SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

2 Kasım 2011 Çarşamba

istanbul taksimi

ben bi mandolinin re minör sesiyim
tınılarımla inler duvarlar bu gece
her dokunuşunda parmaklar, gerilsem de
ne ciğerler yakarım içten içe..
bikaç gezenti yaparım
mi-fa-sol arasında
içli bi türkü olurum ardından
her demde yankılanır ezgiler
kadehlere eşlik ederken
yine açılır o eski defterler..
şirin mi şirin, güzel mi güzel
geçiverir gözlerimin önünden
ılık bi rüzgar, sanki bi imbat
esiverir saçlarının arasından..
si bemole çıkartırım oktavımı
bikaç fondip sonrasında
manalı bi haykırışla koyarım tavrımı
mızrap atışlarının arkasında..
bir es verdikten sonra yankılarım
sonra ağar ağar perdeleri açarım
la-sol-fa mi-re doğru
iyice hüzün saçarım..
muhayyer kürdi mi, sagah mıydı
neydi acaba makamım?
en iyisi dinleyelim şarkıyı o zaman anlayalım
bu taksime noktayı burda koyalım..

25 Ekim 2011 Salı

iç isyan

nasılsın dedi bi ses içimden, oysa hiç konuşmak istemiyordum ki ben. boğazım düğümlenmiş, hişt deseler süzülücek yanaklarımdan damlalar. ilişme be içimdeki ses, de get işin mi yok başka.. şimdi ne gerek vardı tam istirahat vakti gelmişken bedene.. içine ettin bu gecenin de. al işte şimdi uyu uyuyabilirsen..
acılı görüntüler film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden, göz kapaklarım açık haldeyken bile. ürperiyorum, sobanın yanında olmama rağmen titriyorum. ne yapabilirim dye düşünüyorum yada ben kötü durumda olsaydım ne yapabilirdi insanlar bana???
bu kocaman geniş ve rahat odada bile içim sıkılıyorken acaba daracık ıssız ve soğuk biyerde, betonların arasına sıkışmış kılımı kıpırdatamaz halde neler hisseder, neler düşünürdüm?? düşüncesi bile dehşet verici tanrım!!
hayattan her şikayet etmeye yeltendiğimde neden şükrettiğimi yüzlerce kez olduğu gibi yine yeniden görüyor ve isyankarlığıma isyan ediyorum.

22 Ekim 2011 Cumartesi

hatrı sayılır bikaç satır

biraz cesur olmam gerektiğini fısıldadı musalar az önce kulağıma
uyku sersemi gözlerimi açıp ta yenemezsem bu gönül tembelliğini
asla ulaşamayacağımı söyledi hayalini kurduğum anlara
o eşsiz büyüleyici endamıyla bana euterpe..
seviyorum seni demek istiyorsun, biliyorum
dedi bana yine bu gece..
alıp kollarına sarılmak istiyorsun,dedi
öpmek istiyorsun ama utanıyorsun..
için için titriyor, boncuk boncuk terliyorsun
yine de bu heyecan yetmiyor, dedi..
ille de romayı yeniden yakıcam diyorsun
ille de parise gidicem, kaçırıcam o çingeneyi
sen ne fantastik hayaller kuruyorsun??
ne an, ne zaman, ne de mekan bulabilirsin
bu gizemli perilerin sana özel davetinde
bir vahiy doğar içine ve yazmak istersin
ne kömür, ne mürekkep ne de kan bulabilirsin..
bir klavye yetişir imdadına
gerek yok ki kaleme kağıda
gelmiş geçiyor bile gönlümün
zaten bu altın çağı da..
olsun be, olsun da gümüşten olsun,
olsun da bakırdan olsun
yeter ki bikaç hatır yaşayabilelim aşkımızı
yeter ki bikaç satır yazabilelim..

18 Ekim 2011 Salı

aşk korkusu

durmadan biyerlere doğru uçuyorsun kelebeğim
bense kanatlarının çıkmasını bekleyen bir böceğim
sanırım en sonunda dayanamayıp seveceğim
biliyorum, biliyorum çok yakında öleceğim..

12 Ekim 2011 Çarşamba

veda busesi..

karabahtımın uçamayan talihsiz kuşlarına selam olsun bu yazım.. yıllar yılı cevrü cefa içerisinde bahtsız bedeviyi rol eyleyen kaderimin kederlere vesile olmasından dolayı oldukça üzgün ve de derin acı beslemekteydim içerimde. tanrıdan sabır diledim durdum her gece yatmadan evvel ve teselliyi buldum her acı çekişimde. kıvranışlarım, can çekişmelerim meğer beni aradığım çıkış kapısına götürmekteymiş habersizce, tanrının hikmeti işte.. meğer dualarımı duymakta ve yaşadıklarımı izlemekteymiş gerçekten. sabretmenin sadece dervişlere değil, sabretmeyi bilenlere de bir ödül olduğunu göstermekteymiş.. isyan etmek, vazgeçmek, umutsuzluk içerisine düşmek, tamamen inançsız insanların yaptığı ucuz bir kaçış planından başka bişey değilmiş. evet, inanmak istiyordum çünkü buna çok ihtiyacım vardı ve uzun uzun düşündüm inanmaya başladım çünkü ihtiyacım olanlara sahip oluyordum, en sonunda inandım çünkü bu kadar da tesadüf olamaz..
kiminin hayatı sevgilisidir, kiminin ise sevgilisi hayatı.. benim gibiler için tek kişiye bu kadar fazla anlam yüklemek biraz gerçek dışı görünür. o yüzden benim sevgilim hayatımdır. en çok kendimi severim, en önce kendimi düşünürüm. bu bencillik olarak algılanmasın sakın, herkesin kendi hayatı ilk önce gelmelidir, doğrusu bu. kimse kendi hayatını bir sevgili için feda etmesin sonra feda edilen hayat için diyetler istenmeye başlanıyor ve bu da hiç hoş durumlar yaratmıyor, görüyoruz.
ve işte gidiyorum enazından birkaç lakırdı ederekten. gidiyorum yedi yılımı verdiğim toz pembe izmirden. gidiyorum yüreğimin kabartıları ege denizini geçmeden. gidiyorum dost sandığım insanlar, gidiyorum buca, gidiyorum bornova, gidiyorum balçova, karşıyaka, göztepe, inciraltı hoşçakalın.. gidiyorum gündoğdu meydanı, kıbrıs şehitleri caddesi, gazi kadınlar sokağı hoşçakalın.. gidiyorum alsancak, eşrefpaşa, şirinyer.. gidiyorum ikiçeşmelik, basmane, üçyol. gidiyorum üçkuyular, küçükpark, bostanlı iskele. ey göztepe köprüsü, ey tarihi asansör, ey alsancak kilise elveda.. ey kordondaki çimler, ey körfezdeki gemiler, ey saat kulesi hepinize elveda..

2 Ağustos 2011 Salı

yarım kalanlara..

ilişki, nemli toprağa atılmış bir tohuma benzer.. can suyunu aldıkça gerekli sıcağa erişir ve -big bang- misali patlamayı gerçekleştirir. patlamadan sonra bir madenci edasıyla toprağı delen minik filizcik tabiki biraz zorlanır. hemen görünürde bişey yok diye endişelenmemek gerekir, çünkü her tohum birbirinden farklıdır ve farklı sürelerde toprak üstüne çıkıp kendini gösterirler.. inatla ve sabırla sulamaya ve güneş göstermeye devam edilirse, toprağı delen bu filiz, gün yüzü görmeye başlar. ne kadar sulamaya ve güneş ışığı gösterilmeye dikkat edilirse, filiz o kadar hızlı boy atmaya başlar. bir zaman sonra dallarını budamaya ihtiyaç duyarsınız ki bu da daha sağlıklı büyümesini ve olgunlaşmasını sağlar ilişkinin. hem de düzgün bi şekilde uzama olasılığı artar..
birgün dal diye gövdesini kesmek gibi bir gaflette bulunursanız, bu herşeyin sonu değildir. kökünden koparmadığınız sürece yada tabiri caizse köklemediğiniz sürece kesilen gövdeden bir zaman sonra yeni dallar çıkmaya başladığını görürsünüz. bunun bilincinde olmak gerekir ki ayrılık herşeyi bitirmez, yani bir süre ara vermek yeni ve daha güzel dalların çıkmasına yol açabilir..
belki de bu süre içinde aşılma yoluna bile gidilebilir. başka bir meyve bu gövdeye aşılanıp yenebilir :)) tabii bu işin espirisi ama yine de derin bir felsefesi var bence..

ulaş tuzak