SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

6 Mayıs 2013 Pazartesi

marinada yat fantazisi

İşten çıktım, marinaya doğru yürüdüm. Gümbet'in üstünden batan güneşi, yatların direkleri arasından izlemeyi seviyordum. "Nemesis" isimli yatın önünde duran banka oturdum ve gözlerimi ufuk çizgisine odakladım, öylece kaldım. Güneşin tepenin ardından kayboluş anını saniye saniye izledim. Geriye turuncu tonlardan sarıya çalan bir renk kaldı battığı yerde. Hava loşlaştı, deniz dinginleşti ve havadaki rüzgar gömleğimin düğmeleri arasından göğsüme girip okşamaya başladı beni.
Nerden geldiğini anlayamadığım bir kadın belirdi önümde. Şu aralar pek yaygın olan über mini şortu, açık yeşil askılısı ve ojeli parmaklarını sergilediği parmak arası terlikleriyle yanımdaki boşluğa oturuverdi. İlk Gözüme çarpan sağ ayak bileğindeki sarmaşığa benzeyen bir dövme olmuştu. Saliseler içerisinde tüm fiziğini süzmüş, afrodizyak kokusunu almıştım. Esmer uzun dalgalı saçları, etli dudakları, gözlüklerinden göremediğim gözleri, henüz yanmış olan pembe bacakları ve oldukça iri göğüsleri bana "seviş benimle" sinyalini veriyordu sürekli. Nefes alış-verişlerimde düzensizlik başlamıştı bile. Yan gözle onu süzmeye devam ederken bana yabancı dilde bişeyler sordu, ne dediğini anlamadım. Sanırım italyanca konuşuyordu. İngilizce biliyor musun? diye sordum, 'no' dedi. 'no' italyancada da hayır anlamaına geliyordu. Sonra o bana, "parlare italiano" diye sordu, bildiğim tek italyanca cümleydi bu. Bilmiyordum ama yine de "si" dedim, maksat muhabbet olsun. Gözlüğünü başına doğru kaldırdı, gözlerinin içi gülüyordu, italyanca biliyor olmama sevinmişti. Bu arada gözlüklerini çıkarınca o müthiş kadınsı güzelliğini farkedip büyülenmiştim. Monica Bellucci'yi andırıyordu yüzü. Hemen italyanca konuşmaya başladı, ben ne dediğini anlamıyordum ama içindeki enerjiyi rahatlıkla hissedebiliyordum. Bir süre italyanca bilmediğimi çaktırmadım, ona sürekli "parlare piano" diyordum ve de "bella, ti amo molto bene" diyordum. bildiğim bütün kelimeler bunlardan ibaretti. O ise bütün söylediklerime amansızca gülüyordu. Gülüşüne dayanamayıp, ona iyice yaklaştım ve ellerini tutmaya cüret ettim. Hiç şikayetçi olmadı. "ma, ti amo bella" dedim tekrar gözlerinin içine bakarak. Artık hiç bişey umrumda değildi o anda.
Elimi bırakmadan ayağa kalktı. Beni çekiştirerek, "vieni, vieni" diyordu. Nereye götürdüğünü merak etmeye kalmadan, karşımızdaki yata biniverdik. O andan sonra Nemesis'in içindeydik. Arka tarafından dolanıp, merdivenlerden bir kat aşağıya indik. Tesadüf müydü, hatun mu öyle ayarlamıştı bilmiyorum ama kimsecikler yoktu ortalıkta.
Kamara gibi biyere girdik, çok küçük bir yerdi burası. Tek kişilik bir ranza ve hemen yanında minibar bulunuyordu. Haşin bir erkeğin kadınlara davrandığı gibi beni sertçe yatağa doğru itti. Kapıyı kapattı ve üzerime atladı. Ne olduğunu anlayamamıştım, vücudumdaki kan basıncı damarlarımı patlatıyordu adeta. Kamaranın medivenlere bakan yuvarlak penceresi buğulanmıştı iyice. Elimi oraya attım istemsizce. O an, titanic filmindeki sahne aklıma geldi, tebessüm ettim. Sanki titanic yeniden çekiliyordu ve biz oynuyorduk bu sefer.
Hatunun iri ve diri göğüslerinin üzerine sarkan saçları beni bir kez daha tahrik etmiş olacak ki, bu sefer ben sarıldım incecik beline ve altıma alıverdim italyan kadını. Bu arada ismini hala bilmiyordum, sevişmenin ardından sorduğum ilk şey ismi oldu. 'name?', 'nome?', 'si', 'lola e si?', heralde senin ki ne demek istiyordu, 'ulaş' dedim. Komik bi şekilde telaffuz etti ismimi, 'üolaş' gibi bişey dedi ama çok tatlıyı bu söyleyişi, dudaklarına yapıştım hemen ve nefessizlikten boğulmasına ramak kalaya kadar öptüm onu. Bıraktığımda boğuluyor gibi bir hali vardı ama yüzü gülüyordu, demek ki memnun olmuştu bu hareketime.
Minibardan açıp içtiğimiz viskilerimizle, romantizmin doruklarından eteklerine doğru savruluyorduk. Ortak bir dile sahip olmadan nasıl da bu kadar üst düzey bir ilişki yaşıyabiliyorduk hala onun şaşkınlığı üzerindeydim. Bir süre bu şaşkınlığıma dalıp gittim. Lola bunu fark etmiş olacak ki, yine elimden tutup beni yataktan kaldırdı. Viski bardaklarından bir tanesi yere düşüp kırıldı, bu duruma sadece gülmekle yetindik, kırılan parçaları toplamadık bile.
Merdivenlerden hızla üst tarafa çıktık ve lola birden kendini denize attı. Artık nasıl bir kafa yaşıyorsam ben de onun arkasından uçtum denize. Denizin serin suları arasında bir kez daha seviştik onunla. Hayatımın en mükemmel anlarından birini yaşıyordum, rüya gibiydi resmen, hiç bitmesin istiyordum bu rüya.
Bu olaylardan yaklaşık birkaç saat sonrasıydı, kendimi otogarda, sanki hiç birşey olamış gibi güvercinlik aracının ön koltuğunda buldum. Nasıl bu kadar hayale karışabilirdi gerçekler. Bu nasıl bir kurgudur, ordan buraya nasıl geldim ben? Kendime tokat atıyordum, inanamıyordum bir saat öncesine kadar yaşananlara.
Araç hareket etmiş, güvercinliğe varmıştım ama hala Lola'nın etkisindeydim, sarhoştan da beter bir sersemlik vardı üzerimde. Eve zor attım kendimi. Sanki bulutların üzerinde kurulan bir hamakta yatıyordum o kadar masalsıydı her şey..


Halikarnas Şarapçısı
bodrum 05/13

üç şiirlik ömür

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Bodrum Lounge

Claude Monet'in "Gün Doğumu" tablosu gibi başlıyorum güne, ormanın ortasında minicik bir sahil köyünden çıkıyorum yola her sabah. Her gün Bodrum-Gümbet arasındaki tek yönlü ara sokaktan yürüyorum. Artık yol üzerindeki esnafla yüz aşinalığımız başlamıştı. Eskisi gibi kim bu yabancı gibilerinden bakmıyorlardı bana, hatta farkında olmadan selamlaşıyorduk baş ucumuzla.
Yol üzerinde bir sürü eczane vardı, bi de son bir haftadır kesiştiğimiz antika dükkanındaki hatun. Sanki her sabah kapıda dikilip benim geçişimi bekliyor, her akşam da makyajını tazeleyip aynı saatte güzergahıma çıkıp bana doğru yürüyordu. Geçen gün iş çıkışı, aynı şekil makyaj ve cafcaflı bir elbise giymiş karşıma çıktı, göz göze birbirimize doğru yürüyorduk, onu geçince bikaç adım sonra arkamı dönüp baktım ona, bunu beklemiyordu heralde, rotasını değiştirip arkamdan geliyormuş, baktığımı görünce ne yapacağını şaşırdı, beni de bi gülme tuttu. Hatunu rezil etmemek için yoluma devam ettim.
Sabahları otostop çektiğimde kimse durmazsa, akşamları da iş çıkışı eve dönerken mutlaka geçerim burdan, otogara kadar gider bu yol. Son bikaç gündür hep meyhanelerin olduğu sokağa sapıyorum otogara gitmekten vazcayıp. Bazen bi kadeh rakı, bazen de şarap içiyordum. Şevket abi icabına bakıyordu hesabın sağ olsun. Bazen de ben ona ısmarlıyordum, ne kadar ısrar etse de böylece mahcubiyet altında bırakmıyordum kendimi. Aslına bakarsanız yalnız adamın içkisi şaraptır, o yüzden şarabı daha çok tutuyordum ama şevket abiyle oldu mu muhabbetle rakı güzel gidiyordu.
Mazotumu aldıktan sonra, akşam güneşi henüz batmamışken marinaya doğru alıyordum voltamı. Dünya dillerinden bir kolaj sergisi geziyormuşum gibi oluyordu, bu yabancı fısıltılar hoş bi melodi oluşturuyordu kulağımda. Oradan mendireğe geçiyor, kale dibine oturup yatları seyre dalıyorum bir süre. Gustav Klimt'in çok ünlü "kiss" tablosunu geçiriyorum kafamdan. Eski sevgilimi andırıyordu ordaki kadın. Buranın da kapanmasına 5 dakika kala ordan çıkıp azmakbaşını ziyaret ediyorum. Sahildeki barların çekiciliğine kapılıp oturuveriyorum bitanesine. Halikarnas diskoya karşı bir bira içip akşam sefası yapıyorum gönlümce ve ordan da zengin kalkışı yapıyorum. Hava kararmaya başlıyor zaten, Güvercinliğe dönme vaktidir artık.
Minibüse son anda geç kaldım. Otogar çıkışı arkasından koştum, el salladım, ıslık çaldım ama durmadı. ben de bi sonrakini beklemek için bi banka oturdum. O arada cep müsveddesi yaptığım not defterimi çıkarıp karalamaya başladım. Kalem ve kağıdın birbirine değmesi, bana ateş ve barutun buluşmasındaki patlamaları andırıyordu her seferinde..

Halikarnas Şarapçısı
Bodrum 2013/05

'Şarapsal Hikayeler Serisi'


24 Nisan 2013 Çarşamba

Tek mi? Çift mi?

çocukluktan sadece uzun eşek oynarken hatrımda kalan bu sözler, yıllar sonra bana garipliklerle dolu anlar yaşatmaya başladı. daha dün annemizin kollarında saf saf yaşarken, çiçekli bahçemizin yollarında sap sap koşarken, şimdi birer birer birbirimizden kaçarcasına çift olmaya adadık kendimizi nedense? eski yaşamlarımızı, o saf ve sap arkadaşlarımızı yalnızlığına terk etmeye başladık zamanla. sonraları öğrendim ki buna büyümek deniyormuş, büyüyünce insanlar, çiftleşmeye başlıyorlarmış ve tek olan her şeyi siliyorlarmış hayatlarından.toplumumuza göre herkes çift olmalı, etrafındakiler de çifter çifter olmalıymış. teklik sadece allaha mahsusmuş. (buna da bi şekilde tanrıyı karıştırdılar ya neyse) bu arada acınılası çok insan gördüm fakat hiç biri, bi çiftin yanında entegre halinde dolaşan saptan daha fazla trajik görünmedi gözüme. şu an en saf ve en sap halimle onları ve olanları izliyorum uzaktan, acımaya devam ediyorum hala yanındakilere ve tabiki düşünmeye de. tıpkı, her gün sevişen bir insanla, her gün sevişmenin hayalini kuran bir insan arasındaki duygusal farklılıklar gibi. tek olmanın sınırsız keyfini çıkardım mesela. kafamdaki bütün fantazilerin gerçekleşebilme ihtimalinden hiç paniğe kapılmadım, birine yakalanabilir miyim, yakalanırsam hesap verebilir miyim, veremezsem tartışıp kavga edebilir miyim gibi sıkıntılarım olmadı hiç.
mesela bugün;
"dolmuşa bindim, kara gözlerine sürme çekmiş, acayip bir manita ile göz göze geldim henüz ilk saniyede. gözlerimiz ilk mesajı birbirimize vermişti bile. yanına oturmaya cesaret edemesem de hemen arkasındaki koltuğa oturmayı becermiştim. yüzü genç gösterse de elleri gerçek yaşını ele veriyordu. arkasına oturduğumu henüz fark etmediği için sağa ve sağ arka çapraz boşluklara kaçamak bakışlar atıyordu ama beni göremiyordu. bir yandan parmağındaki yüzüğü çeviriyordu, ya çıkarmaya çalışıyor ya da oynuyordu. koltukların arasındaki boşluktan onu izliyordum, aradan sızan nefesimi ensesinde hissetmesi onu izlediğimi belli etmiş olacak ki, yüzük parmağını avcunun içine aldı hemen. diğer elinin parmakları ile, sol kulağının üstüne düşen kahkülü ile oynamaya başladı iç güdüsel bir hareketle. bu da klasik oyalanma hareketi idi kadınların. ne kadar oyalansa da kulak memelerinin kırmızılığını çok rahat görebiliyordum, dudaklarıyla aynı renk olmuşlardı bi anda. bu durum bana da ayrı bir güç, ayrı bir şehvet kazandırmıştı. harekete geçmek için son bir hamlem kalmıştı ve o an şu soruyu soruyordum kendime 'acaba tek mi?.. çift mi?..' "

Halikarnas Şarapçısı
-şarapsal hikayeler serisi-
Bodrum-2013/04