SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

30 Aralık 2010 Perşembe

İkibinonbir’e Bir Kala..

Acısıyla, ekşisiyle, tuzlusuyla bir yılı daha geride bırakmış olacak olmanın yaklaşık bir gün önceki heyecan ve coşkusunu yaşamayı çok isterdim ama gel gör ki şu anda masamın üzerine yayılmış olan ve yarın önüme soru olarak çıkacak yazıtların bulunduğu notların görüntüsüne baktıkça sanki derbeder per perişan bir insanı andıran yüzümün yansımasını sol çaprazımdaki balkon kapısının penceresinden görebiliyorum.. Ah ne muhteşem bir sıkıntı var içimde. Herkes ihtişamlı bir eğlenceye hazırlanırken ben ve benim gibi insanlar sınavlarını verme acizliği içerisinde çırpınıp duruyorlar.. Çevremdeki o hareketlilik, mekanlardaki rezervasyonlar, fix menüler, party organizasyonları ve bilimum çılgınlık serüveni olayları içine sokulmak istenen sürüler.. Ne kadar da başı bozuk bir düzen.. Garip, çünkü gerçekten kimse ne yapmak istediğini bilmiyor ve etrafını gözlemleyerek birilerinin ardı sıra gitmeye karar veriyorlar. Asıl kanıksanması gereken de bu belki de, kendi kararını verebilmek..
Birazdan kendim için çok önemli bir karar vericem ve bütün bu kışkırtıcı, tahrik edici durumlara rağmen konsantre olup bu her tarafa yayma yaılmış notlarımı toplayıp bir düzene sokup çalışmaya başlıcam.. Kim bilir belki de şuan vermiş olduğum bu karar, ikibinonbirde benim için hayırlara vesile olur.. Doğruyu söylemek gerekirse, her sene bu zamanlarda geriye dönüp baktığımda gördüğüm en net fotoğraflar hep pişmanlıklar oluyor maalesef.. Nedense hiç mutlu ve güzel anlarımı hatırlayamıyorum, en azından pişmanlıklar kadar ortada sergilenmiyor bellek galerimde.. Hep kenar köşelere itilmişler bişekilde.. Ben mi öyle olsun istiyorum acaba? Kendime acı çektirmek hoşuma mı gidiyor, mazoşist miyim ben?
Bu sorular uzar gider, kendimi ve hayatı üzerinde bir nebze etkim bulunan kimseleri daha fazla bu sergilere götürmek istemiyorum artık. Seneye yine bu zamanlarda aynı şekilde dönüp baktığımda vay be ne güzel filmdi demeyi umut ediyorum. Aynı şekilde tüm insanlarla beraber oskara aday olacak bir filmde rol almayı canı gönülden temenni eder, insanlık adına tüm dostların güzel bir ikibinonbir macerası yaşamasını dilerim.

Ulaş Tuzak

24 Aralık 2010 Cuma

İçimdeki Coşku

Ey büyük yaratıcı,
Ey ulu Tanrım!
Sana o kadar sonsuz şükran borçluyum ki
Yazamam, anlatamam, gösteremem hiç bi şekilde
İçimdeki bu coşkunun nasıl senin eşsiz adaletinle dağıtıldığını..
Ey yüce varlık;
Lütfen hep benimle ol
Lütfen koru sana sığınan ve coşkusunu kaybetme korkusu yaşayan şu acizane kulunu..
Seni seviyorum, sana düşünerek, hissederek, görerek ve bilerek gönülden inanıyor ve de tapıyorum..
Senin hakimiyetinden başka bir hakimiyet kabul etmek mümkün değil..
Sen, seni yanlış bilen yanlış tanıyan toplumları uyar Ey yüce varlık..
Bu insanlara yardım et, onları kandıranların cezasını ver Ey ulu güç..
Sen ki, bu kainatı kuran ve idare edensin, herşeyi bilen, canlılığı veren de sensin
Ey bütün kalbimle sadece sana sarıldığım muhteşem hakimim,
Şükürler olsun yaşadığım her gün sana..

10 Aralık 2010 Cuma

RİSK

Yer altında kazma kürek çalışan; günlerce, haftalarca, aylarca gün ışığı görmeyen
bir gram değerli taş bulmak için ömrünü tüketen o masum insanlar; madenciler, sizlere büyük saygı duyuyorum..
ben de sizler gibi bir gram değer için çırpınıp duruyorum yer yüzünde,
geçireceğim bir anlık güzel zaman için günlerimi, haftalarımı ve aylarımı verebiliyorum tıpkı sizler gibi.. ve bunun ne kadar zor bir iş olduğunun farkındayım.. inanır mısınız yer altı kadar yer yüzü de çok riskli.. bu riskleri almadan ne yazık ki o saf, işlenmemiş halde doğada bulunan en değerli madenlere ulaşamıyoruz.. her şeyin bir karşılığı var maalesef, bu işin karşılığı da risk almak..

bir taraftan baktığımda da en büyük riskin, risk almamak olduğunu görebiliyorum, bunun için hiç olmazsa bir değer elde edebilmek için risk almaya değer diyorum..
hiçbir şeye bulaşmadan, karışmadan öylece beklemek ne kazandırır? Hiç bişey kazandırmadığı gibi üstüne zaman kaybettiriyor değil mi? Peki en değerli olgu ne hayatta? Zaman değil mi? Telafisi olmayan tek varlık zaman değil mi?
Zaman için risk almaya değmez mi? Pişmanlığımız hep geçmişe yönelik değil mi? Ahlarla vahlarla, keşkelerle geçirmiyor muyuz hayatımızın dönüm noktalarını.. en azından iyiki yapmışım demek için risk almaya değer..

Risk almak için fazla düşünmeye, hesap kitap yapmaya gerek yok.. sadece güçlü bir irade ve sağlam kararlılık yeter.. Kaybedeceklerini değil, kazanacakalarını düşünerek motive edebilirsin kendini.. Bir de şuan ki durumundan daha kötü olup olamayacağınla karşılaştır, kaybedeceğin çok önemli bir şey yoksa hiç düşünme risk al..
Düşünmek ve bir şeye karar vermeye çalışmak ta en büyük zaman kayıbıdır.. O yüzden en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.. Bir an önce karar ver ve bir şeyler yap.. zaten yapacağın her ne olursa olsun rizikodur, o yüzden korkma..

Kendimi nasıl da konsantre ediyorum farkında mısınız? Ben bunu hergün yapıyorum, her güne risk alarak başlıyorum.. belki şuana kadar büyük bişey kazanamadım ama büyük bişey de kaybetmedim.. en azından büyük bişey kazanma ihtimalim devam ediyor.. bu da beni yaşama daha umutlu bakmamı sağlıyor..
Hedefi her ıskaladığınızda onu vurma olasılığınız her seferinde artacaktır.. Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın, çünkü normal dağılım diye bir şey var, ona güvenin.. Sürekli kaybedenler bile mutlaka bikere kazanırlar yeterki ısrarcı olsunlar, deneme sayısını artırsınlar..

O kadar maden, zaman ve riskten bahsettim ama ne anlatmak istedim diye düşünenler olabilir hala.. bir yapbozun parçaları olarak düşünün bunları, birleştirince ne çıkıyor sizce? Zamanı geç olmadan, hangi madeni elde etmek için risk almalıyız biz?

Ulaş Tuzak

7 Aralık 2010 Salı

Orijin

bir başlangıç noktası gerek bana, bir referans noktası, bir orijin..
bu yeryüzünde çizdiğim koordinatların bir anlamı olması için bir sıfır noktası gerek bana
neye göre, kime göre yaşadığımı bilmeliyim ona göre çizmeliyim yolumu..
kaybolduğumda geri dönebileceğim, baştan başlayabileceğim bir yer
ne geri, ne ileri, ne de aşağı yukarı sapmadan tam orta noktada
bir anlamda nötr de denebilir, her duruma her koşulda aynı cevabı verebilecek..
şimdi bütün hesaplamalarım bunun üzerine, analitik geometriye en başından başlıyorum
sıfıra sıfır derler literatürde orijine ve bir nokta belirlerler orijine göre
sonra noktalardan doğrular oluşur, o doğrularda üç boyutlu nesneleri oluşturur
o nesneler zaman içerisinde değişik haller alırlar ve şekilleri bize anlam katar..

anlamı ne peki benim hayatımın, yine şiddetli bir şekilde düşünmeye başladım?
mutlaka bir anlamı olmalı, bugüne kadar yaşadıklarım bir şeyler anlatmalı bana
onun için de biri referans alınmalı, ona göre değerlendirilmeli hepsi
ben yaşadıklarımı kime göre değerlendiricem, kime sorucam?
küçükken anne babamızdı bize yol gösteren, bizi koruyup kollayan
her başımız sıkıştığında onlara koşar, onlara anlatırdık derdimizi
onlardan yardım isterdik, onlar çözerlerdi bütün sorunlarımızı
yada onlar yönlendirirdi bizim gelecekteki çizgimizi..
ya şimdi büyüyünce kim olucak rehberimiz?
hayatımızın ikinci dönemi, onlarsız devam edecek tabiki
artık biz onların başlangıç noktası olucaz,
çünkü onlar da bizim gibi yeni bir döneme başlıyorlar..

tek başına bir noktayım şuan orijini olmayan
belki zaman zaman yine orijinsiz noktalarla birleşip
yönü belli olmayan doğrular çiziyorum
bu doğrular da yine anlamsız şekiller ortaya çıkarıyor
ve yine anlamsızlaşıyor hayat, anlamsızlaştıkça anlamsızlaştırıyor herşeyi..
bulmalıyım orijinimi, bulmalıyım biran önce
yoksa içinden çıkamayacağım anlamsız bir şekilin gereksiz bir parçası olucam
endişeleniyorum, zaman hızla ilerliyor ve benim için daralıyor
bu durumu göz göre göre yaşamak ta iyice daraltıyor koordinatlarımı
sıfırla bir arasına kadar daraldım, herşey olasılıklarda tanımlı
her an göz kararıyla yaşamak hataları artırıyor
risk çok fazla ve benden çok şey alıp götürüyor..

bariz bir şekilde bilinçsizce çabalıyorum bu rizikodan çıkmak için
en azından normal yaşama geri dönmeliyim tıpkı normal insanlar gibi
artı eksi 3 e kadar genişletmeliyim, bu aralık bile yeter şimdilik nefes almama
dağılacaksam da standart normal dağılayım, ne gerek var şimdi binoma poissona..

Ulaş Tuzak

1 Aralık 2010 Çarşamba

Anlatmak gerek..

İçindekileri dökmek, paylaşmak gerek
Ne düşündüğünü söylemek, çekinmeden
Utanmadan, sıkılmadan olduğu gibi bazen
Ağzına geldiği, elinin yazdığı gibi tıpkı
Boş ta olsa anlatmak gerek..

Dertleşmek öyle rahatlatır ki
İçindekileri dışa vura vura kırarsın
Seni bağlayan kör talihi belki..

Anlatmak gerek, dinleyen birini bulup
Bir insan ya da bir kuş, bir köpek
Bazen saksıda bir çiçek ya da ılık bir rüzgar
Bazen börtü böceğe seslenmelisin fısıldayarak
Denize açılmalısın bazen de
O en iyi sır tutandır dalgaların arasında
Güvenmelisin doğaya ve anlatmalısın doya doya..

Ulaş Tuzak

23 Kasım 2010 Salı

Sabr-ı Aşk




Yeter demeye dilim varmıyor ki yetmez çünkü hiçbir zaman
Bugün nefret ediceksem de yarın yeniden sevicem ki
Neden bırakmayı seçiyorum, ya da kaçmayı ne gerek var?
Otur sabret, düşünme dayan.. yalandır gerisi vallahi yalan
Bütün dertlerin devası sadece bir anlık zamandır zaman..
Ne kalır ki geriye senden başka bana düşünmekten başka
Düşler birleştirir bütün yaşadıklarımı yeniden ve çıkartır karşıma
Hem de en rahat, en huzurlu bulmam gerektiğinde kendimi
Tam gece yarısı uykumun ortasında..
Yahut belki bunda vardır bi hikmet yada bilmediğim bir gizem, hayret..
Zikret, hisset biraz daha dayan sabret ha gayret olgum
Sallandıkça, sarsıldıkça dolar, doldururken fark etmediğimiz bütün boşluklar..
Tanrı’nın işine akıl sır ermez ki bu aşk’ta Tanrı’nın eseri değil mi?
Her işte bir aşk varsa nasıl çözebilir insanoğlunun küçücük aklı bu gizemi?
Gizemli olunca merak edersin, gizem varsa o işte peşinden gidersin
Gizemi çözmek için harcarsın kendini belki paralarsın ama pes etmezsin yine de..
Bir tutkudur bu arayış, cazibeli bir kadın gibi sürükler peşinden
Gece gündüz demez, dinlemez seni, uyku girmez gözüne bu yolda
Geçmez zaman don yemiş nehir gibi kalakalır olduğu yerde
Ya sabır, ey sabır, of sabır, puf sabır, ah ulan sabır..
Tanrım bana her şeyden çok, en çok ver sabır..
Beklemek her insanın harcı değildir, özellikle bilinmezliği beklemek gerekirse
Nereye kadar, nasıl, neden beklediğini bilmeden ve sorgulamadan artık
Bir taş gibi, ağaç gibi, mağradaki derviş, mezardaki ermiş gibi bazen
Unutmak ta yok hani hatırlamakta, bazen hatırlanmakta..
Belki unutulmakta var çoğu zaman ama yılmak yok hiçbir zaman..
Yolunu kaybetmiş göçmen kuş gibi bilinmezliğe uçmak neyse
Aşkı beklemekte odur işte, ümitsizce, çaresizce son bir umutla belki de..
Kanatlarını açmış, kanatlanmışsa coşmuşsa, uçmaya hazırsa gönül işte o da aşktır
Ona karşı koyamazsın zaten ama hemen uçma bekle
İlk kez uçmaya hazırlanan yavru serçe gibi düşüverir kırarsın kanadını
Yaralısın zaten bekle, emin olmadan tekrar bırakıverme boşluğa yeniden kendini
Gözlerim bu iki çift gözetçi hep o yolda bekçi gibi sabırla bekliyor
Aklım hiç uyumayan nöbetçi volta atıyor etrafımda geceleri
Kalbim uslanmaz bir gazeteci, suç olduğunu bile bile yazıyor yine izinsizce..
Bütün ilacım sabır bu gece de, yine sessizce yatağıma gitmeliyim
Uzanıp uyumaya çalışmak, oturup yazmaya çalışmaktan kurtulmak gibi
Uyumak yazmaktan kaçmak, yazmak düşünmekten kaçmak, düşünmek te uyumaktan..
En iyisi mi kaçmaya çalışmadan kurtulmak bu da aşkı bulmak demek
Peki ya aşk ta bir şeyden kaçmak içinse o zaman ne olucak?
Hep kurtulmak için bir şeylerden kaçmak zorunda mı kalıcaz
Yaşamak için öldürmek gerek kuralını uygulamalıyız belki de
Ben yoruldum kaçmaktan, kovalayanı öldürmek daha kolay
Cesaretim var benim artık hiç öldürmesem bile
Nefs-i müdaafa hakkımı kullanmam gerekir diye düşünüyorum
Bir çocuk oyunu gibi grav grav grav..
İşte her şey buraya kadar, artık kaçmak yok, kovalanmak ta..
Artık özgürlük var, korku yok..

Ulas Tuzak