SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

16 Şubat 2013 Cumartesi

meçhul bestekar

ne zaman bir güzel görsem, kıpırdanır içerim
alır sazı elime, hem söyler hem içerim
yeni yüzler, yeni gözler, yepyeni hayallerle
gönlümü şenlendiren yeni bir aşk bestelerim

geliyorlar inceden, sağdan soldan ortadan
bi kıvırtıyorlar ki sorma gitsin yandan yandan
birinin adı vildan diğerinin ki handan
vallahi billahi seviyorum sizi candan

hecelere hevesliyim ben nedense neden
hecelerle kuruyorum yeni kelimeleri
gecelere endeksliyim yine nedense ben
gecelerde buluyorum nedimeleri

ecelere taktım kafayı sebebini bilmeden
eceler geliyor aklıma hep, eceler de eceler
pamuk prenses ve etrafındaki yedi cüceler
acaba şimdi nerdeler ve halleri nasıl, niceler?

ey nineler ve dedeler, sizler de dinleyin
bizden geçti artık deyip te gitmeyin
siz sevin ki önce ilham alsın gençler
birbirlerini dudaklarını ısırarak sevsinler..


#ulastuzak

11 Şubat 2013 Pazartesi

Tanrı'nın Oyununda Şeytan'ın Görevi

Tanrı bu dünyayı yaratırken düşündüğü şey aslında birçok din adamının da dediği gibi kendisinden bir parça olan insanın kendi özgür iradesiyle ne yapabileceği neler yaratabileceği ve nereye varabileceği idi. Kendisinde olan bu baştan yaratma gücünü verdiği insanoğlunu sadece dürttü tanrı. O andan itibaren insan bu dürtü ile yaşamaya başladı. Aslında insanın ruhuna karışan şeytan da bu dürtü sayesinde görev yapma şansı buldu . Şeytan demek tamamen kötülük çağrıştırmak değildir ve bakış açısını biraz genişletirsek eğer, insanoğlunun zihnini zorlayan, takıntılara varabilecek kadar düşünmesini sağlayan, yeni bir şeyler deneme ve keşfetme arzusu uyandıran niteliği şeytani duygularıdır. Yani iyiyi de kötüyü deneyip keşfetmek tamamen insanın kendisine bırakılmış bir karardır. Bu yüzden şeytanın görevine 'akıl çelmek' diyebiliriz ama tabiki de her zaman olumsuz bir sonuçla karşılaşmayacağımızı da göz önünde bulundurmak gerek.. #ulastuzak

obsesif-kompulsif

Uyurken, uyanıkken ve en çok ta yarı uykulu sersem halimdeyken gafil avlanıyorum onun sürekli yanıp sönen fener lambası gibi sinyal gönderen düşüncelerine. Eminim biz her an birbirimizi düşünüp duruyoruz ama konuşmaya gelince zorlanıyoruz. Ya da zevk vermiyor boş ve anlamsız konuşmalarımız. Düşünmek ve sevişmek asıl maksadımız. Maksadımızı aşan şeylere katlanamıyoruz. Ne beni onun gizemli yaşantısı ilgilendiriyor, ne de onu benim karmakarışık hayatım. Bunların hiçbir ilgisi yok ilişkimizle, sadece içgüdüsel tavırlar sergiliyoruz birbirimize karşı. Aylar, yıllar da geçse değişmeyen tek şey bu tavırlar oluyor. Peki neden değişmiyor bunlar? Çünkü bu bir obsesyon.. Hep aynı düşünceler, her gün aynı sanrılar, bitmeyen dejavular.. üstelik bunu bastırmaya çalışmak için sarf edilen çaba ve kendini zorlama, komplesyon.. Düşündüğünü fark ettirmemeye çalışmak mesela, ne saçma! Neden boşu boşuna zorluyoruz kendimizi, neden bariz şekilde birbirimizi istediğimiz halde oyun oynamaya çalışıyoruz? Bence canımız sıkılıyor ve oyun oynamak istiyoruz. Bir an önce kavuşmayı düşlüyor ama ulaşılmazlığın enfes lezzetini tadıyoruz. Ah bi buluşabilsek neler neler yapıcaz, kafada bunları kurup duruyoruz. Bir taraftan da birbirimizin damarına basıp duruyoruz, duymak istediğimiz şeyleri bir türlü söylemiyoruz birbirimize. Evet, bilerek böyle davranıyoruz, bu da oyunun bir parçası. Kıvrandırıyoruz, acı çektirmek hoşumuza gidiyor belki de. Belki de acı biberin verdiği keyfi veriyoruz birbirimize, hani iştah açıyor ya ondan olabilir. Bu yüzden takılı kalmaya, düşünmeye, oyun oynamaya ve obsesif-kompulsif yaşamaya devam ediyoruz.

8 Şubat 2013 Cuma

inciraltı

rüzgarların süpüremediği aşkımızın
tarihi kalıntılarıyla dolu bi antik kent gibiydi,
her çimin üstünde gizemli anılarımız
her çam ağacının altında çocukça hayallerimizin izi vardı,
her adım bir diken gibi batıyordu sırtıma
ve her martı hüzünlü sesleriyle göz yaşlarıma sebep oluyordu,
besbelli severek ayrılmış iki sevgiliydik biz
ordan bi sandala atlayıp kaçmak hiç aklımıza gelmemişti,
ne işimiz vardı bizim limanlarda,
kime neden sığınma gereği duyduk ki..?


ulastuzak

örümcek adam

inan bana gözlerinin yağlarını yediğim
sana yedi defa gider gene gelirim
uğruna kaf dağlarını bile delerim
yanlış örmüşse kaderin ağlarını sökerim
izin ver de sevgi bağlarını öreyim artık..


ulastuzak

31 Ocak 2013 Perşembe

Votkasinerji

Şimdi girip hayatıma oluyorsa olsun ortak
Biraz manik depresif, biraz panik atak
Birazcık serseri ama çok sinerjik
Her an votka enerji içmiş gibi kafası güzel ve enerjik
Cascanlı, heyecanlı, maceraperest ve sürükleyici
Bazen romantik, bazen melankolik, biraz da alkolik
Hem şımarık, hem de eve gelen misafiri ağırlayabilecek kadar hanımefendi
Ama asla bi festival filmi kadar durgun ve anlaşılmaz değil
Bazen yağmur yağmaya başlayınca öyle birden kolumdan tutup zorla dışarı çıkarıcak
Ve sırılsıklam olana kadar el ele koşucak
O da yetmedi deyip vapura binecek ve denize atlamamız için ısrar edicek
Yağmur yağarken deniz sıcak olur diye ikna çabaları sürücek
Sonra bu şımarıklığı umursamazlığım karşısında pes edip bi kedi gibi koluma sarılıcak
Ve üşümüş olduğunu cümle aleme bildirircesine tir tir titricek,
Sonunda ceketimi üzerimden almış olmanın zaferi ile boynuma bi öpücük kondurucak
Ordan bi cafenin en üst katında ısıtıcının dibinde bi masaya oturucak
Ve üstümüz başımız kuruyana kadar çay, kahve,ıhlamur,ada çayı sıcak ne varsa
Hepsini söyliyecek ve hepsinden birer yudum alıp tavla oynuyacak hesabına
Hesabı da her zaman olduğu gibi kazanan ödeyecek
Ordan kalkıp pastaneye götürücek ve iki kişilik çukulatalı pasta ile 26 tane mum alıcak
Eve gelip sıkıntımızı yenmenin 26. zaferini kutlayıcaz
Ne yapmaya çalıştığımızı hiç tartışmadan sevişmeye başlıcaz..

ulastuzak