Yıl 1923 aylardan ekim ve günlerden 29.. bir sabah uyanıyoruz ve bağımsızlığımız elimizde.. Artık daha özgür ve huzurluyuz.. Sağol büyük insan Atatürk..
İlk yıllar ne güzeldi, herşey iyiye doğru giden hızlı bir ivmeyle başlamıştı. Devrimler birbiri ardına yapılıyordu ve halkımız gittikçe daha çok modernleşiyor ve zenginleşiyordu. Bir ara dünyanın en hızlı gelişen ülkesi ünvanını ele geçirmiştik taa ki Atamız aramızdan ayrılana kadar..
Ardından hızlı bir yavaşlama sürecine geçildi. Atatürk'ün gizli mektubu, yani vasiyetinde temenni ettiği mareşal Fevzi Çakmak başa geçemedi.
İsmet paşanın kıskançlıkları ve egoları bir yanda, diğer yanda sevrin kuyruk acısını çıkarmak isteyen itilaf devletleri ve bir tarafta da gericilerin anlamsız dünya görüşleri, bu süreci kaçınılmaz kılmıştı.. Daha sonraları Celal Bayar gibi isimlerle tekrardan bir hareketlenme yaşasakta ardından gelen hükümetler ile bir bir duraklama sürecine geçilmişti..
Siyasetteki çıkar çatışmaları; şeriat örgütlenmelerini, terör örgütlerinin oluşmasını ve avrupa-amerika ajanlarının bir bir ülkemize akın etmesini kolaylaştırmıştı. Siyasi rant elde etmek isteyenler, hertürlü sakıncalı kozu kullanmakta çekinmemiş, tereddüt dahi etmemişlerdir. Toplumun bilinçlenmesini sağlayacak ülkenin aydınları idam edilmiş, vatan haini sayılıp sürülmüş, hapsedilmiş, bir şekilde asimile edilip ortadan kaldırılmış ve susuturulmuştur. Bilimsel çalışmalara önem verilmemiş aksine dinsel çalışmalar hep ön planda tutulmuştur. Bu yüzden bütün önemli bilim adamlarımız hep yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştır. Aynı şekilde sanat ve edebiyata da önem verilmemiş, cumhuriyetin ilk dönemindeki sanatçıların ürettiği eserler günümüzde üretilememektedir.
Çünkü toplumun bilmesi engelleniyor, çünkü düşünmeyen beyinler, koyun gibi ne verilirse yiyen sürü insanlar olsun isteniyor, çünkü patronların işlerine, siyasi başkanların işlerine bunlar geliyor..
Bu danışıklı dövüşte kaybeden hep halk oluyor.. Ezilen, sömürülen, acı çeken..
86 yılda ne değişti? Sokağa çıkıp insanları bir gözleyin hele.. Herkesin yüzünde bir acı ve endişe var.. Kimse yarın ne olacak bilmiyor? Ülke garanti vermiyor halkına..
Evet 86 yıl önce özgürlüğümüzü elde ettik, özgür ve huzurluyduk.. Ya şimdi, hala öylemiyiz?
30 Ekim 2009 Cuma
16 Ekim 2009 Cuma
beklentiler
beklentiler yıpratır bir aşkı önce
bitmeyen umutlar
dinmeyen ilgi
ve içime sinmeyen sevgi..
Ulaş Tuzak
bitmeyen umutlar
dinmeyen ilgi
ve içime sinmeyen sevgi..
Ulaş Tuzak
iki insan (erkek ve dişi)
buluşmak isteyen iki insan biyerde buluşur
görüşmek isteyenler de görüşür
birbirinden hoşlanan iki insan gülüşür
birbirini özleyenler ise araşır
iki insan konuşarak anlaşır..
konuşamazlarsa yazışır iki insan
telefonla mesajlaşır
bi şekilde ulaşırlar birbirlerine..
iki insan düşünerek karışır aşka
önce zorluklarla savaşır bıkmadan
gerekirse kavga eder, tartışır
ama yine de uzlaşır bi şekilde..
zaten iki insana da bu yakışır..
Birbirini seven iki insan
en sonunda sevişir..
Ulaş Tuzak
görüşmek isteyenler de görüşür
birbirinden hoşlanan iki insan gülüşür
birbirini özleyenler ise araşır
iki insan konuşarak anlaşır..
konuşamazlarsa yazışır iki insan
telefonla mesajlaşır
bi şekilde ulaşırlar birbirlerine..
iki insan düşünerek karışır aşka
önce zorluklarla savaşır bıkmadan
gerekirse kavga eder, tartışır
ama yine de uzlaşır bi şekilde..
zaten iki insana da bu yakışır..
Birbirini seven iki insan
en sonunda sevişir..
Ulaş Tuzak
1 Ekim 2009 Perşembe
Aşkın Gözü Açıldı
Gelişen teknoloji asırlardır kör olan aşkın da gözünü açmayı başardı nihayet..
Eskiden aşkın gözü kördü, evet. Bu görüşe bende katılıyorum.
O zamanlar, güzel bir insanı görür görmez aşık olabiliyorduk.
Günümüzde ise, aşık olamamanın sıkıntısını çekmekte insanlar,
çünkü aşık olmak için artık güzellikten öte birçok vasıf arıyoruz karşı cinste..
Özellikle önce güçlü olmasını istiyoruz ve sonra güvenilir olmasını, üstüne bir de güzel olmasını..
Yaşadığımız çağda, güç demek şüphesiz para demektir. Bunun yanı sıra mevki, makam sahibi olmak ta göz önünde
bulundurulabilir.. Bu elemeyi yaptıktan sonra, güven meselesi karşımıza çıkıyor ki bu elemelerimizin en zor
kısmıdır. Bu özellik biraz zaman aldığı için hemen anlaşılamaz, bu yüzden de bazen kararsız kalmamıza
yol açar genellikle..
Gelelim söz konusu güzelliğe; yani eli yüzü düzgün olsun yeter..
Güvenilir olunca, huyu suyu da iyidir işte deriz zaten..
İşte bunlar bir çatı altında birleşince de sıra geliyor, aşk meselesine..
Bütün bu koşullar sağlandığında ve aşk kendi süzgecinden geçirip tabiri caizse ince eleyip sık dokuduktan sonra
hoşlanma hormonunu yavaş yavaş salgılamaya başlar.
Daha sonraki aşamada endorfin, dopamin ve selatonin hormonlarının
kokteyl halini almasıyla kendimizde o kişiye karşı konulmaz bir istek ve arzu duyarız..
Bu vecd (trans,ekstaz) halinde aşık olduğumuzu söyler dururuz işte..
Eskiden aşkın gözü kördü, evet. Bu görüşe bende katılıyorum.
O zamanlar, güzel bir insanı görür görmez aşık olabiliyorduk.
Günümüzde ise, aşık olamamanın sıkıntısını çekmekte insanlar,
çünkü aşık olmak için artık güzellikten öte birçok vasıf arıyoruz karşı cinste..
Özellikle önce güçlü olmasını istiyoruz ve sonra güvenilir olmasını, üstüne bir de güzel olmasını..
Yaşadığımız çağda, güç demek şüphesiz para demektir. Bunun yanı sıra mevki, makam sahibi olmak ta göz önünde
bulundurulabilir.. Bu elemeyi yaptıktan sonra, güven meselesi karşımıza çıkıyor ki bu elemelerimizin en zor
kısmıdır. Bu özellik biraz zaman aldığı için hemen anlaşılamaz, bu yüzden de bazen kararsız kalmamıza
yol açar genellikle..
Gelelim söz konusu güzelliğe; yani eli yüzü düzgün olsun yeter..
Güvenilir olunca, huyu suyu da iyidir işte deriz zaten..
İşte bunlar bir çatı altında birleşince de sıra geliyor, aşk meselesine..
Bütün bu koşullar sağlandığında ve aşk kendi süzgecinden geçirip tabiri caizse ince eleyip sık dokuduktan sonra
hoşlanma hormonunu yavaş yavaş salgılamaya başlar.
Daha sonraki aşamada endorfin, dopamin ve selatonin hormonlarının
kokteyl halini almasıyla kendimizde o kişiye karşı konulmaz bir istek ve arzu duyarız..
Bu vecd (trans,ekstaz) halinde aşık olduğumuzu söyler dururuz işte..
29 Eylül 2009 Salı
Cinsellik Üzerine
ne bir açlığa benzer bu
ne de susuzluğa
yahut kuş tüyü bir yatakta
geceler süren uykusuzluğa..
vampirlerin susuzluğu gibi
su içmekle geçmez
kandan başka hiçbirşey
bu yokluğu gidermez..
acıkırsan, bir kuru ekmek
susarsan,bikaç yudum su
yorulursan, iki saat uyku
hemen çare olur sana..
lakin öyle bi ihtiyaç bu
heran bela olur sana..
önce okul bitirip
iş sahibi olman gerek,
hele erkek isen bir de
askere gitmen gerek,
sonra bir ev tutup
yuva kurman gerek,
oldu paşam yaş 30 küsür
birde çocuk yapman gerek..
bütün bu ahval ve şerait içinde
sağlıklı, mutlu kalman gerek..
yıllardır okuyoruz
okul bitmiyor..
bitiren arkadaşlar
işe giremiyor..
işe girip çalışanlar
bir eş bulamıyor..
bulup evlenenlerinde
yaşı çoktan geçiyor..
bu yaşa gelene kadar
bizler napalım?
sağlıklı yaşam için
hep oruç mu tutalım?
tamam tutalım da
nezaman bozalım?
aç olan kişi, gözünde yemekleri görür
sabah akşam sürekli kebapları düşünür
parasız ise lokantaların önünde sürünür
bir parça kuru ekmeğe minnettar olur..
susayan kişinin, aklına ilk buzlar gelir
sonra kola, gazoz meyve suları
bira, rakı, viski, votka ister bazıları
bir yudum su içince unutur o hazları..
yorulan kişinin, burnunda tüter yatmak
eve gelince ilk işidir, kendini yatağa atmak
hele şöyle olsa da bir kuş tüyü yatak
lakin bir kanepeye kıvrılıp uyumak bile yeter..
aç değilim,
susuz değilim,
uykusuz da değilim..
fakat nerden geliyor
bu içimdeki eğilim?
birşey istiyor bedenim
ve rahatsızlık veriyor..
fakat toplum da bu konuda
beni huzursuz ediyor..
devletim bana, ne gelecek
ne de iş veriyor..
fakat aklıma binbir türlü
garip düşler giriyor..
iki güzel göz, bir tatlı dudak
bana çok hoş geliyor..
üşüyorum geceleri artık
zaten kış ta geliyor..
sarılıp uyumalıyım birine ama
bu durum herkese yaş geliyor..
Ulaş Tuzak
ne de susuzluğa
yahut kuş tüyü bir yatakta
geceler süren uykusuzluğa..
vampirlerin susuzluğu gibi
su içmekle geçmez
kandan başka hiçbirşey
bu yokluğu gidermez..
acıkırsan, bir kuru ekmek
susarsan,bikaç yudum su
yorulursan, iki saat uyku
hemen çare olur sana..
lakin öyle bi ihtiyaç bu
heran bela olur sana..
önce okul bitirip
iş sahibi olman gerek,
hele erkek isen bir de
askere gitmen gerek,
sonra bir ev tutup
yuva kurman gerek,
oldu paşam yaş 30 küsür
birde çocuk yapman gerek..
bütün bu ahval ve şerait içinde
sağlıklı, mutlu kalman gerek..
yıllardır okuyoruz
okul bitmiyor..
bitiren arkadaşlar
işe giremiyor..
işe girip çalışanlar
bir eş bulamıyor..
bulup evlenenlerinde
yaşı çoktan geçiyor..
bu yaşa gelene kadar
bizler napalım?
sağlıklı yaşam için
hep oruç mu tutalım?
tamam tutalım da
nezaman bozalım?
aç olan kişi, gözünde yemekleri görür
sabah akşam sürekli kebapları düşünür
parasız ise lokantaların önünde sürünür
bir parça kuru ekmeğe minnettar olur..
susayan kişinin, aklına ilk buzlar gelir
sonra kola, gazoz meyve suları
bira, rakı, viski, votka ister bazıları
bir yudum su içince unutur o hazları..
yorulan kişinin, burnunda tüter yatmak
eve gelince ilk işidir, kendini yatağa atmak
hele şöyle olsa da bir kuş tüyü yatak
lakin bir kanepeye kıvrılıp uyumak bile yeter..
aç değilim,
susuz değilim,
uykusuz da değilim..
fakat nerden geliyor
bu içimdeki eğilim?
birşey istiyor bedenim
ve rahatsızlık veriyor..
fakat toplum da bu konuda
beni huzursuz ediyor..
devletim bana, ne gelecek
ne de iş veriyor..
fakat aklıma binbir türlü
garip düşler giriyor..
iki güzel göz, bir tatlı dudak
bana çok hoş geliyor..
üşüyorum geceleri artık
zaten kış ta geliyor..
sarılıp uyumalıyım birine ama
bu durum herkese yaş geliyor..
Ulaş Tuzak
14 Eylül 2009 Pazartesi
Bir Garip Sonat
Buzdağlarının yamacından,
Baharın sıcaklığıyla eriyen
Bir çığ gibi düştün yüreğime..
Yüreğim karlar altında kaldı..
Hayallerim, o masum beyazlıkların
En derinlerinde saklı artık..
Yüreğimi teşir ettin ve gittin sessizce
Şimdi ısrarla kahrediyorum kendime
Sıradan değil bu bi garip
Bi başka hikaye tam anlamıyla..
Sarsıyordu beynimden bacaklarıma kadar
Titretiyordu zangır zangır..
Hengameli günlerin buğulu yansıması
Mat duvarlarında kayboluyordu öykümün
Göz altlarımı morartmış endişelerin
Soğuk ürpertisini hissediyorum şimdi..
Ey tutkuların fışkırarak yardığı yüreğim,
Zehrini bir seferde yay ki damarlarıma
Uğuştuğunu hissetmeden silsin hafızamı kökünden
Ve yeniden yazılmaya başlansın kaderim..
Sabıkasızca değdir masum dudaklarını
Benim utangaç dudaklarıma
Sebepsizce öp beni hiç duraksamadan
Bıkmadan ve yorulmadan..
Soru sormadan sev beni,
Şüphe etmeden aşkı yaşa..
Bırak kendini aşka benim kolarımda lütfen..
Unutma!
Kalbin asla sana yalan söylemez
Ona karşı koyma..
Beyinlere şeytan girebilir
Ama bir kalbe asla!
7 kez yıldırım çarpsa da
8incide yine kaçma..
bırak çarpsın
bişey olmaz nasılsa..
Sürükleyerek götürüyor hayat,
Enteresan insanların arasına bir çırpıda salıveriyor..
Tanışmakta zorlanmasam da pek
Alışmakta biraz sorun yaşıyorum
Ama dayanırım ben bu garipliğe
Sonunda sevişmek varsa elbet..
Kısmet işte herşey, biraz sabret
Düşünerek paralama kendini..
Yıldırım gibidir, bazı tesadüfler
Bütün mümkün sonuçları
Tersine çevirebilir de bazen..
Saçmalıktır herşeyi bir nedene bağlamak
Nedensizce yaşamak varken hayatı..
Sorgulamasak ne güzel olurdu
Birbirimizden kaçak bakışlarımızı..
Garipsiyorum göz göze geldiğimiz her an
İçimdeki titreyişin sebebini merak etmeni.
Keşke herşeyin bir sınırlandırıcısı olmasa diye düşünürken
Bir yandan da saklı hislerimi
Günyüzüne çıkarsam mı acaba diyorum..
Tam vericek iken zehrimi dudaklarına
İradem donduruyor biranda
Beynimle kalbim arasındaki iletken sıvıyı..
Gözbebeklerindeki umutsuz bakışlar
Çıkmaz sokaklarına sürüklüyordu beni yavaş yavaş
Derinlemesine yokoluş böyle başlıyordu bedenimde..
Aşıkları serinleten rüzgarlar, içimi buz gibi donduruyordu..
Ulaş Tuzak
Baharın sıcaklığıyla eriyen
Bir çığ gibi düştün yüreğime..
Yüreğim karlar altında kaldı..
Hayallerim, o masum beyazlıkların
En derinlerinde saklı artık..
Yüreğimi teşir ettin ve gittin sessizce
Şimdi ısrarla kahrediyorum kendime
Sıradan değil bu bi garip
Bi başka hikaye tam anlamıyla..
Sarsıyordu beynimden bacaklarıma kadar
Titretiyordu zangır zangır..
Hengameli günlerin buğulu yansıması
Mat duvarlarında kayboluyordu öykümün
Göz altlarımı morartmış endişelerin
Soğuk ürpertisini hissediyorum şimdi..
Ey tutkuların fışkırarak yardığı yüreğim,
Zehrini bir seferde yay ki damarlarıma
Uğuştuğunu hissetmeden silsin hafızamı kökünden
Ve yeniden yazılmaya başlansın kaderim..
Sabıkasızca değdir masum dudaklarını
Benim utangaç dudaklarıma
Sebepsizce öp beni hiç duraksamadan
Bıkmadan ve yorulmadan..
Soru sormadan sev beni,
Şüphe etmeden aşkı yaşa..
Bırak kendini aşka benim kolarımda lütfen..
Unutma!
Kalbin asla sana yalan söylemez
Ona karşı koyma..
Beyinlere şeytan girebilir
Ama bir kalbe asla!
7 kez yıldırım çarpsa da
8incide yine kaçma..
bırak çarpsın
bişey olmaz nasılsa..
Sürükleyerek götürüyor hayat,
Enteresan insanların arasına bir çırpıda salıveriyor..
Tanışmakta zorlanmasam da pek
Alışmakta biraz sorun yaşıyorum
Ama dayanırım ben bu garipliğe
Sonunda sevişmek varsa elbet..
Kısmet işte herşey, biraz sabret
Düşünerek paralama kendini..
Yıldırım gibidir, bazı tesadüfler
Bütün mümkün sonuçları
Tersine çevirebilir de bazen..
Saçmalıktır herşeyi bir nedene bağlamak
Nedensizce yaşamak varken hayatı..
Sorgulamasak ne güzel olurdu
Birbirimizden kaçak bakışlarımızı..
Garipsiyorum göz göze geldiğimiz her an
İçimdeki titreyişin sebebini merak etmeni.
Keşke herşeyin bir sınırlandırıcısı olmasa diye düşünürken
Bir yandan da saklı hislerimi
Günyüzüne çıkarsam mı acaba diyorum..
Tam vericek iken zehrimi dudaklarına
İradem donduruyor biranda
Beynimle kalbim arasındaki iletken sıvıyı..
Gözbebeklerindeki umutsuz bakışlar
Çıkmaz sokaklarına sürüklüyordu beni yavaş yavaş
Derinlemesine yokoluş böyle başlıyordu bedenimde..
Aşıkları serinleten rüzgarlar, içimi buz gibi donduruyordu..
Ulaş Tuzak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)