalan, hain dünya
olmaz olsun böyle kader
nedir bu çektiği yüreğimin
ey zalim hayat
dur ya da beni de götür
ya da bırakacaksan ardında böyle çaresiz
lütfen öldür..
sakın ha,
bekle beni sevgilim
ömrümün son anına kadar
seni arayacağım
yemin ettim bi kere
kendime söz verdim
ciğerime çektiğim son nefeste
kokun dolacak içime..
12 Ağustos 2013 Pazartesi
11 Ağustos 2013 Pazar
Her Gece Bodrum
Barlar sokağı dar,
Kıvrımlı ve uzun bir yol
Balık istifi insanlar, keşmekeş
Silme kalabalık,
Birinin ayağına basmadan
Ya da
Sürtünmeden ilerlemek güç,
Saat gecenin bilmem kaçı
Kadınlarda deodoranttan ziyade
Yoğun bir güneş kremi kokusu var
Sahilden kalma,
Yabancıların gözleri ebem kuşağı gibi
Bizimkiler de lens mankeni sanki
Her neyse,
Bende bi ayak fetişistliği sendromu
Aldı başını sorma gitsin,
Halhallı dövmeli ince bilekler,
Rengarenk ojeli ince uzun parmaklar
O yüksek topuklarla kırkbeş derecelik pozlar
Oysa narin bacakların anası ağlar,
Yavaştan yukarı doğru kayar gözlerim,
Henüz bronzlaşmış ve
Bitakım pahalı kremlerle parlatılmış
Ağdalı, selülitsiz, kışkırtıcı bacaklar
Tüm çıplaklığıyla şehvet duygusunu uyandırıyor,
Tül inceliğindeki eteklerin altından
İç çamaşırının görünmesine ne demeli peki?
Ya kalçaların yarım ay şeklinde ucunu gösteren
Über mini şortlara takılırsa gözlerin?
Ceplerin torbası bile çıkıyor yandan
Sallanıyor yeni moda ikonu gibi,
Sonra devam ediyor gözler süzmeye
İnce, kıvrımlı, gamzeli belleri,
Tam yuvarlak, iri ve diri göğüsleri,
Aman ablam, yaman ablam
Ne güzeldir o südyensiz
Hop hop aşağı yukarı sallanan
Memeler..
En nihayetinde dudaklar,
Kalın etli, oval, elips
Kırmızı, pembe bal gibi dudaklar,
Öpüşme naraları attıran,
Isırmak isteyip te
İnsana kendi dudağını ısırtan
Çıldırtan dudaklar..
Tüm bu ahengi bozan
Çene üzerine indirilmiş
Güneş gözlükleri de
Nereden çıktı acaba?
Hadi salsa yapmaya gidiyoruz kızlar,
İki üç defadan sonra adımları uydurabilince
Ne güzel de harmoni oluşturduk değil mi?
Dansla enerji toplayıp tekila içmeye de mi gitmeyek,
Bi şişe tekila açtırıp, masaların üzerine mi çıkmayak
Dansçı kızlar, kıvırmalar, kıvrılmalar
Hep beraber sarılmalar, savrulmalar
Ateşler içinde yanmalar, yanılmalar, yansımalar
Bunların hepsi olası şeyler bodrumda
Olaylar çok spontan ve ani gelişir hep
Sabahlara kadar gezmeler, tozmalar, tozutmalar
İyice çığırından çıkıp denize atlamalar, cozutmalar
“Aman sabahlar olmasın”
Dedirtecek kadar eğlence,
Gırla komedi, zevk-ü sefa,
Ya sonra?
sessizlik, ıssızlık
karanlık, karamsarlık
bozguna uğramışlık
kafada karıncalaşma,
ekolu bi cızırtı
yorgun beden
usanmış ama uslanmamış bir gönül
düşünce karmaşası
aşk şamatası
şevkat eksikliği
tatminsizlik
ayarsız ekolaizer
kekremsi mutfak
içi boş şömine
çıtırdayan kapı boncukları
yerde karışmış kablolar
kılıfsız yastık
balkon köşesine kıvrılmaca
sabahın körü
güvercinler, saksağanlar, turnalar
azgın horoz, muhafazakar tavuk
taze yumurta, rafadan
yeni bir güne istemsizce merhaba
günaydın..
Kıvrımlı ve uzun bir yol
Balık istifi insanlar, keşmekeş
Silme kalabalık,
Birinin ayağına basmadan
Ya da
Sürtünmeden ilerlemek güç,
Saat gecenin bilmem kaçı
Kadınlarda deodoranttan ziyade
Yoğun bir güneş kremi kokusu var
Sahilden kalma,
Yabancıların gözleri ebem kuşağı gibi
Bizimkiler de lens mankeni sanki
Her neyse,
Bende bi ayak fetişistliği sendromu
Aldı başını sorma gitsin,
Halhallı dövmeli ince bilekler,
Rengarenk ojeli ince uzun parmaklar
O yüksek topuklarla kırkbeş derecelik pozlar
Oysa narin bacakların anası ağlar,
Yavaştan yukarı doğru kayar gözlerim,
Henüz bronzlaşmış ve
Bitakım pahalı kremlerle parlatılmış
Ağdalı, selülitsiz, kışkırtıcı bacaklar
Tüm çıplaklığıyla şehvet duygusunu uyandırıyor,
Tül inceliğindeki eteklerin altından
İç çamaşırının görünmesine ne demeli peki?
Ya kalçaların yarım ay şeklinde ucunu gösteren
Über mini şortlara takılırsa gözlerin?
Ceplerin torbası bile çıkıyor yandan
Sallanıyor yeni moda ikonu gibi,
Sonra devam ediyor gözler süzmeye
İnce, kıvrımlı, gamzeli belleri,
Tam yuvarlak, iri ve diri göğüsleri,
Aman ablam, yaman ablam
Ne güzeldir o südyensiz
Hop hop aşağı yukarı sallanan
Memeler..
En nihayetinde dudaklar,
Kalın etli, oval, elips
Kırmızı, pembe bal gibi dudaklar,
Öpüşme naraları attıran,
Isırmak isteyip te
İnsana kendi dudağını ısırtan
Çıldırtan dudaklar..
Tüm bu ahengi bozan
Çene üzerine indirilmiş
Güneş gözlükleri de
Nereden çıktı acaba?
Hadi salsa yapmaya gidiyoruz kızlar,
İki üç defadan sonra adımları uydurabilince
Ne güzel de harmoni oluşturduk değil mi?
Dansla enerji toplayıp tekila içmeye de mi gitmeyek,
Bi şişe tekila açtırıp, masaların üzerine mi çıkmayak
Dansçı kızlar, kıvırmalar, kıvrılmalar
Hep beraber sarılmalar, savrulmalar
Ateşler içinde yanmalar, yanılmalar, yansımalar
Bunların hepsi olası şeyler bodrumda
Olaylar çok spontan ve ani gelişir hep
Sabahlara kadar gezmeler, tozmalar, tozutmalar
İyice çığırından çıkıp denize atlamalar, cozutmalar
“Aman sabahlar olmasın”
Dedirtecek kadar eğlence,
Gırla komedi, zevk-ü sefa,
Ya sonra?
sessizlik, ıssızlık
karanlık, karamsarlık
bozguna uğramışlık
kafada karıncalaşma,
ekolu bi cızırtı
yorgun beden
usanmış ama uslanmamış bir gönül
düşünce karmaşası
aşk şamatası
şevkat eksikliği
tatminsizlik
ayarsız ekolaizer
kekremsi mutfak
içi boş şömine
çıtırdayan kapı boncukları
yerde karışmış kablolar
kılıfsız yastık
balkon köşesine kıvrılmaca
sabahın körü
güvercinler, saksağanlar, turnalar
azgın horoz, muhafazakar tavuk
taze yumurta, rafadan
yeni bir güne istemsizce merhaba
günaydın..
8 Ağustos 2013 Perşembe
korsan
Gözler, irili ufaklı, renksiz çakıl taşları gibi ama parlak
Şekilsiz ama estetik, biblo gibi çekici, sevimli
Ufuk çizgisi gibi sürmeler, akşam güneşi gibi ışıldayan göz bebeği
Kirpikler tıpkı günbatımındaki çam ormanı silueti gibi
Kaşlar martı, burun yarım ada ve dudaklar marinadaki bir yat gibi
Suudi bandrollü bir tekne yanaşırken yanına, geniş iskeleli, ihtişamlı sancağı
Altın kaplamalı küpeştesiyle, görgüsüz bir zenginlik sergisi
Ah bir korsan gemisi olsam da alabora etsem onları
Ve konsam bütün ganimetlerin üzerine..
halikarnas şarapçısı
Şekilsiz ama estetik, biblo gibi çekici, sevimli
Ufuk çizgisi gibi sürmeler, akşam güneşi gibi ışıldayan göz bebeği
Kirpikler tıpkı günbatımındaki çam ormanı silueti gibi
Kaşlar martı, burun yarım ada ve dudaklar marinadaki bir yat gibi
Suudi bandrollü bir tekne yanaşırken yanına, geniş iskeleli, ihtişamlı sancağı
Altın kaplamalı küpeştesiyle, görgüsüz bir zenginlik sergisi
Ah bir korsan gemisi olsam da alabora etsem onları
Ve konsam bütün ganimetlerin üzerine..
halikarnas şarapçısı
20 Temmuz 2013 Cumartesi
hiç aşkımdan çıkmıyorsun ki
saçları harman
gözleri derya
vücudu yılan
gerisi hülasa
taş bebek misali bi kadınla
şehvetle sevişirken bile
seni düşünüyorum,
şimdi söyle!
aşık değil miyim
ben sana?
halikarnas şarapçısı
temmuz ortası
cırcırlı bi gecede
bodrum-güvercinlik'te..
gözleri derya
vücudu yılan
gerisi hülasa
taş bebek misali bi kadınla
şehvetle sevişirken bile
seni düşünüyorum,
şimdi söyle!
aşık değil miyim
ben sana?
halikarnas şarapçısı
temmuz ortası
cırcırlı bi gecede
bodrum-güvercinlik'te..
14 Temmuz 2013 Pazar
beyaz bir yaz-ı
geçmişim beyaz yalanlarla doluydu
bu yüzden beyaz bir sayfa açtım kendime,
beyaz bi evim oldu önce,
sonra beyaz bir çiçeğim,
beyaz güvercinler konmaya başladı balkonuma
soframda beyaz peynir
ve suyu koyunca beyazlaşan rakım da oldu,
saçımda bikaç beyaz tel bitmiş bile çoktan,
beyaz bir bulut sanki
resmini çiziyor gökyüzüne,
hayalimde canlanıyorsun,
hatta beyazlar içinde belki
seni görmek vardı şimdi
be sevgilim..
halikarnas şarapçısı
bu yüzden beyaz bir sayfa açtım kendime,
beyaz bi evim oldu önce,
sonra beyaz bir çiçeğim,
beyaz güvercinler konmaya başladı balkonuma
soframda beyaz peynir
ve suyu koyunca beyazlaşan rakım da oldu,
saçımda bikaç beyaz tel bitmiş bile çoktan,
beyaz bir bulut sanki
resmini çiziyor gökyüzüne,
hayalimde canlanıyorsun,
hatta beyazlar içinde belki
seni görmek vardı şimdi
be sevgilim..
halikarnas şarapçısı
7 Temmuz 2013 Pazar
Bi pazar günü sıkıntısı
diyecek o kadar çok söz var ki hangisinden başlasam karar veremedim,
mesela, bugün çok sıkıldım, dün de canım çok sıkkındı ve ondan önceki gün de, ondan da önceki günü neyse ki hatırlamıyorum, ama içimde bi huzursuzluk var çünkü yarına doğru gidiyor zaman..
sonra, yarın ne yapacağımı bilmiyorum, yarından sonra da ve ondan da sonraki gün için hiç bi planım yok, hayallerim kısırlaştı, kuraklaştı hatta çoraklaştı düşüncelerim, susuzluktan çatlayan topraklar gibi yarıklarla dolu kalbim, coşku sıfır, enerji bitik, un ufak olmaya başladı, çölleşiyor umutlarım ve en dibe vurmaya ramak kala direniyor nefesim, yaşamam için bir kez daha oksijeni çekiyor ciğerlerime, neden diye soruyorum, yarını bekle diyor bi ses, yarını bekle..
ondan sonra, beklemeye başlıyorum, bu günü geçiriyorum dişlerimi sıkarak,
hani öğle vakti telefon çalmasa uyanmayacak durumdaydım, belki de akşama kadar uyuyup günü kurtaracaktım ağır zamanın işkencesini çekmeden, rüyalar şu temmuzdan daha serindi en azından..
sonradan da sonra, kahvaltı etmek ister beden, ve ekmek almaya gidersin, ekmeği alır gelir çayı demlersin, domateslerin kabuğunu soyarak dilimler ve peyniri mutfak tezgahının altındaki güğümde bulunan tuzlu suyun içinden çıkartarak, önceden içinde çikolata bulunan kapaklı kutuya koyarsın, ordan dilimleyip servis tabağına aktardın, biraz yeşil zeytin çıkarırsan iyi olur dolaptan, onun da üzerine gezdirilen zeytin yağı donmuş, olsun yenir öyle de, domateslerin üzerine biraz acı sos biraz zeytin yağı, iyi ki zeytin yağın varmış her şeye koymak zorundasın sanki, kahvaltı tamam..
çamaşırlar yıkanacak, doldur bakalım makinaya, başka bişey kaldı mı etrafta acaba? deterjanını koy, kapağını kapa, programını ayarla fişini tak ve makina suyu almaya başladı, böylece o işini bitirene kadar denize gidebilirim, hadi bakalım pitosa..
şezlongun bi tanesine havlu sererek ele geçirilir, sonra cumburlop balıklama denize atlanır, kelebeklemeyi öğrendim ya ha babam kelebekleme, o kadar da havamız olsun değil mi, havan batsın ulan..
artık ne havası almışsam arkama bakmadan açılıp gitmişim denizin ortasına, durunca farkettim, seninki bir panik, nasıl dönücem şimdi geri, pilim bitti, ya dönemezsem? yat sırt üstü bırak kendini dalgalara, onlar kıyıya kadar götürür, sahiden mi? sahi ya..
kıyıya gelince osmotik basınç sağolsun, vücudumda gram su kalmamış, koşarsın bara, su yerine abanırsın biraya, hobaa..
ondan sonra, tekrar suya, kulaçlar bu kez kıyı boyunca atılır, nasıl olsa kıyı boyundan gidiyoruz diye sen git taa agean garden'a kadar, dalgalar arkadan ite ite koy değişti anasını satayım, nasıl dönücem geri, çıktım dışarı yürüyerek dönmem geri, aldı bi yarım saati..
yatarsın şezlonga güneşlenicem diye, yanında iki fıstık yağlanıyor, diğer tarafta orta yaşta iki hatun dedikodu yapıyor, arkamda kalın siyah gözlüklü bi kız kitap okuma numarası yapıyor, onun çaprazında üç kız yüz üstü yatmış yanmaya çalışıyor, oha lan her tarafımda kadınlar var hareme mi düştüm acaba?
tenimde bir ton değişmesi, aman tanrım yandık mı yoksa? aboovv, kalk kalk kalk, duşa hemen duşa, ne ara uyuklamışım ben tatlı talı içim geçti heralde, çevirdim kurnayı dikeldim dakikalarca suyun altında, gözlerimden akan sular sanki şelalenin arkasındaymışım izlenimi katıyordu doğaya..
terliklerimi buldum, çantamı kaptım doğru eve yollandım, karnım aç, evde hiç bişey kalmamış, markete gitmem lazım, bu arada makine işini bitirmiş çamaşırları asmak lazım, kova nerde, hah buldum, doldur kovaya çamaşırları hadi bakalım bahçedeki ipe asmaya, haydaa bahçeyi de sulamadık gene, kurudu domatesler anasını satayım, aç çeşmeyi sal hortumu güllerin dibinden aksın gitsin, bi de kocaman salatalık buldum yaprağının altında saklı kalmış, iki elimin arasına ancak sığacak kalınlıkta ve bileğimden dirseğime kadar uzunlukta bişey..
bahçe sulanırken çamaşırları astım, kopardığım salatalığı kemirdim, içi çekirdekliydi çok, sanırım tohuma kaçmış olsa gerek artık..
bunları da yaptıktan sonra markete gitmek zamanı geldi artık, ana yol boyundaki marketlerden bi tanesine girdim, muz aldım önce, sonra tam buğday ekmeği, yoğurt, pastırma ve ton balığı..
eve gelip yarım paket makarnayı haşladım, bikaçgün önce bahçeden topladığım hormonsuz domateslerden rendeleyip sos yaptım, ona da zeytin yağı kattım, sosun üstüne geçen haftadan şaraptan kalan eski kaşar peynirini rendeledim, yanına kornişon turşu açtım, e daha ne olsun dimi..
biraz ney üflüyorum, terliyorum, biraz daha üflüyorum, bir haftalık çalışmaya göre fena da çalmıyorum ya, tatmin oluyorum, neyi bi kenara bırakıp sıkılmaya devam ediyorum, sıkılıyorum çünkü bütün bunları yaparken yeni bir kitap okumaya fırsat bulamıyorum, hale bak, düşündüğüm şeye bak, kitap okuyamıyormuşum, yahu yazamadığıma içerlenmiyorum da okuyamadığıma takıyorum, ulan okuyamazsan yazamazsın da tabi doğal olarak, yani bağlantılı sebepler, doğru tabi..
peki ya bu gönül meselelerine ne demeli, ne olacak bu durum? onu düşünmeye zaman mı kalıyor ki anasını satayım, sevmeyi de özledik tabi, gerçekten sevişmeyi de, ama siktir etmek alışkanlık oldu bi kere..
Halikarnas Şarapçısı
mesela, bugün çok sıkıldım, dün de canım çok sıkkındı ve ondan önceki gün de, ondan da önceki günü neyse ki hatırlamıyorum, ama içimde bi huzursuzluk var çünkü yarına doğru gidiyor zaman..
sonra, yarın ne yapacağımı bilmiyorum, yarından sonra da ve ondan da sonraki gün için hiç bi planım yok, hayallerim kısırlaştı, kuraklaştı hatta çoraklaştı düşüncelerim, susuzluktan çatlayan topraklar gibi yarıklarla dolu kalbim, coşku sıfır, enerji bitik, un ufak olmaya başladı, çölleşiyor umutlarım ve en dibe vurmaya ramak kala direniyor nefesim, yaşamam için bir kez daha oksijeni çekiyor ciğerlerime, neden diye soruyorum, yarını bekle diyor bi ses, yarını bekle..
ondan sonra, beklemeye başlıyorum, bu günü geçiriyorum dişlerimi sıkarak,
hani öğle vakti telefon çalmasa uyanmayacak durumdaydım, belki de akşama kadar uyuyup günü kurtaracaktım ağır zamanın işkencesini çekmeden, rüyalar şu temmuzdan daha serindi en azından..
sonradan da sonra, kahvaltı etmek ister beden, ve ekmek almaya gidersin, ekmeği alır gelir çayı demlersin, domateslerin kabuğunu soyarak dilimler ve peyniri mutfak tezgahının altındaki güğümde bulunan tuzlu suyun içinden çıkartarak, önceden içinde çikolata bulunan kapaklı kutuya koyarsın, ordan dilimleyip servis tabağına aktardın, biraz yeşil zeytin çıkarırsan iyi olur dolaptan, onun da üzerine gezdirilen zeytin yağı donmuş, olsun yenir öyle de, domateslerin üzerine biraz acı sos biraz zeytin yağı, iyi ki zeytin yağın varmış her şeye koymak zorundasın sanki, kahvaltı tamam..
çamaşırlar yıkanacak, doldur bakalım makinaya, başka bişey kaldı mı etrafta acaba? deterjanını koy, kapağını kapa, programını ayarla fişini tak ve makina suyu almaya başladı, böylece o işini bitirene kadar denize gidebilirim, hadi bakalım pitosa..
şezlongun bi tanesine havlu sererek ele geçirilir, sonra cumburlop balıklama denize atlanır, kelebeklemeyi öğrendim ya ha babam kelebekleme, o kadar da havamız olsun değil mi, havan batsın ulan..
artık ne havası almışsam arkama bakmadan açılıp gitmişim denizin ortasına, durunca farkettim, seninki bir panik, nasıl dönücem şimdi geri, pilim bitti, ya dönemezsem? yat sırt üstü bırak kendini dalgalara, onlar kıyıya kadar götürür, sahiden mi? sahi ya..
kıyıya gelince osmotik basınç sağolsun, vücudumda gram su kalmamış, koşarsın bara, su yerine abanırsın biraya, hobaa..
ondan sonra, tekrar suya, kulaçlar bu kez kıyı boyunca atılır, nasıl olsa kıyı boyundan gidiyoruz diye sen git taa agean garden'a kadar, dalgalar arkadan ite ite koy değişti anasını satayım, nasıl dönücem geri, çıktım dışarı yürüyerek dönmem geri, aldı bi yarım saati..
yatarsın şezlonga güneşlenicem diye, yanında iki fıstık yağlanıyor, diğer tarafta orta yaşta iki hatun dedikodu yapıyor, arkamda kalın siyah gözlüklü bi kız kitap okuma numarası yapıyor, onun çaprazında üç kız yüz üstü yatmış yanmaya çalışıyor, oha lan her tarafımda kadınlar var hareme mi düştüm acaba?
tenimde bir ton değişmesi, aman tanrım yandık mı yoksa? aboovv, kalk kalk kalk, duşa hemen duşa, ne ara uyuklamışım ben tatlı talı içim geçti heralde, çevirdim kurnayı dikeldim dakikalarca suyun altında, gözlerimden akan sular sanki şelalenin arkasındaymışım izlenimi katıyordu doğaya..
terliklerimi buldum, çantamı kaptım doğru eve yollandım, karnım aç, evde hiç bişey kalmamış, markete gitmem lazım, bu arada makine işini bitirmiş çamaşırları asmak lazım, kova nerde, hah buldum, doldur kovaya çamaşırları hadi bakalım bahçedeki ipe asmaya, haydaa bahçeyi de sulamadık gene, kurudu domatesler anasını satayım, aç çeşmeyi sal hortumu güllerin dibinden aksın gitsin, bi de kocaman salatalık buldum yaprağının altında saklı kalmış, iki elimin arasına ancak sığacak kalınlıkta ve bileğimden dirseğime kadar uzunlukta bişey..
bahçe sulanırken çamaşırları astım, kopardığım salatalığı kemirdim, içi çekirdekliydi çok, sanırım tohuma kaçmış olsa gerek artık..
bunları da yaptıktan sonra markete gitmek zamanı geldi artık, ana yol boyundaki marketlerden bi tanesine girdim, muz aldım önce, sonra tam buğday ekmeği, yoğurt, pastırma ve ton balığı..
eve gelip yarım paket makarnayı haşladım, bikaçgün önce bahçeden topladığım hormonsuz domateslerden rendeleyip sos yaptım, ona da zeytin yağı kattım, sosun üstüne geçen haftadan şaraptan kalan eski kaşar peynirini rendeledim, yanına kornişon turşu açtım, e daha ne olsun dimi..
biraz ney üflüyorum, terliyorum, biraz daha üflüyorum, bir haftalık çalışmaya göre fena da çalmıyorum ya, tatmin oluyorum, neyi bi kenara bırakıp sıkılmaya devam ediyorum, sıkılıyorum çünkü bütün bunları yaparken yeni bir kitap okumaya fırsat bulamıyorum, hale bak, düşündüğüm şeye bak, kitap okuyamıyormuşum, yahu yazamadığıma içerlenmiyorum da okuyamadığıma takıyorum, ulan okuyamazsan yazamazsın da tabi doğal olarak, yani bağlantılı sebepler, doğru tabi..
peki ya bu gönül meselelerine ne demeli, ne olacak bu durum? onu düşünmeye zaman mı kalıyor ki anasını satayım, sevmeyi de özledik tabi, gerçekten sevişmeyi de, ama siktir etmek alışkanlık oldu bi kere..
Halikarnas Şarapçısı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)