Bana bi şiirler oluyor yine
fırlayıp kalkıyorum ayağa
boğazı kupkuru olmuş
dudakları birbirine yapışmış
Kafası karışmış bi halde..
bana bi şiirler oluyor
dünümü görüyorum düşümde
gözlerimde canlanıyor mazi
bugüne daha çok var
henüz başındayız geçmişin..
bana bi şiirler oluyor
karalayasım var yine
doldurasım var boşlukları
canlandırasım var ölüleri
hoplatmalıyım yürekleri..
bana bi şiirler oluyor
çok fazla geldi üzerime
doldum taşmak üzereyim
bendimi çiğner aşarım
enginlere sığmam bu gece..
bana bi şiirler oluyor
ne gibi şeyler bilmiyorum
sözüm ona anımsar gibiyim
telaffuzu çok zor
anlaşılması basit..
bana bi şiirler oluyor dostlar
şarkı çığırmak istiyorum
coşkumu kaybetmişim
hiçe karışıyor mırıldanmalarım
sessizlik ispiyonluyor
sesimin çirkinliğini..
bana bi şiirler oluyor gece gece
göğsümde bi sıkışma var
gevşet gevşetebilirsen
kravat değil ki bu
çözemezsin hemen..
bana bi şiirler oluyor
bi derdim var belli
tutamıyorum içimde
nerden bakarsan görünüyor
saklayamıyorum ki
hani iyice bi baştan okusan
belki anlarsın
her şey apaçık ortada
evet dilinin ucunda..
bana bi şiirler oluyor
ve sen de biliyorsun bunu
hoşuna gidiyor inat etmek
sessizce seyretmek
ama söylemiyorsun bunu
eğleniyorsun değil mi?
Bana bi şiirler oluyor
Çok yaklaştım sana
Yanıbaşındayım hemde
Ilık bir nefes kadar
Sende hissediyor musun?
Bana bi şiirler oluyor gerçekten
Sanırım sana dokunuyorum
Sözcüklerim vücudunda geziniyor
Damarlarındaki kandan farksız
Olup bitenlerden
Aklından geçenlerden
Sırtından süzülen terden
Sana da bi şiirler başladı şimdi..
Bana bi şiirler oluyor
Denizin mavisine
Ormanın yeşiline
Güneşin sarısına ne olmuş öyle?
Doğanın rengi solmuş
Yoksun yine görünürde
Üzülmüyorum ama sızlıyor içim
Napim? Bende rakı basıyorum
Sızısını geçirsin diye..
Ulaş Tuzak
16 Ekim 2018 Salı
15 Ekim 2018 Pazartesi
Tek Kişilik Senfoni
Sabaha yaklaştım, balkondayım hala,
Mevzular derin, mevziler sığ
Saklayamadım, saklanamadım
Denizyıldızları su yüzüne çıkmış, yüzüyorlar
Abartmadım, hiç şaşırmadım
Uykum yok, yatağım diken tarlası
Uzanamadım, dayanamadım
Kafamda gezinen yüzlerce koyun sürüsü
Çitten atlatamadım, hiç sayamadım..
Meseleyi biliyorsun ya, olamadık
Olduramadım..
Çay demledim, içmek istedim
İçemedim..
Elimi ısıtacak bardak vardı sadece
Isınamadım..
Elin yoktu elimde, elini tutamadım
Tutunamadım.
Sensiz sedasız düşünüp durmak böyle
Sükutun nabzını duymak pervasız
Kafayı kırmak böyle gecelere mahsus herhalde
Kalbimi kırmak istiyorsan sen böyle hep sus
Şu küçük kasabada sen varsın, ben varım
ama biz yokuz neden?
Dokuz yıldır buradayım ve hala görüşmüyoruz
Neden?
Tanışıyoruz, konuşuyoruz
Ama sevişmiyoruz, neden?
İki şeyi hiç saklayamam ben;
Sarhoşluğumu ve aşık olduğumu
Ve şu an aşktan sarhoşum, kimden saklıyorum
Neden?
“Özlem, gidip görmek istemen ama gidememen, görememen;
gene de, istemen” demiş bi şair,
Yahu, ben artık özlemek istemem
Canım çıkasıya kadar sevmektir huyum
Seni çekiyor canım, sana açım
Sensin, ekmeğim, suyum
“Düşmeye doyamadığım dipsiz kuyum”..
“Ayrılıklar küçük aşkları öldürür ama sevdaları büyütür
Rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi”
Senden ayrı kaldığım her dakika büyüyen bir yangınım
Dedim ya, beni söndürecek suyum sensin
Bana hayat verecek can suyum da sen..
“Su misali aktı ömrüm
Ben ne yangınlar gördüm..”
Böylesini görmedim..
Dinle ve artık anla!
Aşk için bir tedavi yok, bu sadece bir hayal
Sevmekten kurtulmak için geçilen yollar çetrefilli
Delirmek belki en kestirme çare
Ne yazık!
Tımarlandı her yanım sana gelene kadar..
Hayatım serüvenler içinde geçti
İçimde tükenmez arzular vardı
Bir sporcu ya da sanatçı gibi
Hissedince sana vurulduğumu
Ne kadar yorulduğumu anladım..
Sakinleştiğimi, durulduğumu anladım..
Denize dökülen bir ırmak gibi
Menderesler çizerek sende durduğumu
Sonumun ve başlangıcımın yine sen olduğunu
Anladım..
Bu ‘aşk’ ne garip bi sözcük
Sanki ilk kez duydum, yadırgıyorum
“Aşk”..
Bilmem bulur muyum acep
Sahile inip yollara baksam?
Karşılaşır mıyız yine prensesin orda?
Söner mi yangınım?
Yatışır mı özlemim?
Bir gün belki, nihayet, der miyim?
Bir akşam, bir sabah, bir gece yarısı
Çıkarsan karşıma yeniden,
Durup bakışırız, göz alabildiğine hem de
Zaman durur, bakakalırım yüzüne
Yüzün de manzum bir şiir, henüz okunmamış
Dudaklarımla buluşur, bir şarkı olur
Ömür boyu sürer lirik nağmelerin sedası
Güvercinlik sahilinde..
Seni düşünürken şair olacağım galiba,
Seni düşünürken, üşümüyorum bu gece
Su içmeye bile üşenen ben
Hiç üşenmiyorum seni düşünürken,
Begonviller çiçek açıyor gece gece
Gece yaseminleri daha bi güzel kokuyor
Limon bile tatlı seni düşünürken,
Kara bi kedi zıplıyor duvardan ağaca
Bir yeşil mandalina düşüyor yere
Yuvarlanıyor sahile doğru
Üşenmeden izliyorum onu da,
Seni düşünmek güzelleştiriyor her şeyi
Ruhumu boğan bu sessizlik bile en güzel şarkı şimdi
Yalnızlığım, en iyi arkadaşım oluyor seni düşünürken
İçtiğim içkiler midemi yakmıyor
Başım zonklamıyor, seni düşünüyorum
Her derdime deva seni düşünmek
Seni düşünmek, umut dolduruyor göğsüme
Kalbimi yerinden söküp seni koysalar
Daha uzun, daha mutlu, daha güzel yaşarım
Yıldızları bitirene kadar sayarım, seni düşünürken
Sen olmasan da var ederim seni yanımda
Gözlerini var eder bakarım doya doya
Ellerini var eder tutarım, ısınırım
Saçlarını var eder okşarım, koklarım
Dudaklarını var eder öperim, kana kana
Seni düşünürken hiç korkmam ölümden
Ölüm bile cennet olur senin koynunda..
Yıldızlar hep uzaktan parlar
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Orda bir köy var uzakta
Gitmesek de bizim köyümüzdür
“seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli”
Bence iki sokak ötesi de çok uzak sayılır
“Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın”
Zira ben her gece yakamoz sokakta,
Balkonda oturup sana hasret duyuyorum
Ve her gün seni arıyorum uzaklarda
Başka başka sokaklarda..
Bi tütün olsaydı da sarsaydım
Şimdi tam zamanı, şafak vakti
Bi cigara olsaydı da içseydim
İçimden çıkartamadığım cümleleri
Üfleseydim de havaya çizseydim şimdi
Şu güzel fonun üzerine üstelik
Bir Ahmed Arif sıkıştırsaydım şuraya bi yere
Okusaydın keşke bu satırlarda severdin belki beni..
“Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hain, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…”
Virtüöz: ULAŞ TUZAK
Mahlas: "Halikarnas Şarapçısı"
Mevzular derin, mevziler sığ
Saklayamadım, saklanamadım
Denizyıldızları su yüzüne çıkmış, yüzüyorlar
Abartmadım, hiç şaşırmadım
Uykum yok, yatağım diken tarlası
Uzanamadım, dayanamadım
Kafamda gezinen yüzlerce koyun sürüsü
Çitten atlatamadım, hiç sayamadım..
Meseleyi biliyorsun ya, olamadık
Olduramadım..
Çay demledim, içmek istedim
İçemedim..
Elimi ısıtacak bardak vardı sadece
Isınamadım..
Elin yoktu elimde, elini tutamadım
Tutunamadım.
Sensiz sedasız düşünüp durmak böyle
Sükutun nabzını duymak pervasız
Kafayı kırmak böyle gecelere mahsus herhalde
Kalbimi kırmak istiyorsan sen böyle hep sus
Şu küçük kasabada sen varsın, ben varım
ama biz yokuz neden?
Dokuz yıldır buradayım ve hala görüşmüyoruz
Neden?
Tanışıyoruz, konuşuyoruz
Ama sevişmiyoruz, neden?
İki şeyi hiç saklayamam ben;
Sarhoşluğumu ve aşık olduğumu
Ve şu an aşktan sarhoşum, kimden saklıyorum
Neden?
“Özlem, gidip görmek istemen ama gidememen, görememen;
gene de, istemen” demiş bi şair,
Yahu, ben artık özlemek istemem
Canım çıkasıya kadar sevmektir huyum
Seni çekiyor canım, sana açım
Sensin, ekmeğim, suyum
“Düşmeye doyamadığım dipsiz kuyum”..
“Ayrılıklar küçük aşkları öldürür ama sevdaları büyütür
Rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi”
Senden ayrı kaldığım her dakika büyüyen bir yangınım
Dedim ya, beni söndürecek suyum sensin
Bana hayat verecek can suyum da sen..
“Su misali aktı ömrüm
Ben ne yangınlar gördüm..”
Böylesini görmedim..
Dinle ve artık anla!
Aşk için bir tedavi yok, bu sadece bir hayal
Sevmekten kurtulmak için geçilen yollar çetrefilli
Delirmek belki en kestirme çare
Ne yazık!
Tımarlandı her yanım sana gelene kadar..
Hayatım serüvenler içinde geçti
İçimde tükenmez arzular vardı
Bir sporcu ya da sanatçı gibi
Hissedince sana vurulduğumu
Ne kadar yorulduğumu anladım..
Sakinleştiğimi, durulduğumu anladım..
Denize dökülen bir ırmak gibi
Menderesler çizerek sende durduğumu
Sonumun ve başlangıcımın yine sen olduğunu
Anladım..
Bu ‘aşk’ ne garip bi sözcük
Sanki ilk kez duydum, yadırgıyorum
“Aşk”..
Bilmem bulur muyum acep
Sahile inip yollara baksam?
Karşılaşır mıyız yine prensesin orda?
Söner mi yangınım?
Yatışır mı özlemim?
Bir gün belki, nihayet, der miyim?
Bir akşam, bir sabah, bir gece yarısı
Çıkarsan karşıma yeniden,
Durup bakışırız, göz alabildiğine hem de
Zaman durur, bakakalırım yüzüne
Yüzün de manzum bir şiir, henüz okunmamış
Dudaklarımla buluşur, bir şarkı olur
Ömür boyu sürer lirik nağmelerin sedası
Güvercinlik sahilinde..
Seni düşünürken şair olacağım galiba,
Seni düşünürken, üşümüyorum bu gece
Su içmeye bile üşenen ben
Hiç üşenmiyorum seni düşünürken,
Begonviller çiçek açıyor gece gece
Gece yaseminleri daha bi güzel kokuyor
Limon bile tatlı seni düşünürken,
Kara bi kedi zıplıyor duvardan ağaca
Bir yeşil mandalina düşüyor yere
Yuvarlanıyor sahile doğru
Üşenmeden izliyorum onu da,
Seni düşünmek güzelleştiriyor her şeyi
Ruhumu boğan bu sessizlik bile en güzel şarkı şimdi
Yalnızlığım, en iyi arkadaşım oluyor seni düşünürken
İçtiğim içkiler midemi yakmıyor
Başım zonklamıyor, seni düşünüyorum
Her derdime deva seni düşünmek
Seni düşünmek, umut dolduruyor göğsüme
Kalbimi yerinden söküp seni koysalar
Daha uzun, daha mutlu, daha güzel yaşarım
Yıldızları bitirene kadar sayarım, seni düşünürken
Sen olmasan da var ederim seni yanımda
Gözlerini var eder bakarım doya doya
Ellerini var eder tutarım, ısınırım
Saçlarını var eder okşarım, koklarım
Dudaklarını var eder öperim, kana kana
Seni düşünürken hiç korkmam ölümden
Ölüm bile cennet olur senin koynunda..
Yıldızlar hep uzaktan parlar
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Orda bir köy var uzakta
Gitmesek de bizim köyümüzdür
“seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli”
Bence iki sokak ötesi de çok uzak sayılır
“Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın”
Zira ben her gece yakamoz sokakta,
Balkonda oturup sana hasret duyuyorum
Ve her gün seni arıyorum uzaklarda
Başka başka sokaklarda..
Bi tütün olsaydı da sarsaydım
Şimdi tam zamanı, şafak vakti
Bi cigara olsaydı da içseydim
İçimden çıkartamadığım cümleleri
Üfleseydim de havaya çizseydim şimdi
Şu güzel fonun üzerine üstelik
Bir Ahmed Arif sıkıştırsaydım şuraya bi yere
Okusaydın keşke bu satırlarda severdin belki beni..
“Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hain, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…”
Virtüöz: ULAŞ TUZAK
Mahlas: "Halikarnas Şarapçısı"
7 Ekim 2018 Pazar
Temenni
Kaybolmak,
Çok zor bişey değil ki..
Lakin yüreğinin yanında yöresinde
Aklının bir köşesinde bile
Var olma çabası göstermek
Umutlara istinad duvarları dikmek
Niyetimin ciddiyetiyle
Tatlı ısrarlarımı devam ettirmek
Bunu ne onur meselesi
Ne de gurur hadisesi haline getirmek
Aklıma estiğinde şiir söylemek
Dilediğimde seni düşleyebilmek
Vesaire..
Bunlar güzel şeyler hep..
İyi geceler sevgilim
Biliyorum iyi değilsin
Ama lütfen benim için
İyileş biran önce..
Çok zor bişey değil ki..
Lakin yüreğinin yanında yöresinde
Aklının bir köşesinde bile
Var olma çabası göstermek
Umutlara istinad duvarları dikmek
Niyetimin ciddiyetiyle
Tatlı ısrarlarımı devam ettirmek
Bunu ne onur meselesi
Ne de gurur hadisesi haline getirmek
Aklıma estiğinde şiir söylemek
Dilediğimde seni düşleyebilmek
Vesaire..
Bunlar güzel şeyler hep..
İyi geceler sevgilim
Biliyorum iyi değilsin
Ama lütfen benim için
İyileş biran önce..
21 Eylül 2018 Cuma
Yalnızlığın lüzumu yok
Yaş olmuş tam çekilmez zamanında
Akıl uçmuş gitmiş baştan
İş işten geçmemiş daha
Yılgın yorgun bedene yüklenen şaheser
Şahlandırıyor ruhun damarlarını bir gece yarısı
Umut, aşktan alıyor tüm var gücünü
Ben beslemiyorum, o kendi ürüyor arsızca
Toprağımın suyunu çeken bir darı türü
Türlü minvallerde türüyor yürekte
Tüketiyor minerallerimi
Aslında ne gerek var ne de yok
Bunalmış da balkonda yatıyor ekime son kala
Minik bi gıdıklanma hissiyatı
Tatlı bi sevişme ihtiyacı belki sadece
Düşününce doğruluyor düşünce kendini
Ne gerek var yalnızlığa bu gece
Yalnızlığın lüzumu yok bence..
Ulaş Tuzak
Akıl uçmuş gitmiş baştan
İş işten geçmemiş daha
Yılgın yorgun bedene yüklenen şaheser
Şahlandırıyor ruhun damarlarını bir gece yarısı
Umut, aşktan alıyor tüm var gücünü
Ben beslemiyorum, o kendi ürüyor arsızca
Toprağımın suyunu çeken bir darı türü
Türlü minvallerde türüyor yürekte
Tüketiyor minerallerimi
Aslında ne gerek var ne de yok
Bunalmış da balkonda yatıyor ekime son kala
Minik bi gıdıklanma hissiyatı
Tatlı bi sevişme ihtiyacı belki sadece
Düşününce doğruluyor düşünce kendini
Ne gerek var yalnızlığa bu gece
Yalnızlığın lüzumu yok bence..
Ulaş Tuzak
9 Temmuz 2018 Pazartesi
Ş'eksper / Bölüm-2
Termometre 30 dereceyi gösteriyordu. Komşu bahçede yumurtlamaya çalışan zavallı tavuğun çatlamış sesiyle gıdaklaması, kavurucu öğle sıcağına katlanmayı bir kat daha zorlaştırıyordu. Bu eziyetin bir anlamı olmalıydı bu bünyede, onu bulmak için bir duble rakı ve bir dal sigaraya ihtiyacım vardı. Nitekim sevgilimle geçen gün içtiğimiz şişeden çıkan bir duble rakı ve kuzenin bitmiş paketinde unuttuğu son dal sigara işimi görmeye yetmişti. Vira bismillah dedim ve bütün bu baskıcı sıkıntıları bir kenara itip bi kuble Joe Satriani eşliğinde, soft rockçı edasıyla kafa sallamaya başladım.
Eee.. ne olacaktı bu ülkenin.. hoopp!! Orda dur birader, aman ha! Sakın! Girme bu konulara, hemen bi duble rakının gazına gelip.. gelme! Orda kal..
Eee, o zaman nasıl gidiyo işler bakalım? Hmm.. iş güç aynı be ya standart falan filan fıstık mıstık.. Tamam anladım, bu muhabbet de sarmadı galiba.. neyse..
Reimstein’a ne dersin peki?
Allaahh derim..! yok yok tövbe tövbe tuhh.. öyle demek istemedim, yani şeyy, ııııı, eee, oooo.. offf!
Rakı bizi bozuyor artık sanırsam, viskiye çıkardığımız çıtayı düşürmemek lazım bence. Yok yok ondan değil de, kendi kendine içince biraz böyle saçma oluyor bence.. saçmalayabiliyorsun.. aslında, hala saçmalayabiliyor olmak güzel bişey, bu hayatta daha hiç saçmalamayı denemeyenler bile var. Saçmalamaktan korkanlar, saçmalayınca yerin dibine girenler, öleceğini falan sananlar var.. ne harika bi duygudur ki saçmalamak, üstelik rahatça, kimseyi umursamadan kocaman saçmalayabilmek.. kendinle dalga geçip eğlenebilmek çok manyakça, çılgınca ruhların erişebileceği bir mertebe galiba. Bu düşünce bile insanın kendi egosunu okşamaya, kendini özel hissetmeye yetiyor be, daha neye ihtiyaç varsa işte..
Bir sevgili.. efendim?
Seni kucaklayan kocaman yürekli bir sevgili, işte ordaysa, ne şanslıyım demek ki, 4 hatta 5 yapraklı yoncaya sahip olmak gibi.. kımıldanıyor tembel bedenimden ruhum, gıdıklıyor ince düşüncelerimi, çıkmak istiyor bu kapalı havzadan, kendini göstermek istiyor, renklerini göğe yaymak ve havada dans etmek istiyor, alkış istiyor.. coşmak, koşmak, kendini bir kez daha başarmak istiyor marjinal duygularım. Bir tek ben masalını, bir tek biz halinde sergilemek istiyor, kendi sahnesinde değil bu kez tüm sahnelere turneye çıkmak istiyor. Ve çıktı işte, buyurun bakalım herkese iyi seyirler..
Ya rayyah..
Havada bi esinti çıktı, perdeler kıpırdıyor, servi ağaçları hışırdıyor balkonumda. Ohh bee.. nefesim ferahladı, yüreğim refahlandı. Şimdi daha dinç bi şekilde konuşabiliriz sizlerle. Don’t worry, be happy ;)
Whatsapp..
Mesaj geldi, bi telefonuma bakmam lazım. Neyse ki konuşarak yazma özelliği getirmişler, çok işime yaradı bu özellik benim. O kadar zor ki şimdiki telefonlarda dokunarak bişeyler yazabilmek, beni gıcık ediyor adeta delirtiyor. O yüzden bundan böyle konuşarak yazıyorum, hem bir yandan işime bakabiliyor, ellerimi başka mecralarda kullanabiliyorum, bir yandan da telefondaki iletişimime devam edebiliyorum, ben de çok rahatım artık.
Free style..
Evet, burada da hatırı sayılır oranda küfür gibi şeyler mevcut. O yüzden bunu da es geçebiliriz sanır. Ee, ne kaldı elimizde günün sonunda? Elle tutulabilir bir şey siz değerli okuyucuların takdirine arz edilmiştir efendim..
İyi günler, iyi öğleden sonraları, iyi akşamlar ve iyi geceler..
Eee.. ne olacaktı bu ülkenin.. hoopp!! Orda dur birader, aman ha! Sakın! Girme bu konulara, hemen bi duble rakının gazına gelip.. gelme! Orda kal..
Eee, o zaman nasıl gidiyo işler bakalım? Hmm.. iş güç aynı be ya standart falan filan fıstık mıstık.. Tamam anladım, bu muhabbet de sarmadı galiba.. neyse..
Reimstein’a ne dersin peki?
Allaahh derim..! yok yok tövbe tövbe tuhh.. öyle demek istemedim, yani şeyy, ııııı, eee, oooo.. offf!
Rakı bizi bozuyor artık sanırsam, viskiye çıkardığımız çıtayı düşürmemek lazım bence. Yok yok ondan değil de, kendi kendine içince biraz böyle saçma oluyor bence.. saçmalayabiliyorsun.. aslında, hala saçmalayabiliyor olmak güzel bişey, bu hayatta daha hiç saçmalamayı denemeyenler bile var. Saçmalamaktan korkanlar, saçmalayınca yerin dibine girenler, öleceğini falan sananlar var.. ne harika bi duygudur ki saçmalamak, üstelik rahatça, kimseyi umursamadan kocaman saçmalayabilmek.. kendinle dalga geçip eğlenebilmek çok manyakça, çılgınca ruhların erişebileceği bir mertebe galiba. Bu düşünce bile insanın kendi egosunu okşamaya, kendini özel hissetmeye yetiyor be, daha neye ihtiyaç varsa işte..
Bir sevgili.. efendim?
Seni kucaklayan kocaman yürekli bir sevgili, işte ordaysa, ne şanslıyım demek ki, 4 hatta 5 yapraklı yoncaya sahip olmak gibi.. kımıldanıyor tembel bedenimden ruhum, gıdıklıyor ince düşüncelerimi, çıkmak istiyor bu kapalı havzadan, kendini göstermek istiyor, renklerini göğe yaymak ve havada dans etmek istiyor, alkış istiyor.. coşmak, koşmak, kendini bir kez daha başarmak istiyor marjinal duygularım. Bir tek ben masalını, bir tek biz halinde sergilemek istiyor, kendi sahnesinde değil bu kez tüm sahnelere turneye çıkmak istiyor. Ve çıktı işte, buyurun bakalım herkese iyi seyirler..
Ya rayyah..
Havada bi esinti çıktı, perdeler kıpırdıyor, servi ağaçları hışırdıyor balkonumda. Ohh bee.. nefesim ferahladı, yüreğim refahlandı. Şimdi daha dinç bi şekilde konuşabiliriz sizlerle. Don’t worry, be happy ;)
Whatsapp..
Mesaj geldi, bi telefonuma bakmam lazım. Neyse ki konuşarak yazma özelliği getirmişler, çok işime yaradı bu özellik benim. O kadar zor ki şimdiki telefonlarda dokunarak bişeyler yazabilmek, beni gıcık ediyor adeta delirtiyor. O yüzden bundan böyle konuşarak yazıyorum, hem bir yandan işime bakabiliyor, ellerimi başka mecralarda kullanabiliyorum, bir yandan da telefondaki iletişimime devam edebiliyorum, ben de çok rahatım artık.
Free style..
Evet, burada da hatırı sayılır oranda küfür gibi şeyler mevcut. O yüzden bunu da es geçebiliriz sanır. Ee, ne kaldı elimizde günün sonunda? Elle tutulabilir bir şey siz değerli okuyucuların takdirine arz edilmiştir efendim..
İyi günler, iyi öğleden sonraları, iyi akşamlar ve iyi geceler..
5 Temmuz 2018 Perşembe
Ş’eksper / Bölüm-1
Ülkede yine amansız bir kriz boy göstermeye başlamış, değneğin sapını tutanlar, keskin uçlarını proletarya üzerinde ince kalın değdirmeye devam ediyordu. Yazın tam da ortasıydı. Beyinleri eriten, kanları kaynatan, tenleri kurutan bir sıcak, temmuz ayının sempatikliğiyle bilinçleri kavuruyordu. Bu sıralarda adam, işsizliğin getirdiği boşluk yüzünden mağrurluğunu kırmış ve uzun bir aranın ardından kapitalizmin tozlar altında bıraktığı edebiyat sayfalarına geri dönüyordu. Her türlü sıkıntıyı fırsata çevirmek farkındalığı; bir kez daha benliğini dürtmüş, onu bilgisayarının başına itmiş ve piyanonun tuşlarına basar gibi, ona düşüncelerini besteletmeye başlamıştı. Kulağında yabancı, pek uzak diyarlardan gelen naif bir esinti çalıyordu. Bir türlü dile getiremediği melodileri, nidalarla mırıldanıyordu masasında. Sıkılıyordu, bunalıyordu pekala, lakin önünde duran zamanın en kısa anlarını gözündeki şualarla bekliyor, onları kedinin hareketli bir objeye odaklanması gibi sinsice takip ediyordu. Olacaktı, o uzun zamandır beklediği fırtına mutlaka kopacaktı, buna çok emindi çünkü başarmaya çok yaklaşmıştı, iliklerine kadar hissediyordu bunu. Kulaklarına fısıldanan kehanetin gerçekleşmesi an meselesiydi.
Bir buçuk yıl önce çıktığı bu uçsuz bucaksız, ufkun düz bir çizgi halinde göründüğü engin okyanusta şimdi kıta sahanlıkları arasında irili ufaklı adacıkların koylarında geziniyordu. En büyük sıkıntısı, teknesini hangi ıssız koya demirleyeceğine karar vermeye çalışmaktı. Sığ suların muhteşem berraklığı ve mavinin en ışıltılı tonları onu hayata en sıkı piyan bağlarıyla bağlamaya yetiyordu. Yaşamak güzeldi, hoştu. Her şeye rağmen bir kez daha yaşamaya değerdi, velev ki güzellikleri görebilen gözleri olsun insanın. Her şeyi güzel gösteren lenslerini gözlerine taktı adam ve retinasına odakladığı ilk koya doğru netleşmeye başladı.
Muhasebesini kurduğu home-ofisine geldi. Buzdolabını açtı, meyve suyu kavanozuna doldurduğu buz gibi suyu kafasına dikti. Ağız boşluğundan taşan sular yanaklarından süzülerek önce göbeğine sonra da ayak parmaklarına damladı. Vücudunun içi dışı bir anda serinlemiş oldu. Aklına bir şarkı geldi, her zamanki gibi tereddüt bile etmeden mırıldanmaya başladı; “bu ne biçim hikaye böyle, hasta mısın nesin bana söyle.. gel gidelim güneylere, yenilenip dinlenmeye.. deliyim ben aslında senin gibi sevmekle deli..”
Kaydol:
Yorumlar (Atom)