00.56
Oh be, sonunda evde ve sokakta herkes uyudu, geceyle baş başa kaldım. Bir kaç sokak öteden gelen gece böceğinden başka ses işitmiyorum. Pancar motorlu tekne de avına çıkmamıştı bu gece. Bunun sebebi de sert esen rüzgar olmalıydı muhakkak. Hem sert, hem soğuk bir rüzgar hakimdi geceye. Balkonda duruyordum ama üzerim her zamanki gibi çıplak değildi. Tüylerim dikeliyordu havanın esintisinden.
Enerjiden tasarruf için sokak lambasının aydınlığında çalışıyordum. Adamlar tam da bizim balkona vurdurmuşlar sokak lambasını. Ne yapalım yani, şerefiyelerden yararlanmak lazım böyle olunca. Her neyse, iki gün önce tekrardan başladığım yazarlık günlerime ısrarla devam etmek istiyorum. Aksi halde unutup gidicem bu yetimi. Öyle ki, yazma alışkanlığını tekrar kazanmak en az bir ayını alıyor insanın oysa yıllarca yazsan bile bir günde bu alışkanlığını yitirebiliyorsun. Yine de gerçek bir yazarsan içinde öyle büyük, öyle şiddetli, öyle dayanılmaz bir dürtü oluşuyor ki; at beni dışarıya, vur beni dışarıya, kus beni, yaz beni diye zıplayıp duruyor içinde düşünceler. Sanki doğumu gelmiş bebeğin anasının karnına tekmeler sallaması gibi sancı çektiriyorlar adama.
Son bir, bir buçuk aydır iyi gibi görünmeye iyice alıştım ama bir bilseler nasıl da kötüyüm. İçimi bir görebilseler, bana şu takındığım maskeyi bir çıkarttırabilseler, nasıl rahatlıyıcam. Tiyatro oynamak istemiyorum artık, rol yapmaktan nefret ediyorum hele ki güçlü görünmek benim tarzım hiç değil. Neysem oyum ben, kime neyi kanıtlamaya çalışıyorum ki? Böyle bir egom hiç olmamıştı bugünlere kadar, kim ekti bu tohumu içime benim?
Ne yaşıyorsam onu, en fazla da birkaç süsleme sanatıyla güzelleme yapardım önceleri, peki ya şimdi neden fantezilere kaçıyorum, neden gerçeküstücülük akımına ilgi duyuyorum? Gerçekleri aştım mı yoksa gerçeklerle yüzleşmekten mi çekiniyorum? Bu ne lan..!
Bence insan güçlü görünmeye çalıştıkça güçsüzleşir, eğer ki güçsüzlüklerini, zaaflarını ulu orta sergileyebiliyorsa ve bundan en ufak kaygı, utanç, pişmanlık duymuyorsa o derece de güçlenir. Düşünsenize, dilenciler tüm düşkünlüklerini alenen sergilemeselerdi kim onlara acıyıp para verirdi? Ya da bebekler ağlamayıp acizliklerini haber vermeselerdi, hangi anne onların acıktığını anlayıp emzirirdi? Ne yazık ki, ağlamayan bebeğe meme yok bu dünyada..
Gelelim iş meselesine; bu da demin dediğimle çok yakından ilintili bir konu. Mesela, iş arayan bir insan, iş verenin karşısında kendini ne hallere sokuyor işi kapmak için. O insanın sokaktaki dilenciden ne farkı var Allah aşkına? Keza, devletten iş bekliyorsun, yıllar boyunca ya da çok şanslıysan en az bir yıl sınava hazırlık kahrı çekiyorsun. Ağlayan bebekten ne farkın var?
Her şey, kendinden nefret ettirilmek üzere kurulmuş bir düzende devam ediyor. Eninde sonunda illallah ediyorlar; çalıştığı en iyi iş de olsa, sevdiği en güzel insan da olsa, bindiği en güzel araba, oturduğu en güzel ev, yaşadığı en güzel şehir, takıldığı en kafa arkadaşları da olsa gün geliyor hepsinden dert yanmıyor mu insanlar? Neden mi böyle işliyor düzen? Cevabı çok basit, kapitalizm insanların böyle olmasını istiyor çünkü. Her şeyden çabuk sıkılıp, her şeyi bir an önce tüketmesini, böylece yenilerini almasını empoze ediyor. Bu psikolojik bir deneyden ziyade, psikolojik bir virüstür. Bu virüs sayesinde zenginler daha da zengin, halk daha da bencil, daha da yoksul, daha da mutsuz olmaya itiliyor. Üstelik, bu gerçekleri yüzüne vurduğunda, seninle dalga geçebilecek kadar da entelektüel hissediyorlar kendilerini. En korkunç olanı da bu bence.
Bırakalım şimdi insanları, her koyun kendi bacağından asılır nasılsa, diyeceğim ama gönlüm el vermiyor, beynim kabul edemiyor bir türlü bu sözü. Kelebek etkisine o kadar güçlü inanıyorum ki, bir istatistikçi olarak en küçük olasılıkların bile hayata nasıl büyük etkiler yapabileceğini çoğu kez görmüş, matematiksel olarak hesaplamışım çünkü. Bazen o kadar küçük oluyor ki bu olasılıklar, göz önünde bulundurmak şöyle dursun aklımızın ucundan bile geçmediği için olayın nerden kaynaklandığı konusunda yanıtsız kalıyoruz. Modele dahil etmediğimiz her parametre bize hata payı olarak geri dönüyor. Bu hata payları, geri dönüşü olmayan hayati olaylarda çok pahalıya patlıyor işte.
Diyeceğim o ki, insanları kendi hallerine bıraksak bile, dönüp dolaşıp onların yaptıklarından etkileniyoruz. Misal, bir seçim oluyor ülkede ve o insanların kararlarıyla yönetiliyoruz. Bence bu hiç adil değil. Eğitimsiz insanların davranışlarından dolayı, bir çok insanımız hayatlarını bile kaybediyor mesela. Öleni ve olanı geriye getiremezsin, bu yüzden çok dikkatli hareket etmelisin. Atacağın her adımı mayınlı tarlada yürüyormuşçasına atmalısın. Bir diğer taraftansa asla korkup da geri dönmemelisin. Çünkü geriye dönmeye kalkarsan ıskaladığın mayınları patlatma olasılığını artırmış olursun.
Halikarnas Şarapçısı
17 Temmuz 2014 Perşembe
15 Temmuz 2014 Salı
ADAM - 1
Her son, yeni bir başlangıçtı onun için de. Ne yapsa olmuyor değil de, ne olmuyorsa onu yapıyordu aslında. Olmayacak işlerin peşinden koşma konusunda bir dahiydi. Adamın bu özelliği, ona değişik bir kişilik katıyordu. Bir gün, olmayacak bir işi oldurtarak tarihe geçebilirdi. O, bu potansiyeli sayesinde, yaşama karşı umutla bakabiliyordu hala.
Cep telefonunun şarjı bitmek üzereyken gelen mesajla bugünkü yalnızlığından yırtmayı başarmıştı. Can havliyle konuşup bağladığı hatundan akşam için randevu kopartmıştı. Şimdi akşama kadar hedefi olan bir ok gibi kendini boşluğa sarkıtıp stabil hızla sallanabilir, saatlerin kendi kendine geçmesini huzurla bekleyebilirdi.
İki lokma yemekle birkaç dilim ekmeği midesine gönderdikten sonra midesindeki kimyasal bombayı imha etmiş oldu. Böylece önümüzdeki birkaç saat sonrasında ağrı, sızı, yanma, kramp vs. rahatsızlıklar hissetmeyecekti. Şimdiyse bir kadının şefkatli kolları, masum öpücükleri ve şehvetli sözleri ona nasıl da mutluluk verebilirdi, diye düşündü.
Yaklaşık iki haftadır hiçbir kadınla cinsel münasebette bulunmamıştı. Bünyesinde oluşan bu açlık onu yakın zamanda vahşi bir hayvana dönüştürebilirdi. Vücut iradesi zayıflamış, zayıf noktaları belirginleşmiş, merkezi otoritesi sarsılmış, yönetimi teslim etmeye hazırlanmış bir sistem içinde karşılaşacaklarıyla metanetle hesaplaşmayı bekliyordu adam.
Kadınla buluştuğu ilk andan itibaren içindeki hayvani dürtüleri bir anda kaybolup gitti. Nasıl oluyor da bütün planlarını bir anda suya itebiliyordu, kendisi de anlamamıştı. Konuşmak, sadece konuşmak yetmişti ona, muhabbetin sıcaklığı iyi gelmişti üşütmüş ruhuna. Yine de adamın çakırkeyifliği, kadının sarhoşluğuna kapılmış ve kendilerini adamın evinde bulmuşlardı. Üstelik birbirlerini deli gibi arzulayan bedenler nasıl da bir anda çırılçıplak ve tek vücut olmuşlardı. Mademki sonunda bu olacaktı, o kadar gevezelik ne diye yapılmıştı. Adam, yaklaşık on dakikalık sevişmenin ardından kadını yatakta bırakıp küçük balkonuna çıktı. Çıplak bedeni gecenin karanlığında antik yunan sanatını çağrıştırıyordu. Bir süre çıkan esintide serinledi ve ipe asılı duran havluyu beline doladı. Sonuçta dakikalar sonra sahura kalkan komşular olacaktı ve tepki toplayabilirdi. Davulcu birkaç mahalle öteden tokmağını sallamaya başlamıştı bile.
İçeri girdiğinde kadın ona bakıyor, bir şeyler söylemesini bekliyordu. Hiçbir şey söylemedi, doğruca banyoya gidip duş aldı. Geri döndüğündeyse kadın üzerini giyinmiş, gitmek istediğini söylüyordu. Adam, bu saatte gitmesinin doğru olmadığını söylese bile kadın dinlemedi, taksi çağırıp hüzünlü bir şekilde adamın evini terk etti.
Kadın gidince adamın üzerinde bir rahatlama olmuştu. İyi ki de gitmişti kadın, nasıl olsa dürtülerini tatmin etmiş, ihtiyacını görmüştü. Ne diye sabaha kadar gereksiz bedeniyle sarmaş dolaş olacaktı ki. En güzeli buydu, insanlar orospulara boşuna yığınla para ödemiyorlar, diye düşündü. İşini bitirip çekip gitmek en doğru olanıydı.
Cep telefonunun şarjı bitmek üzereyken gelen mesajla bugünkü yalnızlığından yırtmayı başarmıştı. Can havliyle konuşup bağladığı hatundan akşam için randevu kopartmıştı. Şimdi akşama kadar hedefi olan bir ok gibi kendini boşluğa sarkıtıp stabil hızla sallanabilir, saatlerin kendi kendine geçmesini huzurla bekleyebilirdi.
İki lokma yemekle birkaç dilim ekmeği midesine gönderdikten sonra midesindeki kimyasal bombayı imha etmiş oldu. Böylece önümüzdeki birkaç saat sonrasında ağrı, sızı, yanma, kramp vs. rahatsızlıklar hissetmeyecekti. Şimdiyse bir kadının şefkatli kolları, masum öpücükleri ve şehvetli sözleri ona nasıl da mutluluk verebilirdi, diye düşündü.
Yaklaşık iki haftadır hiçbir kadınla cinsel münasebette bulunmamıştı. Bünyesinde oluşan bu açlık onu yakın zamanda vahşi bir hayvana dönüştürebilirdi. Vücut iradesi zayıflamış, zayıf noktaları belirginleşmiş, merkezi otoritesi sarsılmış, yönetimi teslim etmeye hazırlanmış bir sistem içinde karşılaşacaklarıyla metanetle hesaplaşmayı bekliyordu adam.
Kadınla buluştuğu ilk andan itibaren içindeki hayvani dürtüleri bir anda kaybolup gitti. Nasıl oluyor da bütün planlarını bir anda suya itebiliyordu, kendisi de anlamamıştı. Konuşmak, sadece konuşmak yetmişti ona, muhabbetin sıcaklığı iyi gelmişti üşütmüş ruhuna. Yine de adamın çakırkeyifliği, kadının sarhoşluğuna kapılmış ve kendilerini adamın evinde bulmuşlardı. Üstelik birbirlerini deli gibi arzulayan bedenler nasıl da bir anda çırılçıplak ve tek vücut olmuşlardı. Mademki sonunda bu olacaktı, o kadar gevezelik ne diye yapılmıştı. Adam, yaklaşık on dakikalık sevişmenin ardından kadını yatakta bırakıp küçük balkonuna çıktı. Çıplak bedeni gecenin karanlığında antik yunan sanatını çağrıştırıyordu. Bir süre çıkan esintide serinledi ve ipe asılı duran havluyu beline doladı. Sonuçta dakikalar sonra sahura kalkan komşular olacaktı ve tepki toplayabilirdi. Davulcu birkaç mahalle öteden tokmağını sallamaya başlamıştı bile.
İçeri girdiğinde kadın ona bakıyor, bir şeyler söylemesini bekliyordu. Hiçbir şey söylemedi, doğruca banyoya gidip duş aldı. Geri döndüğündeyse kadın üzerini giyinmiş, gitmek istediğini söylüyordu. Adam, bu saatte gitmesinin doğru olmadığını söylese bile kadın dinlemedi, taksi çağırıp hüzünlü bir şekilde adamın evini terk etti.
Kadın gidince adamın üzerinde bir rahatlama olmuştu. İyi ki de gitmişti kadın, nasıl olsa dürtülerini tatmin etmiş, ihtiyacını görmüştü. Ne diye sabaha kadar gereksiz bedeniyle sarmaş dolaş olacaktı ki. En güzeli buydu, insanlar orospulara boşuna yığınla para ödemiyorlar, diye düşündü. İşini bitirip çekip gitmek en doğru olanıydı.
11 Temmuz 2014 Cuma
Günlerden Bodrum
içim bir garip, bir hoş, bir acayip
daha önce hiç olmadığı kadar değişik
nasıl desem, nasıl tarif etsem?
bilemedim..
bi yerden başlamak gerek,
bi denemek gerek en azından
öyle her zaman duyulan bir his değil
kokteyl gibi bulanık ama tadı güzel
su şırıltısı gibi akıyor önce
yaz yağmuru gibi sakin
pamuk gibi sarmalıyor
sarıyor beni..
deniz meltemi gibi okşuyor
hınzır sevgili gibi gıdıklıyor
bir keman konçertosu gibi
ruhuna ziyafet çektiriyor..
Halikarnas Şarapçısı
daha önce hiç olmadığı kadar değişik
nasıl desem, nasıl tarif etsem?
bilemedim..
bi yerden başlamak gerek,
bi denemek gerek en azından
öyle her zaman duyulan bir his değil
kokteyl gibi bulanık ama tadı güzel
su şırıltısı gibi akıyor önce
yaz yağmuru gibi sakin
pamuk gibi sarmalıyor
sarıyor beni..
deniz meltemi gibi okşuyor
hınzır sevgili gibi gıdıklıyor
bir keman konçertosu gibi
ruhuna ziyafet çektiriyor..
Halikarnas Şarapçısı
15 Haziran 2014 Pazar
Kim Demiş
Kim demiş, insan mutluyken yazamaz diye?
Bak işte ben yazıyorum mutluyken de
Hem yazmak bi coşku meselesidir
Hüznün coşkusu gibi, mutluluk da ilham verir
Kim demiş, mutluluğun resmi çizilmez diye?
Bak işte ben çiziyorum kelimelerle
İçimi içime sığdıramıyorum ve
Yerimde duramıyorum bu düşüncelerle
Kim demiş, mutluluk gitti mi gelmez diye?
Bak işte bana geri geldi yine
Ne işim vardı, uzaklarda arıyordum onu
Halbuki gözümün önünde duruyordu
Kim demiş, mutlu olmak parayla diye?
Bak işte beş parasız mutluyum böyle
Sevenimden daha büyük hazinem mi var
Benim zenginliğim seviştikçe artar
Kim demiş, arasan da mutluluğu bulamazsın diye?
Kim demiş, onu bulsan da mutlu olamazsın diye?
Kim demiş, olsan da mutlu kalamazsın diye?
Boş ver, şimdi mutluysam gerisi yalandır be..
Halikarnas Şarapçısı
Bak işte ben yazıyorum mutluyken de
Hem yazmak bi coşku meselesidir
Hüznün coşkusu gibi, mutluluk da ilham verir
Kim demiş, mutluluğun resmi çizilmez diye?
Bak işte ben çiziyorum kelimelerle
İçimi içime sığdıramıyorum ve
Yerimde duramıyorum bu düşüncelerle
Kim demiş, mutluluk gitti mi gelmez diye?
Bak işte bana geri geldi yine
Ne işim vardı, uzaklarda arıyordum onu
Halbuki gözümün önünde duruyordu
Kim demiş, mutlu olmak parayla diye?
Bak işte beş parasız mutluyum böyle
Sevenimden daha büyük hazinem mi var
Benim zenginliğim seviştikçe artar
Kim demiş, arasan da mutluluğu bulamazsın diye?
Kim demiş, onu bulsan da mutlu olamazsın diye?
Kim demiş, olsan da mutlu kalamazsın diye?
Boş ver, şimdi mutluysam gerisi yalandır be..
Halikarnas Şarapçısı
4 Haziran 2014 Çarşamba
Sazsız Senfoni
Ordan bir LA notası ver şefim, laftan anlamayana gelsin bu beste
Dilinde tüy, gönlünde huy bitirene gelsin
Bünyeni esir, uykunu zehir edene gelsin
Ahırı kara gelsin, boynu altında kalsın..
Bir FA notası ver şefim, fakirliğin gözüne sokayım
Sokayım da kör olsun şu şerefsizin gözü
Gözünü para bürüyenlerin sahtekar sözü
Kahrolsun ölsün, bir daha görünmesin yüzü
Bir DO notası ver de, doktor olayım bir günlüğüne
Tedavi edeyim şu kanayan yaramı, mikrop kapmasın
Başka yüreğim yok ki yaşatacak beni
Neden başkası değil de, benim anam ağlasın?
Bir Mİ ver hele, midemi bulandıranların üstüne kusayım
Kan kusayım hem de, kıpkırmızı olsun suratları
Gören utanmış sansın da, insana benzetsin
Vasfını yitirmiş varlıklar, topunuzu Allah kahretsin..
Bir RE notası versen ya, resmini çizeyim yalnızlığın
Koyu pastel renkler ve kara kalem çalışayım bu gece
Ölüm sessizliği var içimde, aşk susuzluğu ve de
Derin, uçsuz bucaksız bir boşluk, karadelik şeklinde
Bir Sİ notası ver şefim, siktir olup gitsinler hayatımdan
Teğet bile geçmesin böyle orospular bi daha
Hepsi zamanında oynanmış puldular zaten
Şimdi ise kaybedilmiş bir kumar borcu oldular
Bir SOL ver bana, kulağımızın pası silinsin
Gönlümüzün kiri, beynimizin fikri silinsin
Bundan sonra ne ben, ne de başkası ilensin
Ne dilenci para diye, ne seven yare diye dilensin
Sana paydos ellerine sağlık, geç otur artık şefim
Notalar bitti, bundan böyle kulaktan devam ederim
Hem ben müziği notasız daha çok severim
Ben teşekkür ederim, lütfen geçin rica ederim
Yaz mevsimi resmen geldi, bugün 1 haziran
Gündüzler iyice uzadı, dayan gönlüm dayan
Geceler de kısalıyordu sözde ama o da yalan
Koskoca bir yalandı bana bu kıştan geriye kalan
Durumlar kötü, vaziyet çok sakat
Heyecan dorukta lakin kalmadı takat
Ne var ne yoksa hepsini bir çırpıda çöpe at
Yoksa suratına gelecek yumruk gibi tokat
Bir saz olaydım keşke söz olacağıma
Nameler daha kolay çıkıyor içimden
Hem ne uğraşayım kafiye diye
Ben böyle dümdüz yazıyorum işte
Aklına ne gelirse karala gitsin
Yeter ki içindeki sıkıntı gitsin
Beş para etmez ki şu hayat
Uğruna seneler boşuna gitsin
İstemeden kafiyeli yazıyorum yine
Ne bileyim artık alışkanlık olmuş
Kendiliğinden dökülüyor sözcükler öyle
Ben sadece kafamdan atıyorum böyle
Vardır elbet bunda da bir hayır
Olmasa tanrı düşürmezdi ya
İster inan, ister inanma
Üç vakte süzülecek dünya
Tarumar olan kafam mı, gönlüm mü
Yoksa hayatın akışına mı çekildi bir set?
Üzülme, dökülenler orada birikir
Ve muhteşem bir göl oluşturur sana
Estiriyor da estiriyor deli rüzgar arkamdan
Rüzgar gülü gibi döndürüyor beni
Her etkiyi değerlendirmek gerek gerçi
Ben de boş durmayım, bi şeyler üreteyim
Elektriğimi rüzgardan, suyumu gölden buldum
Şimdi ekmeğimi bulma derdindeyim
O da oldu mu değme keyfime
Sonra kendi gelecek benim evime
Çoluk çocuk cümbür cemaat
Kalabalık bir ailem olsun
Hır gür şamata, bir de kahkaha
Hepsinden azar azar tuzu biberi olsun
Çok değil, yetecek kadar cüzi
Ne sürüneyim, ne de gerineyim
Hava civa derdinde değilim
Elimi attığımda cebime, dolu olsun sadece
Hayalleri olanlarla işim olmaz bir daha
Benim hayallerim bana artıyor daha
Anıları olsun, bir o anlatsın, bir ben
Laflayarak geçsin ömrümüz burada
Bitiriyorum, tamam kanlanmasın gözlerin
Ağlasa geçer ama nerde öyle yüreğin
Derde derman olmayan, var mı gereğin
Üzülmeyin sakın siz, ben üzülürüm
Ne denir ki, zaten olmuş olana
Ne söylenir çoktan ölmüş adama
Diyeceklerin değiştirmeyecekse durumu
Ne gerek var boşuna dilini yormaya
Son bir nefes daha çek sigarandan
İçin dumanla dolsun, kapkara olsun
Görünmesin içinin fenalığı en azından
Katran karası sansınlar, acımasınlar
Acınacak biri varsa işte o benim
Ama bu halime yine de gülerim
Gülmeyip de napayım ağlayayım mı?
Ağlatanın da sülalesini sikeyim..
Yeter ulan edebiyat, edebiyat
Nereye kadar gidecek bu romanın sonu
Şiir gibi görünüyor aslında ama
Bitmiyor anasını satayım
Ne dolmuşum ne dolmuşum ki ben
Taşkın bir sel olmuşum gerçekten
Önüme geleni yıkıp götürecek
Azgın suyumda boğacağım yine ben
Yetmiyor sözcükler anlatmaya halimi
Tatmin etmiyor hiç bi kelime sualimi
Sözde öznesin şiirimde belki de
Belki de belirtisiz bir nesnesin şimdi
DO diyez ver şefim, dolmuşum boşalayım
Ya duracak kalbim ya da düzgün atacak
Ben ne diye elin derdinle uğraşayım
Yaşamak varken ömrünü güzelce
FA minör istiyorum şefim, fasıla başlayalım
Hem dinlenmişsindir de artık, gaza basalım
İçkiler benden bu gece, içmelere doyalım
Vuralım kadehleri, zil zurna sarhoş olalım
Sİ bemol ile bitir şefim, sitem etmeden gidelim
Evde bi güzel dinlenip yarın yine gelelim
Alalım içkimizi, muhabbete devam edelim
Kıramasın kimse güzel yüreklerimizi..
Halikarnas Şarapçısı
Dilinde tüy, gönlünde huy bitirene gelsin
Bünyeni esir, uykunu zehir edene gelsin
Ahırı kara gelsin, boynu altında kalsın..
Bir FA notası ver şefim, fakirliğin gözüne sokayım
Sokayım da kör olsun şu şerefsizin gözü
Gözünü para bürüyenlerin sahtekar sözü
Kahrolsun ölsün, bir daha görünmesin yüzü
Bir DO notası ver de, doktor olayım bir günlüğüne
Tedavi edeyim şu kanayan yaramı, mikrop kapmasın
Başka yüreğim yok ki yaşatacak beni
Neden başkası değil de, benim anam ağlasın?
Bir Mİ ver hele, midemi bulandıranların üstüne kusayım
Kan kusayım hem de, kıpkırmızı olsun suratları
Gören utanmış sansın da, insana benzetsin
Vasfını yitirmiş varlıklar, topunuzu Allah kahretsin..
Bir RE notası versen ya, resmini çizeyim yalnızlığın
Koyu pastel renkler ve kara kalem çalışayım bu gece
Ölüm sessizliği var içimde, aşk susuzluğu ve de
Derin, uçsuz bucaksız bir boşluk, karadelik şeklinde
Bir Sİ notası ver şefim, siktir olup gitsinler hayatımdan
Teğet bile geçmesin böyle orospular bi daha
Hepsi zamanında oynanmış puldular zaten
Şimdi ise kaybedilmiş bir kumar borcu oldular
Bir SOL ver bana, kulağımızın pası silinsin
Gönlümüzün kiri, beynimizin fikri silinsin
Bundan sonra ne ben, ne de başkası ilensin
Ne dilenci para diye, ne seven yare diye dilensin
Sana paydos ellerine sağlık, geç otur artık şefim
Notalar bitti, bundan böyle kulaktan devam ederim
Hem ben müziği notasız daha çok severim
Ben teşekkür ederim, lütfen geçin rica ederim
Yaz mevsimi resmen geldi, bugün 1 haziran
Gündüzler iyice uzadı, dayan gönlüm dayan
Geceler de kısalıyordu sözde ama o da yalan
Koskoca bir yalandı bana bu kıştan geriye kalan
Durumlar kötü, vaziyet çok sakat
Heyecan dorukta lakin kalmadı takat
Ne var ne yoksa hepsini bir çırpıda çöpe at
Yoksa suratına gelecek yumruk gibi tokat
Bir saz olaydım keşke söz olacağıma
Nameler daha kolay çıkıyor içimden
Hem ne uğraşayım kafiye diye
Ben böyle dümdüz yazıyorum işte
Aklına ne gelirse karala gitsin
Yeter ki içindeki sıkıntı gitsin
Beş para etmez ki şu hayat
Uğruna seneler boşuna gitsin
İstemeden kafiyeli yazıyorum yine
Ne bileyim artık alışkanlık olmuş
Kendiliğinden dökülüyor sözcükler öyle
Ben sadece kafamdan atıyorum böyle
Vardır elbet bunda da bir hayır
Olmasa tanrı düşürmezdi ya
İster inan, ister inanma
Üç vakte süzülecek dünya
Tarumar olan kafam mı, gönlüm mü
Yoksa hayatın akışına mı çekildi bir set?
Üzülme, dökülenler orada birikir
Ve muhteşem bir göl oluşturur sana
Estiriyor da estiriyor deli rüzgar arkamdan
Rüzgar gülü gibi döndürüyor beni
Her etkiyi değerlendirmek gerek gerçi
Ben de boş durmayım, bi şeyler üreteyim
Elektriğimi rüzgardan, suyumu gölden buldum
Şimdi ekmeğimi bulma derdindeyim
O da oldu mu değme keyfime
Sonra kendi gelecek benim evime
Çoluk çocuk cümbür cemaat
Kalabalık bir ailem olsun
Hır gür şamata, bir de kahkaha
Hepsinden azar azar tuzu biberi olsun
Çok değil, yetecek kadar cüzi
Ne sürüneyim, ne de gerineyim
Hava civa derdinde değilim
Elimi attığımda cebime, dolu olsun sadece
Hayalleri olanlarla işim olmaz bir daha
Benim hayallerim bana artıyor daha
Anıları olsun, bir o anlatsın, bir ben
Laflayarak geçsin ömrümüz burada
Bitiriyorum, tamam kanlanmasın gözlerin
Ağlasa geçer ama nerde öyle yüreğin
Derde derman olmayan, var mı gereğin
Üzülmeyin sakın siz, ben üzülürüm
Ne denir ki, zaten olmuş olana
Ne söylenir çoktan ölmüş adama
Diyeceklerin değiştirmeyecekse durumu
Ne gerek var boşuna dilini yormaya
Son bir nefes daha çek sigarandan
İçin dumanla dolsun, kapkara olsun
Görünmesin içinin fenalığı en azından
Katran karası sansınlar, acımasınlar
Acınacak biri varsa işte o benim
Ama bu halime yine de gülerim
Gülmeyip de napayım ağlayayım mı?
Ağlatanın da sülalesini sikeyim..
Yeter ulan edebiyat, edebiyat
Nereye kadar gidecek bu romanın sonu
Şiir gibi görünüyor aslında ama
Bitmiyor anasını satayım
Ne dolmuşum ne dolmuşum ki ben
Taşkın bir sel olmuşum gerçekten
Önüme geleni yıkıp götürecek
Azgın suyumda boğacağım yine ben
Yetmiyor sözcükler anlatmaya halimi
Tatmin etmiyor hiç bi kelime sualimi
Sözde öznesin şiirimde belki de
Belki de belirtisiz bir nesnesin şimdi
DO diyez ver şefim, dolmuşum boşalayım
Ya duracak kalbim ya da düzgün atacak
Ben ne diye elin derdinle uğraşayım
Yaşamak varken ömrünü güzelce
FA minör istiyorum şefim, fasıla başlayalım
Hem dinlenmişsindir de artık, gaza basalım
İçkiler benden bu gece, içmelere doyalım
Vuralım kadehleri, zil zurna sarhoş olalım
Sİ bemol ile bitir şefim, sitem etmeden gidelim
Evde bi güzel dinlenip yarın yine gelelim
Alalım içkimizi, muhabbete devam edelim
Kıramasın kimse güzel yüreklerimizi..
Halikarnas Şarapçısı
30 Ocak 2014 Perşembe
AŞK-SEVGİ FELSEFESİ
Aşk Şeytandır, Sevgi Tanrı’dır
İkisi bir arada büyük savaştır
Aşkın bittiği yerde sevgi başlar
Sevgiyi bitiren başka bir aşktır
Aşk eninde sonunda kaybeder
Çünkü;
Bu oyunu yazan-yöneten Tanrı’dır..
Halikarnas Şarapçısı
İkisi bir arada büyük savaştır
Aşkın bittiği yerde sevgi başlar
Sevgiyi bitiren başka bir aşktır
Aşk eninde sonunda kaybeder
Çünkü;
Bu oyunu yazan-yöneten Tanrı’dır..
Halikarnas Şarapçısı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)