Boş sokaklarda geziniyorum
İzmir'in bomboş sokaklarında
Seni arıyor gözlerim her adımımda
Sanki biyerlerden karşıma çıkıvericekmişsin gibi geliyor
Anlmasız ve izbe kalabalığın arasına karışıp giderken
Yokluğun ve yalnızlığımdan utanıyorum
Ara sokaklara kaçıyorum, arka sokaklara
En arka sokakların boş kaldırımlarında yürüyorum
'Boşluk' isimli şiirim geçiyor kafamdan
Seneler önce, senden önce yazdığım,
Birkez daha tekrarlıyorum senin için
Birkaç satırını değiştirerek
Ve eklemeler yaparak ufak tefek,
Yine bitti bir sokak çıktım caddeye
Bir başka ara sokağa saptım yeniden
Başka bir ara sokak aradım kendime,
Parketmiş arabalar boş sokakların manzarası
Bir de özgürce yaşayan sokak hayvanları
Köpekler sıcaktan baygın halde yatarken
Kediler rahatça cirit atıyor mıntıkalarında,
Ağaçlardaki yapraklar hiç hışırdamazken
Sessizce dökülmeye devam eder her imbat esişinde,
Aklıma düşer yüzün yine, kokunu ararım rüzgarda
Düşüne düşüne geçerim boş sokaklardan
Biri biter diğerine girerim, gezinirim deli divane
Yalnızlığına değil de sensizliğine yanarım bu sokakların
Havası deniz sokakları kız kokar derler ya İzmir için
Boş sokakları da sen kokuyorsun sevgilim
Kokun dolduruyor içimdeki boşluğu
Aşk hücreleri üretiyor, aşk trombositleri kanım
Aslında aşkından cesaret alıyorum
Yürüdüğüm bu boş sokaklarda,
Her adımımda daha da çok düşünüyor, aşık oluyorum sana
Ve şükrediyorum seni bana gönderen Tanrı'ya,
Ve inadına seviyorum seni, inadına yazıyorum
İnadına nispet yapıyorum senin içindeki şeytana,
Cesareti varsa gelsin boş sokaklara
Çıksın boş sokaklarda karşıma..
Ulaş Tuzak
8 Haziran 2012 Cuma
4 Haziran 2012 Pazartesi
Ayrılığın İkinci Yazında Sırılsıklam ve Aşık Olmak
Bazen hevesleniyorum işte gönlümün dikine gidiyorum. Kendikendime gelin güvey olup güldürüyorum bazı kimselere belki kendimi. Ah ulan aptal kafam, bunların olacağını zamanında düşünseydin şimdi hiç pişman olmayacaktın, kızmayacaktın kendine, dövmeyecektin dizlerini, başını vurmayacaktın kapılara, duvarlara.. Yıllar sonra böylesine derin anılara dalıp belki de ilk defa ağlamayacaktın, oluk oluk doldurmayacaktın göz pınarlarını. Belki aşık olmayacaktın ama mutlu olacaktın, huzurlu olacaktın, acı çekmeyecektin böyle. Ama haksızlık bu, acı çekmeden aşık olunmuyor ki, hep korktuğum başıma geliyor eninde sonunda..
Bugün seni bekledim sevgilim inciraltında, göletin kenarındaki yerimizde. Senin için döndüm sevgilim, senin için bıraktım geldim herşeyi. Sanki hiçbirşey değişmemiş gibi geldi bana, türkevinden yine güzel şarkılar geliyordu, balıklar dolanıyordu yosunların arasında. Onları avlamak için martılar fink atıyordu göletin üzerinde. Bir de çok güneş vardı sevgilim, çam ağacının altına geçmek zorunda kaldım, orası gölgeydi. Etrafıma bakındım, seni aradı gözlerim, yoktun. Senin eksikliğin çok dokundu o an. Ayrılığın ikinci yazındayız sevgilim, aklım gitti gönlümün dikine. Öyle heveskendim ki seni görmeye, öyle can attım ki tekrar kucaklamaya seni ama gelmeyeceğini biliyordum, hevesim kursağımda kalacaktı herzamanki gibi. Sonra mektubumun akibetini düşündüm biran, acaba gerçekten kaybolmuş muydu? Ne tesadüf bu? Yoksa takdiri ilahi mi? Mail de attım sonra istedin diye ama cevap yazmadın ki sevgilim, üstelik telefonlarıma bile bakmaz oldun. Nedir bu değişkenlik diye sordum kendime, havadandır dedim izmir havasından. Oyun oynuyorsun sandım ne bileyim, mesaj atıp çağırmak geldi içimden seni ama telefonun annende olacağını tahmin edemezdim öyle değil mi? Senin ağzından bana mesaj yazması da işin ayrı bir trajikomik yanı. Nerden mi anladım?Ebeveynlerimizin tipik yazım hatasından tabiki, boşluk yerine hep büyük harf tuşuna basıyorlar. Yanlışlıkla sms yerine mms göndermesi cabası. Her neyse birşekilde kendinde yazabilirdin mesajı ya da konuşabilirdin arasıra yaptığın gibi. Neyden çekindin ki? Yine anneni karıştırmamalıydın işin içine, yine çocukluk etmeye başladın sevgilim. Ama bu defa kızamıyorum sana, eskisi gibi eleştiri yağmuruna tutamıyorum, aşk nelere kadir değil mi? Oysa mektubumda da dediğim gibi seni büyüdün, olgun bir kadın oldun sanmıştım. Hoşuma giden yanın bu olmuştu aslında. Beni etkileyen, tekrar o eski duyguları anımstan düşünceler meğer yine yanılşgıdan ibaretmiş. Artık yanılgılardan, sanrılardan, hayallerden çok sıkıldım sevgilim. Gerçek dünyada yaşamak istiyorum, ister seninle ister sensiz, ben kararımı verdim sonunda. Bu duygusal, bu romantik hayatı terkediyorum. Evet seni seviyorum, evet sana aşığım ama daha fazla hayal kurmaya gücüm kalmadı, kusura bakma oyun bitti artık. Son kez öğleden günbatımına kadar hayal ettim seni küçük bir mezar açıp onlara. Son ana kadar bekledim karar değiştirip gelirsin, belki de sadece merak edip uzaktan bakarsın diye. Hava bulutlsanıp kapayınca mecburen kalktım. Kalkarken de içine seninle ilgili ne kadar hayalim varsa hepsini gömdüm. Tabiki de 5 saate sığdıramazdım herşeyi ama kabasını aldım sanırım. Genel bir gönül temizliğinden sonra bir kaşıntı başladı bende. Karınca yuvasının yanına oturmuşum farketmeden, hep içime dolmuşlar ve ısırmışlar keratalar. Bastım yürüdüm silkinirken kent ormanına doğru. Pazar günü ya, millet ailesini, çoluğunu çocuğunu, konusunu komşusunu, neyi kimi varsa hepsini toplayıp gelmişler, yayılmışlar yeşilliğe, yakmışlar mangallarını, kurmuşlar hamaklarını pikniklerini yapıyorlar. Ne güzel, nasıl huzur ve saadet dolu bir şekilde eğleniyorlar. İşte mutluluğun resmi bu abin, dedim birden. İmrendim onlara, keşke benimde çoluklu çocuklu bir aiielm olsa bende karışsam aralarına diye iç geçirdim. Şöyle yakardım mangalı başlardım etleri yellemeye, derken hanım salatayı hazırlardı ve çocukalr acıktık baba diye başıma üşüşürlerdi. Of ulan neler düşündürüyorsun bana kahpe felek..
Herneyse orayı da geçtikten sonra üçkuyular iskelesine doğru yol aldım yine başımda kavak yelleri, hava ise bulutlu. Ben kaçıyorum bulutlar kovalıyor, ben kaçıyorum onlar kovalıyor. Ne diye otobüse binmiyorum sanki? İçim sıkılıyor ya, yürüyerek atmaya çalışıyorum bu sıkıntıyı. Hava benden daha sıkıntılı baksana iyice buhran yaptı şıpır şıpır ağlamaya başlayacak birazdan. Göztepe köprüsünü geçtim neyse ki ama iyice hızladım, sağımdan solumdan bisikletler geçiyor sanki onlarla yarışıyorum. Az önce köprüden gelin ve damat geçiyordu fotoğrafçı eşliğinde. Güzel bir hatıra fotoğrafı evliliğe dair. İçimden köprüden geçti gelin şarkısını mırıldandım biraz derken küçükyalıya gelmişim. Ayaklarım yorulmuş, biraz oturup dinleneyim diyordum ki yağmur atıştırmaya başladı. Kalktım bir solukta konağa helmişim. Baktım içimdeki sıkıntı geçicek gibi değil, ordan da ver elini alsancak. İnsanlar yağmurdan kaçışıyor kordonda bense inadına yağmurun rahmetine bırakıyorum kendimi. iyice sırılsıklam olmak istercesine, içimdeki yangını söndürür umuduyla ama nafile.. Birden kendime geliyor ve bir cafeye sığınıyorum. Garson bir havlu uzatıyor, teşekür ederek havluyu alıyorum şaşkın bakışiların altında başımı siliyorum ve bira istiyorum. İçmeye başlıyorum yine her sıkıntıda yaptığım gibi. Allahtan sigaram yok, yoksa nice olurdu halim. Kredi kartı zaten limitleri zorluyor ve içtiğim bir tane biranın daha susuzluğumu bile gidermemesine sitem ederken kendimi cami durağında otobüs beklerken buldum. Gök nasıl da delindi böyle birdenbire? Nasıl da bomba gibi gürlüyor, savaşçı gibi çarpışıyor bulutlar. Sanki gökyüzünde tanrılar savaşı çıktı. Zeus habire saldırıyor, Ares'te karşılık veriyor ona. Hera aydınlatıyor karanlığı. O anda suyu yararak gelen 70 numaralı otobüsün kapısına hüum eden kalabalığın içinde akıntıya kapılan bir silüet olarak biniveriyorum otobüse. Arkalarda biryer bulup oturuyorum hemen ve düşünceye dalıyorum yine. İkibuçuk saatte inciraltından alsancağa yürüdüğüme şaşırıyorum. Daha kısa bir zaman gibi gelmişti oysa. Sıkıntılarımı atamadım ya belki ondan öyle gelmiştir. Herneyse, esneye poflaya geldim bucaya ama nasıl inicem? Eve nasıl gidicem? Bucayı sel almış.. İçimden bir yar sevdim el almış diye uzatmak geçti ama daha fazla arabeskleşmekten ürkmüş olmalıyım ki vazgeçtim. neyse inceoğlu fırının önünde yaklaşık 15-20 dakika kadar bekledikten sonra bir deli cesareti geldi içime, eve doğru koşmaya başladım. O da ne? Eve giden bütün yollar kapalı, ara sokaklar ırmak gibi akıyor. Ne yapmalı diye düşüne durayım ıslanıyorum ahmakça bu sağanakta. Kaymakamlık yolu da kapalı pazar yolu da. En sonun da pazar tarafından saldırdım ve orada artık pes edip kendimi sulların sllerin içine bırakıverdim. Eve kadar sırılsıklam, harap ve bitap halde geldim, kendimi öylece atmak vardı yatağa ama tabi bu da bir umut. Bir aksiyon filmi tadında eve geldim, sırılsıklam aşık denilebilirdi işte şimdi bana. Üzerimi çıkarmaya kalmadı evde bir sürpriz çıktı karşıma. Ev benden daha harap ve bitap halde terkedilmiş. O kadar söylmeme rağmen bütün çöpü pisliği bırakıp gitmiş bizim öğrenciler. Bütün yorgunluk ve sıkıntıma rağmen kolları sıvadım ve temizliğe giriştim o halimle. Tam birbuçuk saat sildim süpürdüm ve yaşanabilr bir hale getirdim evi. Biraz terapi gibi de gelmişti aslında, içimdeki sıkıntıyı dağıtmıştı bu uğraş. Biraz sonra midemdeki sesleri hissettim, sabahtan beri bişey yemediğim aklıma geldi, ama canım hala hiçbişey istemiyordu. Koltuğa oturup öyle boşboş bakmaya başladım. Gözüm masanın altındaki küçük deftere takıldı, doğal olrak kaleme de. Dertleşme fırsatı bulmanın heyecanıyla hemen kaleme kağıda sarılıp yazmaya başladım segilim. İşte böyle geçti sensiz bir gün daha ayrılığın ikinci yazında..
Ulaş Tuzak
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Magnetizma
‘Aşk magnetik bir alan, kalp ise mıknatıs gibidir, kırılan kalpler birbirini iter ve her zaman çekim gücü daha yüksek olan negatif yüklü kalp pozitif yüklü kalbi çeker..’
Ulaş Tuzak
Ulaş Tuzak
20 Mayıs 2012 Pazar
Halüsinasyon
Mahçup hissediyorum kendimi sana karşı sevgilim,
Her elime alışımda telefonu vazgeçiyorum numaranı çevirmekten
Kulak memelerim kızarıyor söyleyeceklerimi düşünürken
Söz arıyorum, en doğrusu hangisi seçemiyorum, saçmalıyorum..
İçinde yüzdüğüm bi matrix ve debelendikçe her yerime bulaşan sıvısı gibi
Sözcüklerin arasında kaybolan duygularımın esamesi okunamıyor bu yüzden,
Ben de buradayım heeyy, diyen bi yürek var ama duyulmuyor ki sesi
Ürkmüş hayvanın nefesi gibi içten ve hırıltılı geliyor onun da sesi,
Boğazımın boğumlarındaki düğümlere takılıp düşüyor sözcükler
Ve bitürlü seni seviyorum diyemiyorum anasını satayım..
Aşk, dilimin basiretini bağlayan görünmez bir ip olsa gerek,
Konuşmaya çalıştıkça saçmalayan, kelimeleri birbirine karıştıran
Her şeyi elime yüzüme bulaştıran lanet olası bir halüsinasyon görüyorum,
Kurtulmak istiyorum bu durumdan, yardım et sevgilim
Tut elimden, uzat elini michelangelo’nun tablosundaki gibi..
Ulaş Tuzak
Her elime alışımda telefonu vazgeçiyorum numaranı çevirmekten
Kulak memelerim kızarıyor söyleyeceklerimi düşünürken
Söz arıyorum, en doğrusu hangisi seçemiyorum, saçmalıyorum..
İçinde yüzdüğüm bi matrix ve debelendikçe her yerime bulaşan sıvısı gibi
Sözcüklerin arasında kaybolan duygularımın esamesi okunamıyor bu yüzden,
Ben de buradayım heeyy, diyen bi yürek var ama duyulmuyor ki sesi
Ürkmüş hayvanın nefesi gibi içten ve hırıltılı geliyor onun da sesi,
Boğazımın boğumlarındaki düğümlere takılıp düşüyor sözcükler
Ve bitürlü seni seviyorum diyemiyorum anasını satayım..
Aşk, dilimin basiretini bağlayan görünmez bir ip olsa gerek,
Konuşmaya çalıştıkça saçmalayan, kelimeleri birbirine karıştıran
Her şeyi elime yüzüme bulaştıran lanet olası bir halüsinasyon görüyorum,
Kurtulmak istiyorum bu durumdan, yardım et sevgilim
Tut elimden, uzat elini michelangelo’nun tablosundaki gibi..
Ulaş Tuzak
19 Mayıs 2012 Cumartesi
Son Bir Ay
Son bir şans istemiştim tanrı’dan, bir fırsat daha işleri yoluna koymak, hayatımı düzene sokmak için istanbulda. Tam da bodruma geri dönmek üzere hazırlanırken bi telefon geldi; ‘pazartesi işe başlayabilirsin’.. Hoppala paşam, Malkara Keşan hesabı ben de Beyoğlu taksime doğru rotayı değiştirdim. Zaten bikaç ay önceden kaldığım bir yer vardı, eski ev arkadaşımı arayıp müsait olup olmadığını sordum evin, o da müsait olduğunu söyleyince yeni bir ev arama derdinden kurtulmuş oldum. Gel gelelim içimdeki sıkıntılar birer birer yok olmaya başlarken başka bi sıkıntı kemirmeye devam ediyordu içimi. Neyse ki umut yolculuğu sırasında bu kemirgen yaratıkla başa çıkabilmek için telepatik güçlerimi devreye sokmuştum. Nitekim doğru bir karar verdiğimi de başarılı sonuçlar sonrasında görmüş oldum. Her neyse, işe başladığımın ertesi haftası işler yavaş yavaş yoğunlaşmaya ve beni kendi kendime olan düşüncelerimden uzaklaştırmaya başlamıştı. Bu huzur verici bi durumdu benim için. Bikaç gün sonra ise Antep yolculuğu çıktı karşıma ve daha haberi aldığımın bir buçuk saat sonrasında yola çıkmıştım bile. On altı saat evet tam 16 saat süren yolculuk sonrası ancak varabiliyorsunuz otobüsle gaziantep’e.. Girişte garipseseniz de içeri de daha büyük bi şaşkınlığa uğruyorsunuz, çünkü acayip güzel ve yeşil bi şehir merkezi karşılıyor sizi. Tarihi çarşısı turizm sektörünü baya bi canlı tutuyor. Bakırcılar çarşısı, baklavacılar, naib hamamı ve insanlarıyla çok naif bir şehir Antep. Büyükşehir belediyesinde koro şefliği yapan müzik hocası yaşar hocama da selamlarımı gönderiyorum. Ne güzel bir Antep öz geçmişi anlatıverdi bir saatte bana. Belgesel tadında geçen muhabbet sonrasında güzel bir dost kazanmanın mutluluğu içinde işlerime devam ettim. Beş gün sonra ancak bitirebilmiştim işlerimi antepte. Gitmediğim yeri, ayak basmadığım caddesi kalmamıştı. Şehitkamil’den Şahinbey’e kadar köşe bucak taradım antebi.. Bu arada itiraf etmem gerekir ki, gaziantep üniversitesi, bizim dokuz eylül üniversitesinden görüntü açısından kat kat güzelmiş. Öğrencilere, kampüs içinde fakültelerine rahatça gidip gelebilmeleri için bisiklet bile tahsis edilmiş. Gerisini siz düşünün.. En hoşuma giden tesadüf te antep’te güzel sanatlar lisesi olduğunu görmek ve onlarla tanışma fırsatını yakalamak oldu. Buradan onlara da selamlarımı gönderiyorum. Döneceğim gün cebimde kalan paranın uçak biletine yetmesi ise beni en çok sevindiren hadise olmuştu. O 16 saati çekmeyecektim ve bir buçuk saatte Atatürk hava alanına ulaşmanın tadını bulutlar üstünde çıkarmıştım çoktan.. Burada ise işlerin kötü gittiğinin farkında değildim. Ajansta bi ton karışıklık ve beni bekleyen problemler.. Her yeni güne daha ağır işler ve karmaşık problemler geliyordu karşıma ve ta ki düne kadar sabır edebildiğim işimden istifa ettim. Bugün ise üzerimde sorumsuzluğun hafifliği ve huzuru var ancak ileriki zamanların getireceği belirsizlikler şimdiden kara düşünceleri üzerime çekmeye başladılar bile. Bir ay önceki planım da artık yok, neden mi? çünkü param yok.. Ben de C planı olarak düşündüğüm planı devreye sokma kararı aldım ve izmir’e dönüyorum. İlk defa bu ay, ayrılışımdan tam 7 ay sonra özlemini hissettiğim izmir’e dönme kararı aldım. Beni umutlarıyla yıpratan istanbul’a veda etme zamanı geldi çattı işte. Ama izmir’e ettiğim veda kadar hüzünlendirmiyor beni ve izmir’e dönecek olmanın verdiği heyecan sarhoşluğu hiçbirşeye değişilmez..
13 Mayıs 2012 Pazar
Ey İzmir
Önce aklımı aldın sarhoş ettin beni
Güzelliğinden gözlerim kamaştı
Ama gönlüm başkasında,
Sonra aklım gitti, bedenim kaldı sende
Bedenimde yüreğim vardı
Ama sevemedim seni,
Daha sonra bedenim de gitti, bi ruhum kaldı
Ruhsuz ruhsuz dolaşmaya başladım istanbulda
Ama düşlerimden çıkamadın İzmir,
Çok sonralarının biraz önceleri
Ruhum çeldi aklımı bi acayip oldum
Ama bedenim hala burada,
Akabinde ve detayında bedenim de istiyor seni
Ne yapsam bilemedim ki
Ama bana yardım et ey İzmir..
Ulaş Tuzak
Güzelliğinden gözlerim kamaştı
Ama gönlüm başkasında,
Sonra aklım gitti, bedenim kaldı sende
Bedenimde yüreğim vardı
Ama sevemedim seni,
Daha sonra bedenim de gitti, bi ruhum kaldı
Ruhsuz ruhsuz dolaşmaya başladım istanbulda
Ama düşlerimden çıkamadın İzmir,
Çok sonralarının biraz önceleri
Ruhum çeldi aklımı bi acayip oldum
Ama bedenim hala burada,
Akabinde ve detayında bedenim de istiyor seni
Ne yapsam bilemedim ki
Ama bana yardım et ey İzmir..
Ulaş Tuzak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)