SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

20 Eylül 2013 Cuma

imalar söz konusu

..son anda yetişti kalkan otobüse ve yaşanmış olan yaşanacakları etkiledi kaderi. yalnızca bir oyuna oyunculuk etmekti niyeti ve sonra hayatının baş rolüne aday adayı olan yeni bir oyuncu keşfetti. tüm jüri üyelerinin ayrıntılı değerlendirmeleri sonucu adaylığa terfi eden oyuncu, nihayetinde altın yürek film festivalinde son aşamada temsil edilme hakkı kazandı, artık finaldeydi..
final, artık tek bir seçimle, tek bir oyla belirlenecekti ve tek bir aday vardı, o da ya kazanacak ya da kaybetmeyecekti. işte böyle rahat bir havada geçti festivalimizin sonu, yine de heyecan vericiydi. acaba kazanacak mıydı yoksa kaybetmeyecek miydi?
bence kaybetmedi, ona göre de kazandı diyebiliriz..

yüzünü tarif edemem çok sakıncalı
ama dudaklarında pembe gül tadı var
saçlarını anlatamam kıskanırsınız
bir teline dokundurtmam sizlere,
dane danedir her yeri
her yeri ince ve körpecik
beline sarıldım da çıt dedi
kıyamadım sevmelere onu ben,
içmedim, sarmadım ilk defa
en ayık kafayla sevdim, seviştim
en ayık kafayla sarhoş oldum yeniden,
aklım onda, fikrim onda, içim onda kaldı
boylu boyuna varamadım
türlü huyuna doyamadım
ben o gıza heyranım
sevipdurum işte..

8 Eylül 2013 Pazar

an revan

1

gayet vakur bir muhabbette seyrediyordu halimiz
ne olduysa oldu, sanırım gönül kıvamını buldu
fırtına koparan gökyüzü gibi,
bir anda değişiverdi nevrimiz
o andan sonra sıcaklığına aldırmadan
damağımızı yaka yaka,
çala kaşık daldık keşkek kazanına..

öncekilere nazaran pek de uzunca olmayan bir konuşma geçti aramızda, sonra dayanamayıp sordu; ne olacak halimiz? tahmin ettiğim ancak o an beklemediğim bu sual karşısında, can havliyle bir cevap verme gereği hissettim. genellikle bu gibi durumlarda verilen cevaplar hep plansız ve kararsızca verilir, bu yüzden de insanın içinde derin şüpheler ve gelgitler peydalatır ancak benim eski tecrübelerime dayandırdığım bu nitelikli yargılar sayesinde üstünü çizemiyeceğim hiçbir şüphe, hiçbir müphem durum bulunmamaktaydı. nitekim mantıklı kurgular zincirlemesinde inşa ettiğimiz olayları gerçekleştirmek için ilk adımı atma kararı aldık.

adamın işinden çıktığı saatti, henüz çarşıdan adımlarını birkaç metreye kadar bile alamamışken çoktan mesajını göndermişti kadına. kadın sanki telefonu elinde hazır bekliyormuş hızında cevap yazdı adama. belirledikleri yerde buluştular ve belirledikleri yere gittiler. gittikleri yerde kadının bilmediği kişiler vardı. adam, kadını bu bilinmeyen kişilerle tanıştırdı ve ortaya gelen koca bir tabak keşkek ile sohbet te başlamış oldu. bu bilinmeyen kişilerin yeni evli bir çift olduğu ve adamın yakın akrabaları oldukları daha sonra anlaşılacaktı, bu konudan daha önce hiç bahsetmemişti adam ama kadın da hiç rahatsız olmamıştı, aksine çok memnun görünüyordu, herkes memnundu halinden sanki o akşam.

yenildi, içildi, gezildi ve akşamın sonu geceye bağlandı. o gece pek te hesapta olmayan hadiseler meydana geldi. kadın, adamın evinde kaldı, hem de hiç soru sormadan. bunu beklemeyen adam şaşırdı. şaşkınlığı kısa süre içerisinde tatlı bakışlara ve kana karışan akışlara dönüştü, aynı zamanda yüzüne mayhoş bir tebessüm indi ve buna sevinç dolu bakışlar eşlik etti, yalnızlığın bittiği andı o an, kurtuluş savaşı kazanılmıştı, şimdi zafer zamanıydı ve bu zafer kutlanmalıydı..

saatler süren hoş sohbetin ardından, göz kapakları kapanmaya ve aksine dudaklar yırtılırcasına açılıp gerilmeye başlanmıştı. yanlış anlaşılmasın diye kadını ayrı bir odaya yatıran adamı çıkarken öpen kadın, bu yangının ilk kıvılcımını çıkarmış oldu. yarın erken kalkmak zorunda değillerdi, yine de adam erken kalkmıştı. kıvılcım, adamın içinde alev topu halini almıştı sabaha kadar. bu içsel yangın onu sabahın erken saatlerinde uyandırmış, bidaha da uyutmamıştı. öğleden sonraya kadar kadının uyanmasını bekledi. bahçedeki gülleri ve patlıcanları suladı, otları yoldu, mutfaktaki bikaç parça bulaşığı yıkadı, bilgisayara baktı, balkona çıkıp denizi,limon ağacını, ayvadaki kuşları izledi, herşeyi bi kenara bırakıp öylece düşündü, daha da derin düşündü sonra biran hiç bişey düşünmemeye başladı, duvar gibi oldu, hiç kıpırdamadı, açık kalan bahçe kapısı hafif esen rüzgarın sebep olduğu hava akımından sertçe kapandı. bu ses kadını uyandırmış olacak, biraz sonra kadın odasından çıkıverdi. adamın bütün ilgi ve alakası kadına kaydı o zaman..

dallardan gelen cıvıltılarla, yan yana duran tek kişilik koltukla kısa ve hoş bir sabah sohbetinin ardından kahvaltı etmeye çıktılar. deniz kenarında nadide bir restoranda tost ve çaylarla kahvaltılarını yaptılar, hoş, tost ekmeği biraz kuru da olsa çok tatlı gelmişti ikisine de. her zaman elindekilerin tadı, o anın ambiyansına bağlıdır. eğer mutlu bir havanın içindeysen bütün olumsuzlukları göz ardı edebilirsin, mutsuzken hiç bişeyden zevk almadığını zaten biliyosun. bir sevgilinin gülen gözlerine bakılarak yapılan kahvaltıda, kuru ekmeğin ziyafete dönüşebileceğini işte o zaman anlıyordu her insan..

5 Eylül 2013 Perşembe

edebi'yat

küçük bi çocuğun, annesine duyduğu
o müthiş, yoğun ve acı özlemi
duyuyorum şimdi ona..

kokusu kalmış yatağımda dün gece
giydiği penyemde de keza
üstüme çektiğim pikede
kıvırcıkların serpildiği yastığımda
buram buram o vardı,
tanrım, ne sarhoş ediciydi kokusu?

neden şimdi yok ki burada?
neden giremiyorum koynuna?
ne cüretkardı oysa
adamı baştan çıkarırdı
aşketti beni, salındım ona
saçlarına dolandım
dilim dilime dolandı
eveledim, evvelledim
daha bi edebileştim sanki..

uykum yok ya da var da yok gibi
gece bitti sabahı da geçtik
öğle oluyor hatta
ve gözüm kapanamadı daha
onu düşünüyorum hala..

halikarnas şarapçısı




1 Eylül 2013 Pazar

değilim de değilim

melankoliyi seviyorum, melankolik değilim
alkolü seviyorum ama alkolik değilim
beşiktaş'ı seviyorum, fanatik değilim
erotizm güzel ama erotik de değilim
değilim de değilim

bir güzel seviyorum, aşık değilim
bir kadın görüyorum, yılışık değilim
kafamda bol düşünce, karışık değilim
ben böyle şeylere hiç alışık değilim
değilim de değilim

elimde bağlama var, ozan değilim
türkü söylüyorum ama yazan değilim
içimde sular kaynıyor, kazan değilim
bu yaz da bitti ama hazan değilim
değilim de değilim

halikarnas şarapçısı
1 eylül 13
bodrum

28 Ağustos 2013 Çarşamba

marina'nın gülü

kelimelerle anlatmak çok güç bu güzelliği
gelip görmeden inanmazsınız ne desem..

18 Ağustos 2013 Pazar

Milta Marina

varlıklı bir ailenin orta boy yatını izliyorum bizim kitapçının terasından,
akşam üstü serin oluyor da, ancak oturulabiliyor,
bi şemsiye alamadık ki gölgelik yapıversin..
yelken direklerinin rüzgarda çıkardığı ses,
tıpkı şantiyeden gelen inşaat sesine beniziyor,
fonda bu ses akarken gözümün önündeki görüntü de kayıda başlıyor;

nispeten çirkin, beyaz seyrek saçlı, bakımsız
ama zengin olduğu koca göbeğinden kolayca anlaşılabilen
bir adam,
yüksek ihtimalle teknenin ve ailenin reisi
denizden çıkmış, duşunu almış, havluyu sırtına atmış
sarkan kısımlarıyla silinerek tekneye girdi,
çok ilginç ayakkabılarını dışarıda çıkardı ???
tekne o zamandan sonra ilgimi çekmeye başladı.
kızı veya kardeşi olduğunu düşündüğüm
taze ve güzel kadının dudaklarından öptü
kamaraya girdi..
bu sırada içeriden iki tane daha kız çıktı gün yüzüne,
bunlar muhakkak kardeş ya da kuzendiler,
çünkü birbirine benziyorlardı..
birisi lise, diğeri üniversite çağlarında
lolita kıvamında kızlara takıldı gözüm bi süre,
liseli olan kumral, düz ve uzun saçlı
buğday tenli, pembe dudaklı
mavi bir eteği ve az önce ayağına geçirdiği
mavi yüksek topuklu ayakkabılarıyla
mankenlere taş çıkartacak seksiliğe kavuşmuş oldu
kendince..
bence çok komik görünüyordu,
bıyık altından güldüm, onlar beni görmese de..
bu arada anne ve diğer kız da ondan eksik kalmıyordu,
sürüp sürüştürüyorlar, takıp takıştırıyorlar
adeta gidecekleri sıradan bir akşam yemeğine
çok önemli bir kişinin verdiği davete katılır gibi
hazırlanıyorlardı..
baba ise, tipik erkeklerin yaptığı gibi
çok sade ve sıradan bi şekilde üzerini değiştirmiş
kızlar hazırlanana kadar volta atmaya çıkıyordu dışarı..
ben kaleye doğru koyu hülyalara dalmışken
bu ailenin akıbeti hakkında diğer bilgilere ulaşamadım
muhtemelen baba reis aldı arabaya ailesini
önce vasatın üstünde bi restoranda sakin bi akşam yemeği
yedirdi,
sonra kızlar babasından izin alıp
teenage'lerin vazgeçilmez mekanlarından
tekilacılar sokağına ya da barlar sokağındaki
klasik rock barlara yahut ta helva, küba, fink gibi
karma sosyokültürlerin bulunduğu mekanlara kaçtılar,
genç karısıyla başbaşa kalan baba ise gecenin devamında
nispeten daha hafif müziklerin çaldığı sahil kıyısı mekanlarında
şarap içerek geçirme kararı aldı,
bu durumdan sıkılan taze kadın
diğer masalardaki genç erkekleri göz hapsine aldı,
sonunda iki masa ötede kesiştiği adamla gözleriyle anlaştı
kocasına çaktırmadan onu sarhoş etti ve götürüp tekneye yatırdı,
ardından arabayla gelip genç adamı aldı
ve en ücra sokaklardaki köhne pansiyonların birine daldı,
bundan sonrası bol petekli baldı..

halikarnas şarapçısı