SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

18 Aralık 2020 Cuma

Gece Gece

 

Geceyi dinliyorum, bir de yağmurun sesini.. kışın ortasında kuş cıvıltıları.. ıslak zeminde ıssızlıği bozan bir araba geçiyor sonra ve ağacın dallarından yere düşen damlaların patırtısını duyuyorum, kalkıyorum yataktan yine uyuyamadım.. Bir buçuk saattir askeri eğitimde gibiyim, sağa dön, sola dön, tanrım bu yataklara durgunluk veren geceler ne zaman bitecek! ıssızlığa biri ıslık çalıyorum, gece gece şeytanları toplayayım bari diyorum başıma üşüşsünler.. onlar da yoklar, onlara da mı sokağa çıkma yasağı var acaba?  peşinden koşarak geldiğim tatlı hayallerimin eşiğindeyim şu an.. belki bu bir doğum sancısı çektiğim, sabahı müjdeleyen hızır'ın beşiğindeyim.. sabahın beşindeyim.. tutunduğum bir dal oyuncak var elimde yalnız, neyse ki adı tükenmez kalem ve iki satır yazabileceğim bir kağıt var yanında tüketeyim diye, o da sararıp solmuş yazık, dijitalleşen dünyada belki de son ajanda 5 sene öncesine ait.. dert ortağım oldu gecenin bu saatinde bana, aferin ona..yarın o da dijital medya da yerini alıcak nasıl olsa.. (Şiir Instagramda..)

13 Aralık 2020 Pazar

U-MUTLU

Ekim ve Kasım aylarını yine boş geçtim, yazamadım. aslında yazmak istedim ama her seferinde klavyenin başına oturup ilk satırları yazıp yazıp sildim. nedendir bilinmez, sanki kendimi ifşa ediyormuşum duygusuna kapılıyorum. boş ver ya diyorum, kime neyi anlatmaya çalışıyorsun ki.. sanki insanların tek derdi benmişim gibi kendikendime gelin güvey oluyorum.. sonra yaz ya diyorum, yaz ya! tarihin tozlu sayfalarına bir anı daha bırak kalsın, belki bir gün gelir okunur diye, seni tanıyan bir kaç kişi tarafından. belki eski bi dost, ya da bi eski sevgili, arama motoruna ismini yazar ve bu yazı çıkar karşısına.. hahhh.. sanki insanlar eskisi gibi yazı okuyormuşçasına yaz ya.. vallahi de yaz, billahi de yaz. çünkü sen yazınca güzelsin, yazınca kendinsin, yazarak ifade edebiliyorsun en güzel şekilde kendini.. kimse okumasa da yaz dostum, yaz, yine yine yaz, gene gene yaz, okumayanlara inat yaz.. duymayanlara inat, görmeyenlere inat.. dijitalleşen dünyaya inat yaz..
dijitalleşen demişken, sahi ne oldu bu dijital meseleler? artık okumuyor insanlar, birbirlerini de dinlemiyorlar, sadece izliyorlar bir ilüzyonu izler gibi, sanki hipnotize olmuşlar gibi, birer zombi gibi onlara sunulan yapay zeka algoritmalarını izliyorlar sadece.. dijital platformlada yaşıyorar, tamamen sanal, tamamen duygusuzca.. ve yalnızlıklarından da bolca şikayet etmeye devam ederek.. dijitalden izliyorlar hayatı, dijitalden yaşıyorlar hayat sandıkları simlasyonu.. gerçekler dışarıda, bunu dünyayı yönetenler çok iyi biliyordu.. herkesi eve kapattılar bir virüs dalgası çıkartıp, evden çalıştırdılar, evden sattılar insanlara ürünlerini, hizmetlerini.. onlar daha da zenginleşti, daha da güçlendi. insanlık sadece gizli güçlerin yönetiminde, onların yarattığı dünya düzeninde yaşamaya mecbur, esir bırakıldı.
aşk lazım aşk, gerçek özgürlük orada.. ama o da dijitalleşti her şey gibi.. dijital aşklar da yapay zeka algoritmaları kararına göre belirleniyor.. sen değil program seçiyor aslında kimi sevmen gerektiğini.. reva mı bu? 
şarkılardaydı aşk.. şarkılar dışarıdaydı, gerçekti, rasyoneldi.. renkler sıcaktı, yumuşak içimli kahve tadındaydı romantizm.. şimdi şarkılar da dijitalleşti.. duyguyu tattığımız tek yer de mekanikleşti, iyice hissizleştirildik. o tatlı duyguların yoksunluğunu çekiyoruz biz son bilenler, onu son tadanlar.. yeni neslin öyle bir şeye ihitiyacı yok, çünkü bilmiyorlar böyle bi şeyin varlığını. onlar tamamen mekanik, tamamen dijital bir algoritma ile büyüdüler. onlar hiç bir şeyi keşfetmek için düşünmediler, onlar adına hep bir program karar verdi, onla sadece uyguladı, hazıra kondular. düşünmediler, düşünmüyorlar ve bundan sonra da asla düşünmeyecekler. çünkü zaten düşünmeleri de istenmiyordu. itaat eden ve verileni sorgusuzca kabul eden bir toplum yaratmaya çalışmışlardı. başardılar.. meyvelerini topluyorlar şimdi.
peki ya biz, benim gibi düşünenler, bazı şeylerin farkında olanlar, ne yapıcaz biz? böyle bir ortamda nasıl birbirimizi bulucaz, nasıl konuşucaz, nasıl çare olucaz dertlerimize, nasıl çözüm bulucaz en azından kendi varlığımızı korumak için, en azından yaşamaya dair bir şeylerin var olduğunu bir birimize kanıtlamak için, birbirimize tutunmak için ne yapıcaz? bizi birbirimizden de ayırdılar.. bir araya gelemiyoruz, tesadüfleri de ortadan kaldırdılar, işlerini hiç şansa da bırakmadılar kusursuz planlamışlar her şeyi, bir bilgisayar programının bütün olasıkları hesapladığı bariz aşikar.. hiç mi hiç şansımız yok beyler bayanlar???
 bence her zaman bir umut var..
 sizi temin ederim bunu size kanıtlıyıcam.. öyle veya böyle yine biz iyi insanlar kazanacak. yok öyle artık güzel atlara binip ardına bile bakmadan usulca gitmek.. bundan sonra atı alan üsküdarı geçmeyecek.. kuzguncukta tatlı bir çay kahve muhabbetleri ile devam edicez yarıda kalan güzel hayatımıza..

19 Eylül 2020 Cumartesi

Aktör Eksper

 


Son 2 aydır bilgisayar başında yazdığım tek konu gayrimenkul değerleme raporu. Muhtelif bankalara konut, villa, işyeri, dükkan, ofis vs. ekspertizi yapıyorum, işim bu oldu pandemiden sonra. Hala İstanbulda’yım. Dün 2 ay sonra ilk defa sete gittim. Malum bir hipermarketin reklam filminde oynadım. Dizi işleri de açılmaya başladı. Önem sırasına göre üst kademeden başlayarak işsiz kalan oyuncular iş yapmaya başladılar. Sıra bize de gelmeye başladı nihayet. Sektöre geri dönmek güzel, özlemişiz. Diğer taraftan, bahaneyle maaşlı sigortalı iş sahibi olmak da güzel oldu. Serbest zamanlı gibi çalışıyorum ama full time kazanıyorum. Allah bereket versin. Şanslı olmak böyle bir şey demek ki.

İşin aslını size anlatmak istiyorum;

Daha önceki yazımda anlatmıştım. Bir dizi işi için Haziran başında Bodrum’dan İstanbul’a geldim. Ancak işler yolunda gitmeyince yine boşta kalmıştım. Yaklaşık 10 gün sonra bir sabah Üsküdar sahilde, Paşalimanı’nda yürüyüş yaparken, Tekel Sahnesinin önünde durup boğazdan geçen devasa gemileri izliyordum. Telefonum çaldı. Kibar bir erkek sesi, rahatlatıcı bir tonda hal hatır sordu. Sonra konuya girdi. Arayan beni defalarca arayan değerleme şirketlerinden birinin insan kaynakları müdürü Harun bey. Eski CV’lerimden bana ulaşmış. Üstelik Bodrum bölgesi için. Ben Bodrum’da olmadığımı artık İstanbul’da olduğumu söyleyip telefonu kapatmak istedim. Ama Harun bey kapatmak istemiyordu, İstanbul’da çalışmak istemez misin? diye sordu. Diğer şirketlere verdiğim net cevabımı hemen yapıştırdım; ben o sektörü bıraktım, artık o işi yapmak istemiyorum. Neden diye sormaya devam etti Harun bey. Kredi faiz oranları düşmüştü, herkes deli gibi konut kredisi çekmeye başlamıştı. İşler çok yoğundu ve eksper sayısı işleri karşılamıyordu. Çılgın gibi gayrimenkul satışı oluyordu. Harun bey CV’mden benim deneyimli olduğumu görmüştü. Üstelik hem İstanbul’da olduğumu, hem de başka bir yerde çalışmadığımı öğrenmişti. Deneyimli bir kurt gibi avını kaçırmak istemiyordu. Tam da istediği gibi bir aday bulmuştu çünkü. Ben reddedip telefonu kapamaya çalıştıkça ısrarla beni telefonda tutmak ve ikna etmek için sorular soruyordu. Şu an ne işle uğraşıyosunuz? Yeterli para kazanabiliyor musunuz? Hayatınızdan memnun musunuza kadar geldi muhabbet. Derken, nasıl manipüle olduysam işi kabul etmişim. Zaten boş boş ne yapsam bu süreçte diye de bi taraftan düşünüyordum. Tam üstüne böyle bir konuşma olunca kabul edivermişim. Harun bey beni İK’dan Ceren hanıma yönlendirmiş, Ceren hanım işe giriş sürecini anlatmış ve kendimi bir gün sonra evrak toplarken bulmuşum. Noterden ha bire bankalar adına tasdikli belge alıyorum. Ne kadar da artmış noter fiyatları..

Ertesi gün evrakları teslim ettim, daha sonraki gün şirket aracını, laptopu ve telefonu verdiler, hadi bakalım vira bismillah sahaya. Bankalara tanımlandıkça işler gelmeye başladı. İlk işim Tuzla Serbest Bölgeden bi fabrika ve Organize Sanayi bölgesinden bi İmalathane. Buyrun burdan yakın. Ben konut raporu bile yazmayı unutmuşken daha önce hiç yazmadığım bu nitelikli işleri nasıl halledicektim. Aldı mı beni bi stress.. neyse ki süreç içerisinde hem denetmen hem de diğer eksper arkadaşlarla tanıştıkça bu zorlu sıkıntılı süreçleri atlattım. Şu an çok memnun ve mutluyum işimden. Diğer taraftan istediğim zaman oyunculuk işlerini de yapabilmek bu işin çok büyük bir artısı bence. Yoğun geçen yaz sezonu sonrasında kredi faiz oranlarının da yükselmesiyle neyse ki çılgınca akan işler yavaşladı ve biz de rahat bir nefes aldık. Merkez rahatlayınca da bu kez Şile işlerine gitmeye başladık. Şile işleri bize tatil gibi geliyor. Hem geziyoruz, hem deniz ve orman havası alıyoruz. Sabah gidersek kahvaltı, öğleden sonra gidersek balık yiyip dönüyoruz. Seviyoruz yani bu hayatı.

Bu arada Üsküdar’dan geçici bir süreliğine Şişli merkeze taşındım. Burası İstanbul’da 1 yıl içinde yaşadığım 5. Ev oluyor. Ne de çok ev değiştiriyorum. Seviyorum değişikliği napayım. Enerjimi yenilemenin bir diğer yolu da bu bence. Buralarda yaşamak da ayrı bir tat. Bomonti’si, Nişantaşı’sı, Maçkası.. Beşiktaş’ı, Sarıyer’i Kilyos’u.. Buralarda da geziyoruz kısacası. Akşamları arka tarafta Şişli Belediyesi’nin karşısındaki parkta basket oynuyoruz kuzenle. Güzel spor oluyor bize. Evde de barfiks çekiyoruz, kolları sırtı omuzu kanatları büyütüyoruz. Avuçlarımızın içi patlasa da sonuç fevkaladenin fevkinde. Postür iyi duruyor yani.

Yakında tekrar Anadolu yakasına taşınıcam. Kısmetse ev almayı düşünüyorum. Arabayı satıp daha pahalı bir ev alamayı düşünüyordum ama şimdi arabayı satınca yenisi almak da epey güç olacağı için bundan vaz geçtim. Hem bi ev bi arabaya beraber sahip olmak daha bi güzel duruyor değil mi? Şirket arabası olsa da, kendi arabamın her zaman evinin önünde durması ayrı bir güven veriyor insana. İşe, şirkete belli olmaz sonuçta, Türkiye’de özel sektör piyasası çok dalgalı en nihayetinde.

Bundan sonraki süreçte ise daha fazla sanatsal ve edebi işlerle uğraşabileceğimi düşünüyorum, bu da beni ayrıca mutlu ediyor. Şu an bu yazıyı yazabilmek bile çok güzel bir duygu benim için. Artık daha sık yazma, daha fazla kitap okuma, daha çok şiir seslendirme, daha daha oynama, fikir yaratma ve icra etmek sürecine girdim. Başarıyı elde etmek çok tatmin edici bir duygu. Ruhum şenleniyor, demleniyorum, tazeleniyorum resmen. Benjamin Button gibi her geçen yıl daha da gençleşiyorum.

 

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Her Şeye Karşı



bişeyleri seviyosan,
onun yanında değil karşısında olmalısın
onun tüm güzelliklerini görmek istiyosan
ona karşısından bakmalısın..

çıktım Fethi Paşa'ya
seyreyledim boğaziçini

gördüm yine köprüyü, Ortaköyü
sonra gitti hayatın kılı yünü tüyü..

sola döndüm, çektim kafayı
gördüm Galata'yı Ayasofya'yı..

Kızkulesi ayağımın dibinde
gönlüm karşının derdinde

daha ne isterim İstanbul'dan?
sevgisi benden, sevgilisi karşıdan.

ulaş tuzak

4 Temmuz 2020 Cumartesi

EMİN ADIMLARLA - özgüven patlaması

Son yazımı yazalı 1 ay olmuş neredeyse. Pandemi süreci devam ediyor hala. sakarya'da yine havai fişak fabrikası patlamış. kafamın içinde klein şarkıları çalıyor. ay dolmadan bir gün önceki haliyle odamın penceresinden bana caka satıyor. yılın en sevdiğim ayındayız. ama akdeniz'de değilim, en sevdiğim yerde, istanbul'dayım. en sevdiğim diğer şey nerede peki? meçhul..
ben aslında bütün düşlerimin peşinde koşturuyor görünürken belki de meçhulü arıyorumdur. hay ben bu şahsiyeti evvelin efkarını sikeyim.. sureti silüeti başka arzularımın perdesi gölgesi olma artık. lütfen yıkıl karşımdan, çek epifizimden göz bebeklerini.. ay hala parlıyor, yaklaşık 3000 km yol almış ben bu iki satırı yazana dek. ne kadar hızlı ve bize ne kadar yavaş, ey izafiyet..! senin de ananı avradını..
cıp tıs dıs da çıtıdısssss mıtıdısss.. haydiiii paşaaaaaa... istanbul'dan gelenler, pardon; Bodrum'dan gelenler dicektim.. bu yıl yaz partilerimizi istanbul'da yapıyok ne gerek var taa horallara gitmeye.. ben zati her neyse.. kopmalara devam mevam.. eğlenme işesi..mişesi..
devam ediyor ya hayat mayat, dertsiz tasasız masasız..
oh ne güzel valla ha, buldum ben havamı mavamı..
kop kop mop mop..
hop hop..
falan filan, fıstık mıstık, arabaya kıstık mı?
ne diyorduk ya, unuttum valla koptu muhabbet bi ara mi ara..
neyse çok da önemli değilmiş anlaşılan, hahahah..
şimdi bunu okuyan bikaç kişi dicek ki ne içti bu adam?
valla bişey içmedim, iki fırt duman muman..
duman dedikse tütün lan.
eeee annat bakam..
şindi ben yaklaşık 3 haftadır ekspertizlik yapıyorum. hani değerleme uzmanıydım ya ben, anlatmıştım, bilen bilir, okuyan zaten bilir. hah o meseleye geri döndüm ben oyunculuk işeleri biraz ucuzlayınca. amma velakin bırakmış değilim tabi, hala devamlı bir dizim var. reklamlar da yakında canlanıcak tekrar ama ben hep içimde sinema filmi barındırıyorum, biliyorsunuz. o gün geldiğinde, çok farklı çok bambaşka şeyler olucak bakın şimdiden buraya yazıyorum. ben artık eski ben olmayıcam. üst versiyona terfi etmiş olucam, bir üst sürüm, ulastuzak.v.02 beta gibi bişey..
aman ya yaşıyoruz işte be güzel güzel..
bugün hemen şimdi en mükemmel beni yaratıyoruz
hemen şimdi en muhteşem en harika beni yarattık ve en müthiş beni izliyoruz şimdi. bugün hemen şimdi en muhteşem beni okuyoruz, en harika ben karşınızdayım. en iyisi olana kadar kendi mükemmelliğimle karşınızdayım. ben bugüğn şimdi tam şu anda çok muyluyum çok huzurluyum çok sağlıklıyım işte ben hemen şimdi çok zenginim tam şu anda çok güçlüyüm çok başarılıyım hemen şimdi çok yetenekliyim ve şimdi tam şu anda çok şanslıyım ve ben hemen şimdi tam şu anda çok yaratıcı zeki ve dahiyim. çok yakışıklı çok çekici çok etkileyiciyim. çok keyif alıyorum hayattan çok eğleniyorum hayat bana güzel hatta hayat bana çok güzel hatta hatta hayat hakkaten çok fazla güzel ve ve hatta hatta hatta hayat çok abartı güzel yani ve hatta daha da güzel yani o kadar güzel ki daha bundan başka ne kadar güzel olabilir ne kadar daha abartabilir dedim sonra bi daha güzelleşti..
aşka ve paraya sahibim, onları çok seviyorum, onlar da beni çok seviyor. aşk ve para bana her yerden kolaylıkla geliyor. para bana her yerden oluk oluk akıyor. aşk bana her yerden kendiliğinden geliyor. şan şöhret beni kolaylıkla her yerde buluyor. şöhreti de çok seviyorum. ben çok zengin çok başarılı çok şanslı çok güçlü bir insanım. ben bir fenomenim.

5 Haziran 2020 Cuma

Korona Günleri


Artık yeni yazı yazma vaktinin geldiğini düşünüyorum. Yaklaşık iki buçuk aydır baya bi şeyler birikti hayata dair. En son doğum günümden sonraki gün dizi setinden sonra İstanbul’dan blabla uygulamasından tanıştığım 3 kişi ile beraber Bodrum istikametine doğru yola çıktım. Mecidiyeköy’den çıkıp Capitol’ün önünde hepsini aldım. Çok güzel bir yolculuk yaptık. İki arkadaşı Bornova’da indirip, aynı yerde bi çifti aldım yola devam ettim. Çifti söke’de bıraktım ve son arkadaşla Bodrum’a kadar devam ettik.
Ailemi özlemişim, bodrumun sakinliğini, müstakil yaşamı, doğal hayatı, bahçemizi, organik bitkilerimizi, ormanın yeşilini, denizin iyotlu turkuazını falan.. annemin mis gibi yemeklerini yedikten sonra tertemiz bir uyku çekmişim. Ertesi sabah komşunun kümesinden aldığımız yumurtalar ve kendi yaptığımız peynirler ile muazzam lezzetli bir kahvaltı yaptım. Sonra sahile çıkıp bir yürüyüş. Sonraki günlerde orman yürüyüşlerim de sıklaşıcaktı. Annemle babamı alıp yalıçiftlik turu yaptık. Tabi her kavşakta jandarmalar ateş kontrolü yapıyorlardı. Bu bölgede çok abes geliyordu böyle kontroller, neyse herkes görevini yapıyor sonuçta diyerek gezmeye devam ediyorduk.
Günler ilerledikçe can sıkıntımı gidermek için kuzenim enişte ve çocuklarıyla vakit geçirmeye başladım. Klasikleşen 101 maçlarımız iddaalı hale gelmişti. Büyük bir hırsla oynuyor, eğleniyorduk. Sonra bi kız arkadaşla tanıştım. Son bir buçuk ayımı onunla geçirdim. Beraber yemek yapıyor, film izliyor ve sevişiyorduk. Karantina günlerinde daha başka ne yapılabilirdi ki? Hiç haber izlemiyor, gündemi takip etmiyorduk. Kendimize kozmik bir yaşam tasarlamıştık, onu yaşıyorduk sadece. Arada eve gidiyor aileme görünüyor, onların ihtiyaçlarını karşılıyordum. Sonra tekrar hatunun yolunu tutuyordum. Hiç bitmeyecek bir döngünün içine saplandığımı düşündüğüm olmuştu. Bu günler hiç geçmeyecek mi acaba?
Her seferinde kendimi, ne güzel yaşıyorsun işte, keyfine bak.. gibi iç seslerimle avutuyordum. Bi gün Akyaka, bigün Marmaris bi gün Muğla’nın şirin güzel köyleri şeklinde gezip takılıyorduk. Nasıl olsa burada yasaklar kalkmıştı. İstediğimiz gibi dışarıda olabiliyorduk. Akşamları yine pratik yemekler yapıp film izlemeye devam ediyorduk.
Babam telefon etti, annen çok hasta çabuk eve gel hastaneye götür bizi. Hadi, hiç dışarı çıkmayan hatta her şeyi abartısıyla yıkayıp paklayan kadın nasıl olur da korona olur? Alelacele eve gittim, yataktan kaldırdığım annemi apar topar hastaneye götürdüm. Tahmin ettiğim gibi rahatsızlığı başka sebeplerden çıktı. Enginar dokunmuş, klasik besin zehirlenmesi gibi bişey..
Bahçemiz çok güzel olmuştu. Salatalıklar ilk mahsüllerini vermeye başladı. Kütür kütür yemesi çok zevkli. Mis gibi kokan domatesler, yumuşacık çıtır biberler.. marulu rokası soğanı sarımsağı hepsini koparıp yemek, hatta yine zeytinyağı ile salatasını yapmak muazzam lezzetli.
Üzümler,  sarmaşık ve begonviller evin terasına kadar çıkmışlar. Onlar için çardak yapmaya karar verdik. Bir hafta uğraşıdan sonra onu da hallettik. Altına da bahçedeki onlarca saksı çiçeğini altına dekore edip güzel bir yaşam alanı daha oluşturduk. Nihayet bizim de deniz manzaralı bir çardağımız olmuş oldu.
Bahçemiz o kadar verimli ki, toprağa ne atsan çıkıyor. Geçen senelerden yiyip çekirdeğini rastgele fırlattığımız erik, kayısı, şeftali, yeni dünya ağaçları boy boy olmuşlar. Limon portakal ve mandalina zaten vardı. Böylece meyve bahçesi de kendiliğinden oluşmuş oldu. Ayrıca Nar, Zeytin ve çağla da mevcut. Hatta, tozlaşmadan dolayı birer metrelik palmiyeler bile çıkmışlar.
Başka bir komşumuz da balıkçı. Zıpkınla balık avlıyor ama oldukça profesyonel, bi gidişte 3-4 kilo toplayıp geliyor. Biz ona limon veriyoruz o da bize balık veriyor. Burada para geçmiyor, takas yöntemiyle alış veriş yapıyoruz.
Mumcular da karaova bölgesinde profesyonel şarap yapan bi abi var. 4 sene önce ben de yapmıştım. Ama o bu işi uzun yıllardan beri yapıyor. Bi trafik kazası sonucu tekerlekli sandalye ile yaşıyor. Bu olaydan sonra kendisini şarapçılığa vermiş. Evinin bahçesine bağ kurmuş ve mahzen inşa etmiş. Hatta, şarap kafe bile yapıp ziyaretçilere açmış. Oldukça yoğun yabancı turist müşterileri var. Şaraplarına patent ve marka bile almış. GAROVA şarapları.. babamla oraya şarap almaya gidiyoruz. Her seferde bir koli alıyoruz, biraz muhabbet sonra sen sağ ben selamet.
Eve gelip bahçedeki taş ocakta balıkları mangala atıyoruz, bahçedeki sebzelerle süper bir salata, yanına da muhteşem Garova şaraplarını açıyoruz, değme keyfimize sonra.
İşte böyle böyle 31 Mayıs’a kadar geldim. 1 Haziran’daki dizi setim için yola çıktım. Tam 8 il geçtim. Muğla-Aydın-İzmir-Balıkesir-Bursa-Yalova-Kocaeli-İstanbul. 750 km. yolu aştım da İstanbul’a geri döndüm.  Her il giriş çıkışlarında trafik polisleriyle muhatap oluşum da ayrı bir komediydi. İzin belgesi soruyorlar, ben de onlara Hes Uygulamasından aldığım kodu gösteriyorum. Kimisi geç diyo, kimisi o geçmiyor evrak yok mu diyor, kimisine ben öğretiyorum. Yani ülkenin polisi bile olaya tam hakim değil. Zorlaya zorlaya bütün polis noktalarından bi şekilde geçtim. İstanbul’a ulaştım nihayet.
Ertesi gün setteyim, ses-ışık-kamera hazır, kayıııııt-oyun..