SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

28 Mayıs 2013 Salı

Sonsuza Keder

Şimdi değilse, ne zaman?
Ya şimdi ya hiç bi zaman
Durum aynıysa her zaman
Neyi bekliyoruz o zaman?

Hep mi zaman, ah be kader
Hep bi aman, eh be birader
Bekle bekle nereye kadar
Ya şimdi ya sonsuza keder..

Halikarnas Şarapçısı
28.05.13

27 Mayıs 2013 Pazartesi

cırlayıpduran gece

konuşma fısıltıya
fısıltı fosurtuya dönüpduru,
ve ende cırcır böcekleri
hakim olupduru geceye

aksiseda yok
rüzgar bile esmeyipduru,
yanan omuzlarımda
tatlı pembe bi acı
kanımdaki alkol oranı
alt seviyelere inmiş
ama gözlerim hala
aynı güzeli görüpduru

yıldızlar çok sevimlile
göz kırpıvatı bi de
yıldızları çok severim
boynundakileri de öyle

dilim varmayıpduru dimeye
dudaklarım titreyipduru
kıramp girivatı çeneme
ama yine de sevipduru
o kan pompası seni

ah bi şişe şarap
olaydı gücüle,
bi de sen sonra
gireydin goynuma
ne güzel sevişipduruduk
emme yoğsun işte
cırcırları dinleyipdurum
nefesinin yerine..

Halikarnas Şarapçısı

19 Mayıs 2013 Pazar

er'keklik

düşlerin deryasında düşünce tutuyorum
sinir ağlarımla..
balık istifi düşünceler düşünce tekneme
oluk oluk akmaya başlayınca
ışıltılı bir görüntü oluşuyor üzerlerinde,
bu parıltıyı kaybetmemek için
sürekli çalışır tutarım teknemi,
tutabildiğim kadar düşünce tutar
birbirine karışana kadar sinir ağlarım..

sinirlenince bazen ağlarım
ama daha çok gülerim
kimse anlamasın diye,
erkekliğe sığdıramam ben de
istemem aciz görünmeyi..

hep güçlü olmayı
en azından öyle görünmeyi,
güçlüden yana arka çıkmayı hep
adet edinmişizdir nedense?

sorarsanız cevabını kimse veremez
açık yüreklilikle..
düzen böyle diye düşünürüz
belki de..
aslında gücümüzü de
sözde gösteririz,
gövde gösterisine yemez
bitaraflarımız,
er meydanında dövüşmeye
gözü kesmez kimsenin..

kaçar dururuz,
bi de bahane uydururuz üstüne
erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır,
diye..

Halikarnas Şarapçısı
yıldızsız bir gece

Arapsaçı'na Döndüm

Kitaplığımın raflarındaki tozları temizlemek için bütün kitaplarımı yere indirdim bugün. Eski kitaplarımın arasından eski ajandam da çıktı. Ajandamın arasından eski sevgilimin iki fotoğrafı düştü, birinde mum alevini yaklaştırarak kocaman yeşilimtırak gözleri çekilmiş, diğerinde ise göğüs dekolteli siyah bir badi ile bol kırmızı rujla boyanmış dudaklarıyla çekilmiş. Fotoğraflara göz atıp tekrar ajandamın içine sakladım ve ajandamın ilk sayfasına yazdığı yazıyı gördüm, sanırım yazıldığından beri ilk defa okumuştum, neden böyle bişey yazmıştı acaba diye uzun uzun düşündüm, bir sonuca varamadım ama karşılaştığım bu durum beni etkilemedi desem yalan olurdu.
İnternete yazdığımda yazının alıntı bir yazı olduğunu fark ettim, bir kez de internetten okudum yazıyı ama birebir uyuşmuyordu, demek ki ezberlemiş ve aklında kalanları yazmıştı o zaman. Bugünleri görüp te mi yazmıştı acaba yoksa ilahi bir önseziyle mi yazdırılmıştı, bu düşünce irkilmeme sebep oldu, tüylerim dikeldi. Neden böyle bir tesadüfle karşılaştırmıştı beni Tanrı, neyin mesajını veriyordu bana ve neden şimdi?
Çok şakınım, istemediğim düşüncelerden kaçamıyorum, bitürlü kurtulamıyorum, her seferinde biyerlerden karşıma çıkıyor onu hatırlatacak materyaller. Hay aksi şeytan, arapsaçını doladı yine etrafıma ve zamanlaması bu kadar mı manidar olabilirdi? Dokunsalar ağlayacağım her an..

Dokunsalar Ağlayacağım

Dokunsalar ağlayacağım, iyi demek adettendir ya, iyiyim dedim..
değilim aslında!
anlatılması zor bir duygu içimdeki. Her harf, her kelime ve her cümle olduğundan ya çok basit,
ya da daha karmaşık bir hale getiriyor dilime getiremediklerimi..
Bir gün konuşmayı unutmak, sadece susmak istiyorum. bir gün susmayı unutmak, olur olmaz konuşmak istiyorum..
Kime, neye konuşursan konuş diyorum. Yeter ki susma!
Hiç bir söz yetmiyor beni bana anlatmama. Dinleyemiyorum kendimi acımadan içim.
Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu.. ve değseler hüznüme, döküleceğim parça parça..
Bir anlık değil boğulduğum bilinmezlik.
Acısı çıkıyor sustuklarımın. Oysa ben iyiyim görünürde.
Anlamını içime çeke çeke mutluluğa erişemiyorum.
Ya hep ben fazla geldim ya hep bişeyler eksik kaldı..
Şİmdi iyi olan ne varsa, üzerine çizgi çekemediğim kırgınlıklar sarıyor dört yanımı..



Halikarnas Şarapçısı

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Rebeka İtiraf Ediyor

Azgın bir sevişmenin ardından yorgun düşen bedenlerimiz savrulmuştu yatağın iki ucuna. O mışıl mışıl uyurken ben hayatımın en mükemmel seks deneyimini yaşamanın tarifi imkansız çakırkeyifliği içerisindeydim. Hala biraz öncesine kadar yaşananlara inanamıyordum, sanki bir rüyadaymışım da uyanmışım gibi geliyordu.
Bu adam, tipik erkekler gibi kendini tatmin edip beni bir başıma bırakmamıştı, ben orgazmı yaşayana kadar devam etmişti sevişmeye. Yaygın olarak bilinen bencilliği yoktu, bu da beni oldukça etkilemişti. Sanırım sabah, o uyanana kadar, belki de öğlene ya da akşam üzerine doğru uyanacak olması muhtemeldi, ne vakit olursa olsun, onun bu tatlı masum halini izlemeye doyamayacaktım. Hatta dayanamayıp bikaç kez öptüm onu uyurken, ağzından burnundan bal damlıyordu resmen, bu kadar mı tatlı olunurdu yahu.
Böylece birkaç saat geçti, tan vaktinin alacakaranlığı hakimdi dışarıya. Yatağın üstünde oturup, pencereden limon ağacını ve denizi izliyordum. Birden bi kıpırdanma hissettim yatakta ve kafamı yastığa koyup gözlerimi kapadım, çakal öldü yapıyordum Türk halk tabiriyle.
Adam doğruldu, uykulu bir insanın çıkardığı garip iniltili sesler çıkartarak ayağa kalktı ve odadan çıktı. Kısık gözlerle onu takip ediyordum. Başımı kaldırıp göz ucumla onu izledim, antrenin ışığını yaktı ve hemen karşıdaki mutfağa girdi. Bu saatte ne yapacak acaba mutfakta diye düşünürken bardağa doldurulan su sesi geldi. Mesele anlaşılmıştı, bizimki susamıştı meğer. Oysa benden isteseydi ben ona su getirirdim ama uyanık olduğumu bilmiyordu ki, bilse belki rica ederdi, bende seve seve erkeğime bi koşu suyu, sürahiyi hatta damacanayı getirirdim. Kendi ellerimle bardağa doldurur, kendim içirirdim bu dünyanın en mükemmel erkeğine.
Onu düşünürken, biran dalıp gittiğimi fark ettim, hala gelmemişti yatağa ve hala önce bardağa doldurulan su sesi geliyor ardından “gulp gulp” diye yudumlama sesi duyuluyordu gecenin sessizliğinde. Kaçıncı bardağını içiyordu, bu nasıl bir susamışlıktı acaba? Merak ettim ve kalkıp yanına gittim.
Beni gördüğüne şaşırdı, gözleri kanlanmıştı, neden uyandığımı sordu, susadım ben de dedim. Bir bardak su da bana doldurdu. İyi olup olmadığını sordum, midem çok kötü yanıyor dedi, votka yaramamış ona. Şarap içseymiş hiç bişeyi olmazmış. Onu avurtucasına bir ses tonuyla, tamam canım, bidahakine de şarap içeriz dedim. Bidaha mı? diyerek kötü kötü baktı bana, o an ne demek istediğini anlamamıştım, belki yeni yeni anlıyorum anlatmak istediğini.
Su faslını bitirdikten sonra yatağa geri döndük, az önce bana manalı bir şey söylemiş olmanın verdiği suçluluk duygusuyla, pişmanlık tavırları içinde iki kolunun arasına aldı beni, sımsıkı sardı. O an kendimi bir kelebek kadar hafif ve kundaktaki bir bebek kadar korunaklı, huzur içinde ve güvende hissetmiştim. Saçlarımdan başımı, alnımı öpüyor, adeta sevgi kalkanıyla himaye ediyordu beni. Tıpkı kızına sarılan bir baba gibiydi. Onun bu tavırları, beni ona karşı daha da teslimiyetçi yapıyordu. İçimde büyüyen kocaman bir aşk doğuyordu sanki, bu korkunç bir şeydi, aşık olmak!
Kaçınılmaz bir sona doğru sürüklendiğimi fark ettiğimde artık çok geçti, ben bu adama fena halde aşık olmuştum. Umarım o da benim için aynı şeyleri hissediyordur yoksa vay halime.
Hayatımda ilk defa sabahın olmasını hiç istemedim. Bu anın hiç bitmemesini, zamanın tam da bu anda durmasını, böylece donakalmamızı diledim tanrıdan. Bizi mumyalasınlar istedim buraya. Sabah demek, gece görünen hayallerin sona ermesi ve gerçeklerin gün yüzüne çıkması demekti. Gün ışığından hiçbir şey gizlenemiyordu ve acı gerçeklerle yüzleşmek beni tedirgin ediyordu. Ben bunları düşünürken, horozlar sabahın gelişini felaket telalı gibi müjdeliyorlardı ve içime bir ürperme doğuruyorlardı. Her an, kollarında cenneti bulduğum erkeğimden ayırabilirdi beni bu gün ışığı ve aydınlık yok edebilirdi tüm masum hayallerimi.

Halikarnas Şarapçısı
‘şarapsal anlar’