SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

17 Aralık 2011 Cumartesi

keşif yolculuğu

yaklaşamıyorum aşkın karasularına
dev dalgalar açığa götürüyor beni
fırtınalar çoktan koparttı yelkenlerimi
alabora olmam an meselesi
yada bir yol daha var girdaba yakalanmazsam eğer
etrafından dolaşıp diğer tarafından denemek
bu riski almaya değer mi ki acaba?
aşksız yaşamak ölmekmiş meğer
ada bu, aşk adası
okyanuslar arasında kalmış küçük biyer
burada saklı tropik bir meyve var
onu alıp ta yemek var aklımda
yiyip te doymak var aşka
aşkın girdabında kaybolmak sonra
bir karadelik yolculuğu gibi
ardında hiç bir iz bırakmamak
sadece kendin için, bencilce
ama tertemiz ve suçsuzca
bikerecik olsun tatmak var aşkı
tanrıyı bulmak var işin ucunda
ona çıkar bu karadeliğin yolu
sırra kadem basan bu aşk adasını
risk alıp keşfeden kaşifler
tanrı huzurunda mükafatlandırılır
sonsuza dek huzurla..

2 Aralık 2011 Cuma

bir istanbul sabahı..

bir sabah uyandığında herzamankinden farklı biyerde isen
için bi garip olur acayipleşirsin
kafanın içi boz bulanık ve karanlık
sabahın alacakaranlığı yansıyor içeri
yeditepenin yetmişyedi minaresinden gelen sesi
nasılda buz kestirip titretiyor içimi..
biran dalıp gidersin gözlerin kapanır
ardından telefonun alarmı gürültüyü koparır
ürpertici sesi susturup oflaya puflaya kalkmak
o kadar zor gelir ki bu kış sabahında
sıcak battaniyenin altından..
üç kuruşluk dünyada üçyüz gram ekmek için
sabahın köründen gecenin ıssızlığına karışan
minibüslerin otobüslerin taksilerin kornaları
gürleyerek akan bir şelalenin akıntısına kaptırmak için
atıverirsin kapıdan dışarı istanbula kendini..

26 Kasım 2011 Cumartesi

evliyalığım tuttu..

biz de derviş gibi yollar boyu yürürüz
aşk uğruna yıllar boyu yunus gibi sürünürüz
belki sakat kalırız belki de ölürüz
gözümüz kör olsa da gönlümüzle görürüz..

19 Kasım 2011 Cumartesi

pazar sabahı öncesi

gözlerime inen bir sis perdesi
ardındaki silüet te neyin nesi?
insanı kahreden yalnızlığın sesi
dün cumartesi idi, yarın pazartesi..

yıldırım düşüyor damarlarıma
şimşek çakıyor şakaklarıma
gök gürlüyor ta yüreğimden
yağmur yağıyor yanaklarıma..

be hey ulaş ulaşabildiğin yere
gerekirse savaş savaşabildiğince
barışabildiğin kadar insanla barış
sonra seviş sevişebildiğince..

tragedya

damarlarımda dolaşan şarap üzümden değil,
senin yüzünden bu gece..
öyle bir kafası var ki hüzünlendim yine bu gece..
gel gitlerin ortasında, uçurumun kenarındaydım..
nasıl bir düş kursam, neler bıraksam ki arkamda
hiç unutmasan ve ben sonsuzluğa atlasam bu gece..
damarlarımdaki acı verici akışı hissediyorum bu gece
yakıcı aşkını ve söndürmeye yetmeyen nefesimi
açmaya korktuğum gözlerimi de..
titreyen bacaklarım ince bir pikeye sarmalanmış
intaharın eşiğindeki ürkek yürek
ve korkudan beti benzi atmış, sararmış surat
hepsi daracık karyola üzerinde harmanlanmış bir imgesel
boğazımda düğümlenen bir nehir yatağı
göz pınarlarımda kuruyan damlalar
henüz gürültü kopartmamış bir ağıt
ve malum shakespeare tragedyası..

ulaştuzak

12 Kasım 2011 Cumartesi

bakış açısı..

aşk sorumsuzluğumda vardır benim
ilgisizliğimde..

sözlüğümde direk yazmaz aşk diye
bazen saçmalamak, bazen susmaktır
bazen hiç oralı bile olmamaktır
için içini yemekteyken..

aşk sorumsuzluğumda vardır benim
ilgisizliğimde..

gelip geçici bir hastalıktır bendeki
ama sanırım migrendeki gibi
gelgitler asla bitmezler
beyninin etini yemekteyken..

aşk sorumsuzluğumda vardır benim
ilgisizliğimde..

yorumsuzluğumdadır yorumlarım
sorumsuzluğumdaki sorumluluklarım gibi
düzensizliğin düzenini kurarım
ben birini sevmekteyken..

aşk sorumsuzluğumda vardır benim
ilgisizliğimde..

Ulaş Tuzak