Uyumak bir gecelik özgürlük sadece,
Seni düşünmek her gün esaret..
Yüreğindeki okyanusun gözlerine vuran dalgalarına bak,
Sende yüzebilmek büyük cesaret..
Aylarca sürecek yolculuk,
Belki upuzun bir yıl kalacağım sensiz, çekeceğim hasret..
Kaptan benim, rotam sen,
Bana biraz rüzgârla es, martıyla uç, dalgayla coş, umutla koş, şarapla sarhoş ol,
Yol göster ve varacağım yerden bahset..
Halikarnas Şarapçısı
13 Aralık 2015 Pazar
14 Ekim 2015 Çarşamba
Yaşamak
Bi savaş var içimde
Bi yaşam var dışımda
Biri yaşamla savaşıyor
Diğeri savaşla yaşıyor
Barış için yaşasam
Yaşamla barışsam keşke..
Halikarnas Şarapçısı
11 Ağustos 2015 Salı
Sımsıkı sıkıntı
O kadar sıkılıyorum ki,
Ne dünyadaki bütün meyveler sıkılsa bu kadar yaş dökülür içinden
Ne bütün silahlar sıkılsa patlar böyle gümleyerek
Ne tüm yalanlar sıkılsa bi tarafından gayriihtiyari
Gösteremez gerçeğin en yakıcı zehrini gönlünün gölgesine
O kadar sıkılıyorum ki,
Nerde çözüleceğim
Nasıl gevşeyeceğim, bilmiyorum..
Halikarnas Şarapçısı
Ne dünyadaki bütün meyveler sıkılsa bu kadar yaş dökülür içinden
Ne bütün silahlar sıkılsa patlar böyle gümleyerek
Ne tüm yalanlar sıkılsa bi tarafından gayriihtiyari
Gösteremez gerçeğin en yakıcı zehrini gönlünün gölgesine
O kadar sıkılıyorum ki,
Nerde çözüleceğim
Nasıl gevşeyeceğim, bilmiyorum..
Halikarnas Şarapçısı
9 Ağustos 2015 Pazar
Üstünlük
El elden üstündür
Veren el alan elden üstün
Veren kadın alan kadından üstün
Alan razı veren razı ise
Bu ne üstünlüktür..?
Halikarnas Şarapçısı
Veren el alan elden üstün
Veren kadın alan kadından üstün
Alan razı veren razı ise
Bu ne üstünlüktür..?
Halikarnas Şarapçısı
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Bir yığın düşengeçlik
Adam bi şey söyleyemedi, hemen yanıbaşına oturdu. Bacağının bir altına bir üstüne giden eline bakakaldı. Gözlerini ondan ayıramıyor, kımıldayamıyordu. Yalnız bakışı, kadının eliyle bir aşağı bir sağa bir sola gidip geliyordu. Içinde gittikçe kabaran bir şey vardı. Kani damarlarinda dört dönüyor, yerinde duramıyordu. Darağacında ya da son haddine varan bir zevk içindeki insanlar gibi yavaş yavaş ve derin derin nefes alıyordu. Hiçbir şey seyretmeye, hiçbir şey yapmaya gücü yoktu. Kadın zaman zaman ona bir bakıyor, yüzünden düşüncesini anlıyordu: “Ne kadar seviyor beni! Ne kadar seviyor! Ayaklarının ucunda serili erkeğe gururla bakıyor, gücüne hayran oluyordu. Nükteli sözlerin, gülümsemelerin, leylak dallarının zamanı çoktan geçmişti. Aşk ciddileşmiş, ağırlaşmiş, bir çeşit ödev haline gelmişti. Birbirleri üzerinde hakları vardı artık. Gizli kapaklı yanları kalmamıştı. Anlaşmazlıklar, kuşkular gittikçe azalıyor ya da daha açık, daha kesin sorulara yol açıyordu. Kadın hâlâ adamın boşu boşuna geçirdiği yıllar için onunla hafiften alay ediyordu. Ona başkasından daha etkili olarak düşüncesini söylemiş, uyuşukluğunu yüzüne vurmuştu. Onunla senli benli olmaya başladıkça alayı bırakarak hayatına istediği şekli zorla vermeye başlamıştı. Ona insan hayatının amacını ve sorumluluklarını apaçık söylemiş, çalışmanın lüzumunu anlatmişti. Kafasını bir an boş bırakmıyor, bazen onu iyi bildiği bir meselede tartışmaya sürüklüyor, bazen de kendi başına anlamadığı bir şeyi sorup cevap istiyordu. Adam da onun gözünde zor duruma düşmemek için kafa patlatıyor veya pek öyle kahramanca kesilip atılamayacak bir düğümü çözmesine yardımcı olmaya çalışıyordu.
Kadın bütün kadın oyunlarini bir anne şefkatiyle yapıyordu, kendini beğendirmeye çalisan adam tutku doluydu. Fakat en çok yaptığı şey, kadının ayakları dibine oturmak, elini kalbine koyup sesini dinlemek ve hayran bakışlarını ona dikmekti. Kadın bu bakışlardan hoşlanır, Ne derin sevgi! diye övünürdü; çok iyi tanımaya başladığı adamın ruhunda en küçük bir gevşeme, bir uyuşma gördü mü hemen sitemlere başlardı. Bu sitemlere zaman zaman acı bir yeis, bir hata etmiş olma korkusu da karışırdı. Arada bir adam tam esneyecekken kadınin şaşkin bakişiyla karşılaşır ve hemen eliyle ağzini kapardi. Yüzündeki en ufak uyku belirtisi kadının gözünden kaçmazdı. Ona her zaman sadece ne yaptığını değil, ne yapacağını da söylemek zorunda kalirdi. Adamı asıl korkutan, sitem işitmekten çok kendi sıkıntısının ona da geçmesi, soğuk ve kayıtsız davranmasi tehlikesiydi. Içine bu korku girince hemen kendini toplar harekete geçerdi; o zaman araya giren gölgeler dağılır, içlerinde doğmaya başlamış olan sevgi tekrar ışıklanır güçlenirdi. Fakat bu didinmeler aşkın sihir çevresinden öteye geçmiyordu. Adamın bütün yaptığı eski halini değiştirmekten ibaret kalıyordu. Uyumuyor, kitap okuyor, tırla mektuplar yaziyor, yol yürüyor, arabalara biniyordu. gelecekte ne olacağı, hayatının nereye varacağı hala belli değildi. Adam yemekten sonra gözlerini kapamamaya çalışarak düşünüyordu..
Halikarnas Şarapçısı
Kadın bütün kadın oyunlarini bir anne şefkatiyle yapıyordu, kendini beğendirmeye çalisan adam tutku doluydu. Fakat en çok yaptığı şey, kadının ayakları dibine oturmak, elini kalbine koyup sesini dinlemek ve hayran bakışlarını ona dikmekti. Kadın bu bakışlardan hoşlanır, Ne derin sevgi! diye övünürdü; çok iyi tanımaya başladığı adamın ruhunda en küçük bir gevşeme, bir uyuşma gördü mü hemen sitemlere başlardı. Bu sitemlere zaman zaman acı bir yeis, bir hata etmiş olma korkusu da karışırdı. Arada bir adam tam esneyecekken kadınin şaşkin bakişiyla karşılaşır ve hemen eliyle ağzini kapardi. Yüzündeki en ufak uyku belirtisi kadının gözünden kaçmazdı. Ona her zaman sadece ne yaptığını değil, ne yapacağını da söylemek zorunda kalirdi. Adamı asıl korkutan, sitem işitmekten çok kendi sıkıntısının ona da geçmesi, soğuk ve kayıtsız davranmasi tehlikesiydi. Içine bu korku girince hemen kendini toplar harekete geçerdi; o zaman araya giren gölgeler dağılır, içlerinde doğmaya başlamış olan sevgi tekrar ışıklanır güçlenirdi. Fakat bu didinmeler aşkın sihir çevresinden öteye geçmiyordu. Adamın bütün yaptığı eski halini değiştirmekten ibaret kalıyordu. Uyumuyor, kitap okuyor, tırla mektuplar yaziyor, yol yürüyor, arabalara biniyordu. gelecekte ne olacağı, hayatının nereye varacağı hala belli değildi. Adam yemekten sonra gözlerini kapamamaya çalışarak düşünüyordu..
Halikarnas Şarapçısı
21 Temmuz 2015 Salı
Tavandaki Yazılar
Adam, tembel tembel uzanıp hülyalara daldığı zaman, uyuşukluk veya coşkunluk anlarında gozlerinin onune hep bir kadın dikilirdi: Bu kadın çoğu zaman karısı, zaman zaman da sevgilisi olurdu. Hayallerinin kadını uzun boylu, düzgün endamlı, sevimli fakat mağrur bakışlı, hülyalı başı edalı edalı omuzlarına eğilmiş, kollari sarmaşıklara karşmış, rahat rahat oturur ya da halılar, kumlu yollar üzerinde salına salına yürürdü. Bu kadın onun ideali, sakin hayatin timsali, rahatlığın ta kendisiydi.
Onu ilkönce kırlarda uzun duvağı içinde çiçekler arasında, sonra zifaf odasinda gözleri utancindan yere eğilmiş, nihayet bir anne olarak çocuklar arasında görürdü. Gülüşü bakışı hayallerine karşirdi. Bunlarda tutku ve arzu degil, adam için, kocası için anlayışlı bir sevgi ve başkaları için de cömert bir şefkat vardı. Onda hiçbir zaman ürpermeler, taşkın arzular, birdenbire boşanan gözyaşları, can sıkıntısı, sevinç fırtınaları görmek istemezdi. Ay Işığından, hüzünden nefretle kaçıyordu. Sevdiği kadın birdenbire sararıp solmamalı, bayılmamalı, bunalımlar geçirmemeliydi. Bu gibi kadınların, bir sürü aşıkları, dertleri olur: Doktorlar, kaplicalar, bitip tükenmek bilmeyen esintiler… Insan rahat uyuyamaz..
Oysa insan mütevazi, ağırbaşlı, sakin bir hayat arkadaşınin yanında ne rahat uyur. Akşam yatarken, sabah uyanırken ayni sevimli bakışl bulacağından emindir. Yirmi otuz yil sonra insan, kendi sıcak bakışlara cevap veren uysal, sicak, sevgi dolu bir bakış görür, ölünceye kadar da hayat böyle geçer. Her kadinla erkeğin gizli amacı da bu değil midir? Dostunda değişmez bir huzur, akışı bozulmayan bir ruh bulmak. Aşkın temeli budur ve bundan uzaklaştık mi istirap başlar: Demek benim idealim bütün insanlarin idealidir. Kadinla erkek arasındaki ilişkilerin en yüksek şekli de bu olsa gerekir. Tutkuya meşru bir yol açmak, onu bütün ülkenin faydalanacağı bir ırmak gibi en iyi yöne çevirmek, işte insanlığın yapacağı, işte bütün ileri düşünceli insanların ulaşmak isteyip de ulaşamadıkları son yükseliş basamağı.. Oraya varıldıktan sonra artik ne hiyanet kalir, ne dargınlık. Yürekler hep aynı mutlulukla çarpar. Hayat her zaman o sağlam, bereketli özle dolar, insanın ruhu tertemiz bir sağlık kazanir.
Böyle bir mutluluğun örnekleri vardır; ama ne kadar az. onlara birer mucize gibi bakalar. Bu mutluluk insanın doğuşundadır derler ama belki de insan ona kendini hazırlayabilir, ona bilinçle gidebilir… Tutku! Tutku yalnız şiirde, sahnede güzeldir, orada aktörler geniş mantolara bürünüp gezerler, öldürenler, ölenlerle birlikte gidip akşam yemegi yerler… Tutkuların sonu böyle gelse iyi; oysa her sefer arkalarında duman ve yangın kokusu birakip giderler, mutluluk degil. Insan onları hatırladıkça utanır ve saçlarını yolmak ister. Başımıza bir bela gelince, atin ayağını kaydıran, süvariyi tüketen yalçın dağlardaki yolda ne yapılarsa öyle yapmalıyız; uzaklarda görülen köyümüze gözlerimizi dikerek ona doğru koşup bu tehlikeli yerden bir an önce çıkmaya bakmaliyiz. Evet tutkulara gem vurmalı, onları evlilik hayati içinde boğmalıyız.
Adam, kendisine ateşli gözlerle bakan, ahlar oflarla gözlerini kapayip göğsüne düşen, sonra kendisine gelip kollarini boynuna saran kadınlardan korkar kaçardi… Bu bir havai fişeğin yükselişi, barut fiçisinin parlayışı idi. Sonunda ne olur? Insanın gözleri görmez, kulakları işitmez olur, saçları tutuşup yanardı.
Onu ilkönce kırlarda uzun duvağı içinde çiçekler arasında, sonra zifaf odasinda gözleri utancindan yere eğilmiş, nihayet bir anne olarak çocuklar arasında görürdü. Gülüşü bakışı hayallerine karşirdi. Bunlarda tutku ve arzu degil, adam için, kocası için anlayışlı bir sevgi ve başkaları için de cömert bir şefkat vardı. Onda hiçbir zaman ürpermeler, taşkın arzular, birdenbire boşanan gözyaşları, can sıkıntısı, sevinç fırtınaları görmek istemezdi. Ay Işığından, hüzünden nefretle kaçıyordu. Sevdiği kadın birdenbire sararıp solmamalı, bayılmamalı, bunalımlar geçirmemeliydi. Bu gibi kadınların, bir sürü aşıkları, dertleri olur: Doktorlar, kaplicalar, bitip tükenmek bilmeyen esintiler… Insan rahat uyuyamaz..
Oysa insan mütevazi, ağırbaşlı, sakin bir hayat arkadaşınin yanında ne rahat uyur. Akşam yatarken, sabah uyanırken ayni sevimli bakışl bulacağından emindir. Yirmi otuz yil sonra insan, kendi sıcak bakışlara cevap veren uysal, sicak, sevgi dolu bir bakış görür, ölünceye kadar da hayat böyle geçer. Her kadinla erkeğin gizli amacı da bu değil midir? Dostunda değişmez bir huzur, akışı bozulmayan bir ruh bulmak. Aşkın temeli budur ve bundan uzaklaştık mi istirap başlar: Demek benim idealim bütün insanlarin idealidir. Kadinla erkek arasındaki ilişkilerin en yüksek şekli de bu olsa gerekir. Tutkuya meşru bir yol açmak, onu bütün ülkenin faydalanacağı bir ırmak gibi en iyi yöne çevirmek, işte insanlığın yapacağı, işte bütün ileri düşünceli insanların ulaşmak isteyip de ulaşamadıkları son yükseliş basamağı.. Oraya varıldıktan sonra artik ne hiyanet kalir, ne dargınlık. Yürekler hep aynı mutlulukla çarpar. Hayat her zaman o sağlam, bereketli özle dolar, insanın ruhu tertemiz bir sağlık kazanir.
Böyle bir mutluluğun örnekleri vardır; ama ne kadar az. onlara birer mucize gibi bakalar. Bu mutluluk insanın doğuşundadır derler ama belki de insan ona kendini hazırlayabilir, ona bilinçle gidebilir… Tutku! Tutku yalnız şiirde, sahnede güzeldir, orada aktörler geniş mantolara bürünüp gezerler, öldürenler, ölenlerle birlikte gidip akşam yemegi yerler… Tutkuların sonu böyle gelse iyi; oysa her sefer arkalarında duman ve yangın kokusu birakip giderler, mutluluk degil. Insan onları hatırladıkça utanır ve saçlarını yolmak ister. Başımıza bir bela gelince, atin ayağını kaydıran, süvariyi tüketen yalçın dağlardaki yolda ne yapılarsa öyle yapmalıyız; uzaklarda görülen köyümüze gözlerimizi dikerek ona doğru koşup bu tehlikeli yerden bir an önce çıkmaya bakmaliyiz. Evet tutkulara gem vurmalı, onları evlilik hayati içinde boğmalıyız.
Adam, kendisine ateşli gözlerle bakan, ahlar oflarla gözlerini kapayip göğsüne düşen, sonra kendisine gelip kollarini boynuna saran kadınlardan korkar kaçardi… Bu bir havai fişeğin yükselişi, barut fiçisinin parlayışı idi. Sonunda ne olur? Insanın gözleri görmez, kulakları işitmez olur, saçları tutuşup yanardı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)