SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

9 Şubat 2026 Pazartesi

Gönül Sürgünü

Aşkın yüreğime sis gibi çökerken,

Kaçıp gidemedim, vakit çok erken.

Yaşlı gözlerime miller çekerken,

Bedbaht halimi göremedin zalim.

...

...

Adın, dudaklarımda yarım bir duaydı,

Yüzündeki benler, gözlerime şuaydı.

Seni sevmek bana güya rüyaydı,

Rüyalarıma bile giremedin zalim.

...

...

Ben aşkta sürgün, bu yolda yorgun

Ne kadere dargın, ne kadiri durgun

sen başka elde, ben başka yelde

sen de muradına eremedin zalim.

...

...

Ulaş Tuzak

22 Ocak 2026 Perşembe

Alenen

özlem dolu günlerim

bugün için beklendi

sensiz geçen dünlerim

karmaşık bir denklemdi

Söylüyorum alenen

Seviyorum seni

***

simsiyah gecelerim

seninle renklendi

aşık oldum üstüne

mutluluk da eklendi

Söylüyorum alenen

Seviyorum seni

***

Çekinmiyorum, utanmıyorum

Gücenmiyorum artık

Beklemiyorum, teklemiyorum

Saklamıyorum artık

Bakıyorum, görüyorum

anlıyorum artık

Söylüyorum alenen

Seviyorum seni

***

Ulaş Tuzak

13 Aralık 2025 Cumartesi

Kırgın Aynalar

Sabah ayazında uyanır

gönlümün dar sokağı

Kimbilir belki bugün

aşkımın son şafağı

Son mektubun elimde

sararmış eski kağıtlar

İçimde feryat figan

kopuyor sessiz ağıtlar

~

Her bakışımda seni fısıldar

kırgın aynalar

Her anımda eksik kalan

bi yanım var

Senle başlar her sözüm,

sensizken yalanlar

heryerimde kar

yüreğim de kor gibi yanar

Ulaş Tuzak

8 Haziran 2025 Pazar

“İstanbul Bodrum İzmir Paris” Dörtgeni

2025 baharı İstanbul’da hisli bir havayla açıldı. Taksim’de kalabalıklar yine hem öfkeli hem de umutluydu. Geçim dertleri ve siyaset konuşuluyor, hayat pahalılığı gündemden inmiyor, ama Karaköy iskelede vapurdan inen insanlar hâlâ birbirlerine gülümsüyor ve gençlik naralar atıyordu. Çünkü bu şehir — her şeye rağmen — hâlâ aşkların başladığı yer.

Benimki de öyle başladı. Galata’da bir kafede, elinde kitabıyla oturan o kadını gördüğümde, zaman kısa bir süreliğine büküldü. O andan sonra, evrilen hikâye bizi dört farklı şehirde sınayacaktı.

🛫 İstanbul: Başlangıcın Şehri

Onunla ikinci karşılaşmamızda, Moda Sahili’nde yürüyorduk. Elini tutmak istedim. Ama göz göze geldiğimizde, aklımdan geçen tek cümle şu oldu:

“Eğer bu yazı birlikte geçirebilirsek, benim için dünya biraz daha yaşanabilir bir yer olacak.”

Ama o yazı İstanbul’da geçirmek istemiyordu. “Ben Bodrum’a gidiyorum,” dedi. “Sakinliğe ihtiyacım var.” Ben de bavulumu topladım ve Aşka inanan herkes gibi peşinden gittim.

🌊 Bodrum: Deneyimlerin Şehri

Bodrum Mayısta hep güzel olur ama bu yıl biraz daha tuzlu. Çünkü bayram arefesine denk geldi. Turizm sektörü toparlanmaya çalışıyor; gençler hâlâ “freelance” umutlarla sabahlara kadar köle gibi çalışmaya hazırlanıyor. Sahiller biraz dolu, kalpler azcık yorgun ama düşünceler de bi o kadar yoğun.

Biz de oradaydık. Gündüz Yalıkavak’ta Gümüşlük'te denize giriyor, gece butik konserlere gidiyorduk. Aşık mıydık? Belki. Ama tam yakalayamadan, aramıza bir şey girdi: gerçeklik.

“Ben Paris’e dönmek zorundayım,” dedi. “Ya ben?” dedim. “Sen… sen kendini bulmalısın.”

🚉 İzmir: Bekleyişin Şehri

O Paris’e uçarken ben İzmir’e geçtim. Çünkü bu şehir beklemeyi öğretir insana. Kordon’da imbata karışarak yürürken insan kendi geçmişiyle barışır. Alsancak’ta, sallanan bir banka oturup günbatımına dalarken iç çekip düşündüm:

“Birini gerçekten seviyorsa, gider mi insan?” “Yoksa kalmak mıdır asıl cesaret?”

İzmir’de kendime döndüm. Kendimi unuttuğumu fark ettim. Müzik yaptım, biraz yazdım, dostlarla dertleştim. Ama bir akşam, telefonum titredi:

“Paris’e gelir misin?”

🇫🇷 Paris: Hesaplaşmanın Şehri

ve sonunda Paris… Seine nehrinin kıyısında onunla yeniden yürürken, göz göze geldik. Bu sefer de tutmadım elini. Çünkü büyü bazen tutmamakta saklıydı. Üstelik sanki ne o aynı kadındı ne de ben aynı adam gibi geldik birbirimize.

“Keşke daha erken olsaydı,” dedi. “Belki de tam zamanında oldu,” dedim.

uzunca süren bir sükutu bozan şairin şiiri yankılandı kulaklarımda: "Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını, Takvim tutmazlığını, Aramızda bir düşman gibi duran Zaman'ı.. Daha o gün anlamalıydım, Benim sana erken Senin bana geç kaldığını"

Aşk bitmedi. Ama şekil değiştirdi. Çünkü bazı aşklar sonsuza kadar sürmez. Ama seni sonsuz yapar. Peki Sonsuz olmak mı? 'Onsuz' olmak mı? İşte hayatımın en cevapsız sorusu..

19 Kasım 2024 Salı

İzmir’den Paris’e Aşk Hikayesi

Alsancak garından girdim içeri

Ne bir tren vardı ne de eseri

Eğer demiryolları kaderse böyle

Nasıl gidicem şimdi Paris'e söyle

/

İzmir'den Paris'e yoktu bi tren

Aşkımızı başlamadan buydu bitiren

Ne var ki Paris'te bi Eiffel Kulesi

Daha güzel İzmir'deki Saat Kulesi

/

Paris'in ne denizi ne martısı var

Ne de bizi anlatan bi şarkısı var

O güzel şaraplardan Şirince'de var

Paris'e dönmeye şimdi ne gerek var?

/

İzmir'den Paris'e yoktu bi tren

Aşkımızı başlamadan buydu bitiren

Ne var ki Paris'te bi Eiffel Kulesi

Daha güzel İzmir'deki Aşk hikayesi

28 Temmuz 2024 Pazar

Temmuz

Akdeniz akşamları bir başka oluyor

Hele bir de aylardan temmuz ise

Bam bam aşka..

/

Geldiğini bile anlamadan gidiveriyorsun

Sensiz Akdeniz öksüz kalıcak şimdi

Ege'de bari birazcık daha takılsak?

Ömrümüzde daha kaç temmuz kaldı ki zaten?

Hem senden sonra da Yaz bitiveriyor hemen

Dur azıcık daha, Gitme len!

/

Şarkıların dalgalarla aşındığı

Aşıkların kumsallara taşındığı

Romantizmin nirvanaya ulaştığı

Ne aşklar yaşanıyo sende be temmuz?

/

Üzüyorsun beni,

Aziz, Ulu, Kutsal Temmuz

/

Her sene Haziran'dan sonra

Ağustos'tan önce

Kocaman bir karadeliksin ömrümde

Kirli ve siliksin düşlerimde

Düşmem bir daha peşine

Hoşçakal sevgili Temmuz..

/

Ah temmuz, Vah temmuz

Balayı gibi yalan bi aysın sen de..

16 Haziran 2024 Pazar

ikibinyirmidört ilk yarı

garip ama yine hemen hemen 1 yıl sonra gecenin pardon sabahın 5ine doğru yaklaşırken uykumdan uyandırılıp içime yazma isteği geliyor. bu kadar da tesadüf olacağını sanmıyorum. kesinlikle bunlar bana tıpkı taa 17 sene önce başlattığı gibi şu anda da devam ettiren gizemli bir gücün eseri. yaklaşık son 2 haftadır gördüğüm rüyalar silsilesi ve sürekli bu saatlerde uyandırılmam da tesadüf değiller. hayat bana bişeyler anlatmaya çalışıyor. herkes uyurken benim bu hayatın farkındalıklarının farkında olmam gerektiğini göstermeye çalışıyor kesinlikle. bense boşuna korku ve endişe duyuyormuşum meğer. halbuki bunu ben istedim zaten.. Yıllardır gerçek ne? yaşamın amacı ne? gibi cevabı gaipten beklediğim upuzun sancılı bir varoluşsal süreci yaşıyor olmam da bi tesadüf olamaz heralde.. şimdi anlıyorum hatta şimdi daha iyi anlıyorum demek daha mantıklı.. neyi çağırdınızın farkına varın.. neyi içinizden sürekli tekrarladığınızın farkına varın.. onlar gerçekten büyüdür. iyi ya da kötü her neyse herkesin içinde tekrar eden loopa girmiş tünellerdeki bilgilendirme amaçlı radyo frekansı gibi bir ses vardır ve ses her geçen gün gerçekleşmeye somutlaşmaya bir adım daha yaklaşmaktadır. işte tam da bu yüzden bu sesi ya da sesleri şimdiden kontrol altına almak gerek.. çünkü bu sesler gerçek hislere, hisler eylemlere, eylemler olaylara dönüşüveriyor.. güzel sesler duymaya, güzel eylemler yaratmaya ve güzel olaylar yaşamaya olan inancımızı devam ettirmek dileğiyle.. yeniden görüşene dek hoşçakalın.

4 Haziran 2023 Pazar

İkibinYirmiÜç - 2023

2007'den beridir bir gelenek haline gelen her yılbaşında yazdığım geçmiş sene panaroması ve gelecek sene beklentileri ile ilgili yazıma bu sene 5 aylık bir gecikmeden sonra devam edebiliyorum. Aslında bu sene bu geleneği bırakma kararı almıştım fakat sıkı takipçilerim ve değerli okurlarım tarafından gelen yoğun istek üzerine bu yazın serime devam etme kararı aldım. Biraz sıkılmışlık biraz tembellik ve yılgınlıktan dolayı böyle güzel bir seyrin devam etmesine manevi olarak katkıda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum. ..dedikten sonra efendim, nerde kalmıştık..? Evet, en son 2022 Ocak ayında eski defterleri kapayıp yeni hikayeler yazacağımı söylemiştim. Dediğimi de yaptım hatta biraz fazla hikaye yaşamış olduğumu da farkettim şu an hafızama odaklanınca.. Rapor yazma işlerinden sıkılmıştım. Sancaktepe - Çekmeköy bölgesinde bi arkadaşla emlak ofisi açtım. her şey güzel gidiyordu ta ki enflasyon üstü bir hareketlilik yaşayana kadar.. hergün üst üste gelen zamlar, bu arada gerçekten her gün marketlerde bile fiyat etiketlerinin sürekli güncellenmesine de ilk defa şahit olduk.. gayrimenkul ve araç ilanlarının hergün güncellenmesinden dolayı sahibinden.com sitesine bile ceza gelmişti hatta.. o sıralar yaptığımız satışlar bir anda bıçak gibi kesiliverdi. sonrasında klasik her iki ortak arasında yaşanan gerginlik ve tartışmalardan dolayı ortaklığı bitirdik hatta arkadaşlığı da.. Başka bir şirkette cüzi bir ücretle bu kez benim şartlarımla çalışmaya başladım. Artık sabahlara kadar süren stres dolu raporları yazmıyordum çok şükür.. Kendime kalan daha çok zamanda ise bol bol geziyordum. geçtiğimiz yaz da dahil olmak üzere neredeyse bütün sene tatil modunda geçirdim diyebilirim.. Yazdan sonra girdiğimiz son baharda dansa başladım. Tabi modumu yükseltince çekim yasasındaki pozitivist rüzgârları yine arkamda hissetmeye başladım. Baba dizindeki ilk devamlı işimden sonra sipahi dizisi ve küçük bir gün ışığı dizindeki devamlı rollerimle buluştum. Salsa ve Bachatada ise aradigim ruhu bulamadım. Oyunculuk tutkum yine diğer sanat dallarındaki heveslerime galip gelmişti.. Şubat ayındaki malumunuz depremden sonra ise dansı tamamen bırakıp daha çok yazma işlerine giriştim. Tiyatromun kurucu ortağı Atilla ile çılgın projemizi yani bir dizi senaryomu yapımcılara sunmaya başladık. Tabiki yine bildiğiniz gibi çok kısa süre önce içinden geçtiğimiz seçim sürecinden etkilenmedik desek yalan olur. Bu süreçte hem konumuzdan hem de dönemsel iş olmasından dolayı ekonomik sebepler ziyadesiyle başka yapımcılarla görüşme kararı aldık ve yine zamanla rötuşlar yapmaya devam ettik. inşallah yakın zamanda bu işte de muvaffakiyetimiz çok güzel sonuçlanacak ve sizin de çok keyif alacağınız bir dizi ortaya çıkacak. Bunun da buradan müjdesini vermiş olayım. Ayrıca bir müjde de müzik sektöründen olacak.. Müzisyen dostlarım Taylan ve Sinan kardeşlerime iki güzel şarkı yaptık. Sinan'ın Zincir şarkısı yayınlandı, Taylan'ın şarkısı da 9 Haziran'da çıkıyor inşallah.. Bu süreçlerde 12 sene önce İzmir'de yazdığım bir şiiri besteleyen Sinan kardeşim çok güzel bir şarkı ortaya çıkardı ve Taylan'la beraber beni söylemeye ikna ettiler. Yakın zamanda onu da tarafımdan dinleme şerefine nail olacaksınız inşallah. Bu müjdeyi de verdikten sonra son olarak oyunculuk kariyerimdeki büyük değişime hazırlanın diyorum. Heyecanla beni takip ediniz, birlikte çok keyifli bir sene geçiricez, Herşeye RAĞMEN çok eğlenicez. Seneye görüşmek üzere canlarım :))

31 Ocak 2023 Salı

Şahmaran


Yılanlar mı daha korkunç?

Yoksa yalanlar mı daha iğrenç?

Bedenimi sokan eğreti bir yılan

Ama kanımı zehirleyen 

Sübhan bir yalan..

Dayan yüreğim 

Az kaldı dayan..

Katarakt bi kehanet bu 

Etrafını saran duman.

Karşımda duran sadece

Zavallı bir Şahmaran..


Ulaş Tuzak 


31 Aralık 2021 Cuma

İkibinyirmiiki 2022

 Aldı başını gidiyor seneler bu nasıl bi hız kardeşim yahu.. bu hıza ayak uydurmaya çalışırken atlıyoruz kaçırıyoruz bazı şeyleri.. ne yapıyoruz biz neredeyiz şuan? Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım??

2007den beri yazıyorum nasıl geçtiğini.. şimdi sıra geldi 2021 in nasıl geçtiğine.. 

İstanbul'dan çıkıp Bodrum yolunu tutmuştum yine. Kendimi rejenere edip güzel dileklerle döndüm İstanbul'a. Bir yandan ekspertiz işi yapıyor diğer yandan yine oyunculuk işleri kovalıyordum. Bir yandan da Nisan ortalarına kadar zoraki bir ilişki yürüttüm. Mayıs'ta yine 3 hafta bi kapanma olmuştu. Yine Bodrum'a gidip açılmıştım ben de tam tersine. Ordan dönüp geldiğimde bi Çanakkale macerası yaşadım ve İstanbul'da yeni bir ilişkiye başladım. Bütün yaz çok hızlı bir aşk hikayesi yaşamıştık. İzmir Bodrum bölgesinde ayak basmadık anı bırakmadık yer kalmamıştı. Sonra İstanbul'a dönünce hiç şaşmaz sıkıntılar boy göstermeye başladı. Birbirimize batmaya başladık sanırım. Hal böyle olunca ayrılık da kaçınılmaz oluyordu her seferinde olduğu gibi.. işten de sıkılmıştım, işi de bıraktım. Bir süre doğaya bıraktım kendimi. Ormanlarda yürüyüp boğazda balığa çıkmaya başladım. Oyunculuk için bir takım aksiyonlara giriştim. Doğaçlama tiyatro işinin hazırlıklarına başladık. Çok başarılı ve tanınan bi cast direktörünün atölyesine katıldım. 2022 için tükenen enerjimi tazeledim. Yeni yıla bomba gibi girmeye çok hazırım. Yeni iş yeni projeler yeni aşk ve yeni hayallerle yeni hikayeler yazacağız bu sene.. 

Takipte kalın hoşçakalın.. :))

18 Aralık 2021 Cumartesi

İstanbul Taraflarında

Yürüyorum ıslak kaldırımda 

İstanbul'un bir tarafında 

Bir tarafım deniz, bir tarafım sensiz 

Çığlıklar atıyorum 

İstanbul'un her tarafında 

Bir taraf boğaz, bir taraf avaz 

Yüzü geliyor aklıma her adımımda 

Issız sokakların kenarlarında 

Bir tarif istiyorum sokak kedisinden 

En grisinden.. 

Takip ediyorum, kaybediyorum 

İstanbul'un zor tarafında kayboluyorum 

İçmek geliyor nedense yol alıyorum 

İstanbul'un bar tarafında parlatıyorum 

Kısık üşümüş bir ses çınlıyor, kalkıyorum 

İstanbul'un mor tarafında saklanıyorum 

Sabahlıyorum, ayrılıyorum 

İstanbul'un diğer tarafında 

Yeni bir hayata başlıyorum.















1 Ocak 2021 Cuma

ikibinyirmibir 2021

2020'nin ilk ayları yeni proje planları ve arayışları ile geçiyordu, programdan çıkmış, dizi ve reklam işleri almaya başlıyordum, bi kez daha taşındım, artık mecidiyeköy'deydim, daha 2 hafta olmuştu ki, hatta tiyatro işlerine de tekrar hazırlık yapıyordum ki, 2-3 günde bir dizide çalışıyordum ki, pandemi belası geldi çattı. istanbul'a giriş çıkış yasağı gelmeden 1 gün önce ailemin ısrarına dayanamayarak, şu an iyi ki diyorum, bodruma gittim. yaklaşık 2,5 ay orman, deniz vs gezdim durdum. sokağa çıkma yasağını hiç hissetmedim. mayıs sonu gibi telefon çaldı, bir dizi işi için istanbula döndüm, o hikayeyi de biliyosunuz zaten, ondan sonrasını da yazdım, sonrasını da biliyorsunuz hatta, ondan sonraki ikişer aylık dönemleri de yazdım, okuyanlar biliyor ve şu an geldiğim nokta, dijital olarak oyunculuk işleri kovalayan, geçimini gayrimenkul eksperliği ile sağlayan, istanbul'da bir evi bir arabası olan, rahat, huzurlu, sağlıklı, mutlu, güçlü, başarılı, şanslı, keyifli bir halde yaşayan orta yaşa gelmiş bir adamım. görünürde yirmilerin sonlarına doğru, enerjisel olarak yirmilerin ortaları, coşkusal olarak yirmilerin başları, ruh olarak da teenage yaşlarda hisseden biriyim. aklımın duygularımın ve karakterimin birbiriyle kesişim noktasındayım. hayatımın ağırlık merkezindeyim. oldum mu artık demeliyim? onu hala bilemiyorum ama yenebilir kıvamdayım diyebilirim şüphesiz.
şimdi gelelim yeni yılımıza, 3 gün tatil ve 4 gün yasak olmasından dolayı istanbul'dan basıp bodruma geldim. değişikliğin olumlu enerjisini yaşıyorum. yeni yıldan çok ümitliyim, her şeyin olumlu olacağını düşünüyorum. güzel düşündükçe daha da güzelleşiyor her şey gözümde, algılarım güzelliklerle şekilleniyor. sanat görüyorum, sanatsallaşıyorum, sanatı yaşıyorum. işlerimi sanat rotasında tekrardan şekillendiriyorum. dijital piyasaya ayak uydurmak için yeni projeler, yeni aksiyonlar içerisinde bulunmaktayım. bu dijital denize bi olta sallamaktayım, belki bikaç balık da biz tutarız belli mi olur..
değişen dünya düzenini artık somut olarak göreceğimiz, yaşayacağımız hatta dijital çağ olarak bir çağ değişimini kesin çizgilerle ayıracak bir yıla giriyoruz, hatta girdik bile. bi de şu pandemi yasak vs muhabbetlerinden kurtulursak, değmeyin keyfimize. çok tatlı hayallerim var, onları bu sene gerçekleştiriyorum. kendi gerçekliğimi yaşamaya başladım. izleyenler görüyordur değişimi mutlaka. inanın ben bana söylenenlerin belki yarısının bile farkında olamıyorum bazen, ama hepsi de olumlu yorumlar. bu çok güzel bir duygu, başarıyorum demekki, başarılıyım demekki.. gerçekten neredeyse megaloman sanıcam kendimi.. o derecedeyim şu anda. neyseki ayaklarım yere iyi basıyor, güzel eleştiriler karşısında uçmayacak yaştayım. biliyorum bunların itici gücünü çok iyi kullanıcam, çok daha fazla şeyler başarıcam. şu an yapacağım aklımdakileri anlatmakla bitmez. ikibinyirmibir biter, benim enerjim coşkum bitmez. ikibinyirmiiki yazımda bunun kanıtı olacak zaten. o halde siz en iyisi beni tüm sosyal mecralardan takip edin. bu yükselişe birlikte şahit olalım. seneye görüşmek üzere esen kalın, hoşça kalın, dostça kalın..

18 Aralık 2020 Cuma

Gece Gece

 

Geceyi dinliyorum, bir de yağmurun sesini.. kışın ortasında kuş cıvıltıları.. ıslak zeminde ıssızlıği bozan bir araba geçiyor sonra ve ağacın dallarından yere düşen damlaların patırtısını duyuyorum, kalkıyorum yataktan yine uyuyamadım.. Bir buçuk saattir askeri eğitimde gibiyim, sağa dön, sola dön, tanrım bu yataklara durgunluk veren geceler ne zaman bitecek! ıssızlığa biri ıslık çalıyorum, gece gece şeytanları toplayayım bari diyorum başıma üşüşsünler.. onlar da yoklar, onlara da mı sokağa çıkma yasağı var acaba?  peşinden koşarak geldiğim tatlı hayallerimin eşiğindeyim şu an.. belki bu bir doğum sancısı çektiğim, sabahı müjdeleyen hızır'ın beşiğindeyim.. sabahın beşindeyim.. tutunduğum bir dal oyuncak var elimde yalnız, neyse ki adı tükenmez kalem ve iki satır yazabileceğim bir kağıt var yanında tüketeyim diye, o da sararıp solmuş yazık, dijitalleşen dünyada belki de son ajanda 5 sene öncesine ait.. dert ortağım oldu gecenin bu saatinde bana, aferin ona..yarın o da dijital medya da yerini alıcak nasıl olsa.. (Şiir Instagramda..)

13 Aralık 2020 Pazar

U-MUTLU

Ekim ve Kasım aylarını yine boş geçtim, yazamadım. aslında yazmak istedim ama her seferinde klavyenin başına oturup ilk satırları yazıp yazıp sildim. nedendir bilinmez, sanki kendimi ifşa ediyormuşum duygusuna kapılıyorum. boş ver ya diyorum, kime neyi anlatmaya çalışıyorsun ki.. sanki insanların tek derdi benmişim gibi kendikendime gelin güvey oluyorum.. sonra yaz ya diyorum, yaz ya! tarihin tozlu sayfalarına bir anı daha bırak kalsın, belki bir gün gelir okunur diye, seni tanıyan bir kaç kişi tarafından. belki eski bi dost, ya da bi eski sevgili, arama motoruna ismini yazar ve bu yazı çıkar karşısına.. hahhh.. sanki insanlar eskisi gibi yazı okuyormuşçasına yaz ya.. vallahi de yaz, billahi de yaz. çünkü sen yazınca güzelsin, yazınca kendinsin, yazarak ifade edebiliyorsun en güzel şekilde kendini.. kimse okumasa da yaz dostum, yaz, yine yine yaz, gene gene yaz, okumayanlara inat yaz.. duymayanlara inat, görmeyenlere inat.. dijitalleşen dünyaya inat yaz..
dijitalleşen demişken, sahi ne oldu bu dijital meseleler? artık okumuyor insanlar, birbirlerini de dinlemiyorlar, sadece izliyorlar bir ilüzyonu izler gibi, sanki hipnotize olmuşlar gibi, birer zombi gibi onlara sunulan yapay zeka algoritmalarını izliyorlar sadece.. dijital platformlada yaşıyorar, tamamen sanal, tamamen duygusuzca.. ve yalnızlıklarından da bolca şikayet etmeye devam ederek.. dijitalden izliyorlar hayatı, dijitalden yaşıyorlar hayat sandıkları simlasyonu.. gerçekler dışarıda, bunu dünyayı yönetenler çok iyi biliyordu.. herkesi eve kapattılar bir virüs dalgası çıkartıp, evden çalıştırdılar, evden sattılar insanlara ürünlerini, hizmetlerini.. onlar daha da zenginleşti, daha da güçlendi. insanlık sadece gizli güçlerin yönetiminde, onların yarattığı dünya düzeninde yaşamaya mecbur, esir bırakıldı.
aşk lazım aşk, gerçek özgürlük orada.. ama o da dijitalleşti her şey gibi.. dijital aşklar da yapay zeka algoritmaları kararına göre belirleniyor.. sen değil program seçiyor aslında kimi sevmen gerektiğini.. reva mı bu? 
şarkılardaydı aşk.. şarkılar dışarıdaydı, gerçekti, rasyoneldi.. renkler sıcaktı, yumuşak içimli kahve tadındaydı romantizm.. şimdi şarkılar da dijitalleşti.. duyguyu tattığımız tek yer de mekanikleşti, iyice hissizleştirildik. o tatlı duyguların yoksunluğunu çekiyoruz biz son bilenler, onu son tadanlar.. yeni neslin öyle bir şeye ihitiyacı yok, çünkü bilmiyorlar böyle bi şeyin varlığını. onlar tamamen mekanik, tamamen dijital bir algoritma ile büyüdüler. onlar hiç bir şeyi keşfetmek için düşünmediler, onlar adına hep bir program karar verdi, onla sadece uyguladı, hazıra kondular. düşünmediler, düşünmüyorlar ve bundan sonra da asla düşünmeyecekler. çünkü zaten düşünmeleri de istenmiyordu. itaat eden ve verileni sorgusuzca kabul eden bir toplum yaratmaya çalışmışlardı. başardılar.. meyvelerini topluyorlar şimdi.
peki ya biz, benim gibi düşünenler, bazı şeylerin farkında olanlar, ne yapıcaz biz? böyle bir ortamda nasıl birbirimizi bulucaz, nasıl konuşucaz, nasıl çare olucaz dertlerimize, nasıl çözüm bulucaz en azından kendi varlığımızı korumak için, en azından yaşamaya dair bir şeylerin var olduğunu bir birimize kanıtlamak için, birbirimize tutunmak için ne yapıcaz? bizi birbirimizden de ayırdılar.. bir araya gelemiyoruz, tesadüfleri de ortadan kaldırdılar, işlerini hiç şansa da bırakmadılar kusursuz planlamışlar her şeyi, bir bilgisayar programının bütün olasıkları hesapladığı bariz aşikar.. hiç mi hiç şansımız yok beyler bayanlar???
 bence her zaman bir umut var..
 sizi temin ederim bunu size kanıtlıyıcam.. öyle veya böyle yine biz iyi insanlar kazanacak. yok öyle artık güzel atlara binip ardına bile bakmadan usulca gitmek.. bundan sonra atı alan üsküdarı geçmeyecek.. kuzguncukta tatlı bir çay kahve muhabbetleri ile devam edicez yarıda kalan güzel hayatımıza..

19 Eylül 2020 Cumartesi

Aktör Eksper

 


Son 2 aydır bilgisayar başında yazdığım tek konu gayrimenkul değerleme raporu. Muhtelif bankalara konut, villa, işyeri, dükkan, ofis vs. ekspertizi yapıyorum, işim bu oldu pandemiden sonra. Hala İstanbulda’yım. Dün 2 ay sonra ilk defa sete gittim. Malum bir hipermarketin reklam filminde oynadım. Dizi işleri de açılmaya başladı. Önem sırasına göre üst kademeden başlayarak işsiz kalan oyuncular iş yapmaya başladılar. Sıra bize de gelmeye başladı nihayet. Sektöre geri dönmek güzel, özlemişiz. Diğer taraftan, bahaneyle maaşlı sigortalı iş sahibi olmak da güzel oldu. Serbest zamanlı gibi çalışıyorum ama full time kazanıyorum. Allah bereket versin. Şanslı olmak böyle bir şey demek ki.

İşin aslını size anlatmak istiyorum;

Daha önceki yazımda anlatmıştım. Bir dizi işi için Haziran başında Bodrum’dan İstanbul’a geldim. Ancak işler yolunda gitmeyince yine boşta kalmıştım. Yaklaşık 10 gün sonra bir sabah Üsküdar sahilde, Paşalimanı’nda yürüyüş yaparken, Tekel Sahnesinin önünde durup boğazdan geçen devasa gemileri izliyordum. Telefonum çaldı. Kibar bir erkek sesi, rahatlatıcı bir tonda hal hatır sordu. Sonra konuya girdi. Arayan beni defalarca arayan değerleme şirketlerinden birinin insan kaynakları müdürü Harun bey. Eski CV’lerimden bana ulaşmış. Üstelik Bodrum bölgesi için. Ben Bodrum’da olmadığımı artık İstanbul’da olduğumu söyleyip telefonu kapatmak istedim. Ama Harun bey kapatmak istemiyordu, İstanbul’da çalışmak istemez misin? diye sordu. Diğer şirketlere verdiğim net cevabımı hemen yapıştırdım; ben o sektörü bıraktım, artık o işi yapmak istemiyorum. Neden diye sormaya devam etti Harun bey. Kredi faiz oranları düşmüştü, herkes deli gibi konut kredisi çekmeye başlamıştı. İşler çok yoğundu ve eksper sayısı işleri karşılamıyordu. Çılgın gibi gayrimenkul satışı oluyordu. Harun bey CV’mden benim deneyimli olduğumu görmüştü. Üstelik hem İstanbul’da olduğumu, hem de başka bir yerde çalışmadığımı öğrenmişti. Deneyimli bir kurt gibi avını kaçırmak istemiyordu. Tam da istediği gibi bir aday bulmuştu çünkü. Ben reddedip telefonu kapamaya çalıştıkça ısrarla beni telefonda tutmak ve ikna etmek için sorular soruyordu. Şu an ne işle uğraşıyosunuz? Yeterli para kazanabiliyor musunuz? Hayatınızdan memnun musunuza kadar geldi muhabbet. Derken, nasıl manipüle olduysam işi kabul etmişim. Zaten boş boş ne yapsam bu süreçte diye de bi taraftan düşünüyordum. Tam üstüne böyle bir konuşma olunca kabul edivermişim. Harun bey beni İK’dan Ceren hanıma yönlendirmiş, Ceren hanım işe giriş sürecini anlatmış ve kendimi bir gün sonra evrak toplarken bulmuşum. Noterden ha bire bankalar adına tasdikli belge alıyorum. Ne kadar da artmış noter fiyatları..

Ertesi gün evrakları teslim ettim, daha sonraki gün şirket aracını, laptopu ve telefonu verdiler, hadi bakalım vira bismillah sahaya. Bankalara tanımlandıkça işler gelmeye başladı. İlk işim Tuzla Serbest Bölgeden bi fabrika ve Organize Sanayi bölgesinden bi İmalathane. Buyrun burdan yakın. Ben konut raporu bile yazmayı unutmuşken daha önce hiç yazmadığım bu nitelikli işleri nasıl halledicektim. Aldı mı beni bi stress.. neyse ki süreç içerisinde hem denetmen hem de diğer eksper arkadaşlarla tanıştıkça bu zorlu sıkıntılı süreçleri atlattım. Şu an çok memnun ve mutluyum işimden. Diğer taraftan istediğim zaman oyunculuk işlerini de yapabilmek bu işin çok büyük bir artısı bence. Yoğun geçen yaz sezonu sonrasında kredi faiz oranlarının da yükselmesiyle neyse ki çılgınca akan işler yavaşladı ve biz de rahat bir nefes aldık. Merkez rahatlayınca da bu kez Şile işlerine gitmeye başladık. Şile işleri bize tatil gibi geliyor. Hem geziyoruz, hem deniz ve orman havası alıyoruz. Sabah gidersek kahvaltı, öğleden sonra gidersek balık yiyip dönüyoruz. Seviyoruz yani bu hayatı.

Bu arada Üsküdar’dan geçici bir süreliğine Şişli merkeze taşındım. Burası İstanbul’da 1 yıl içinde yaşadığım 5. Ev oluyor. Ne de çok ev değiştiriyorum. Seviyorum değişikliği napayım. Enerjimi yenilemenin bir diğer yolu da bu bence. Buralarda yaşamak da ayrı bir tat. Bomonti’si, Nişantaşı’sı, Maçkası.. Beşiktaş’ı, Sarıyer’i Kilyos’u.. Buralarda da geziyoruz kısacası. Akşamları arka tarafta Şişli Belediyesi’nin karşısındaki parkta basket oynuyoruz kuzenle. Güzel spor oluyor bize. Evde de barfiks çekiyoruz, kolları sırtı omuzu kanatları büyütüyoruz. Avuçlarımızın içi patlasa da sonuç fevkaladenin fevkinde. Postür iyi duruyor yani.

Yakında tekrar Anadolu yakasına taşınıcam. Kısmetse ev almayı düşünüyorum. Arabayı satıp daha pahalı bir ev alamayı düşünüyordum ama şimdi arabayı satınca yenisi almak da epey güç olacağı için bundan vaz geçtim. Hem bi ev bi arabaya beraber sahip olmak daha bi güzel duruyor değil mi? Şirket arabası olsa da, kendi arabamın her zaman evinin önünde durması ayrı bir güven veriyor insana. İşe, şirkete belli olmaz sonuçta, Türkiye’de özel sektör piyasası çok dalgalı en nihayetinde.

Bundan sonraki süreçte ise daha fazla sanatsal ve edebi işlerle uğraşabileceğimi düşünüyorum, bu da beni ayrıca mutlu ediyor. Şu an bu yazıyı yazabilmek bile çok güzel bir duygu benim için. Artık daha sık yazma, daha fazla kitap okuma, daha çok şiir seslendirme, daha daha oynama, fikir yaratma ve icra etmek sürecine girdim. Başarıyı elde etmek çok tatmin edici bir duygu. Ruhum şenleniyor, demleniyorum, tazeleniyorum resmen. Benjamin Button gibi her geçen yıl daha da gençleşiyorum.

 

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Her Şeye Karşı



bişeyleri seviyosan,
onun yanında değil karşısında olmalısın
onun tüm güzelliklerini görmek istiyosan
ona karşısından bakmalısın..

çıktım Fethi Paşa'ya
seyreyledim boğaziçini

gördüm yine köprüyü, Ortaköyü
sonra gitti hayatın kılı yünü tüyü..

sola döndüm, çektim kafayı
gördüm Galata'yı Ayasofya'yı..

Kızkulesi ayağımın dibinde
gönlüm karşının derdinde

daha ne isterim İstanbul'dan?
sevgisi benden, sevgilisi karşıdan.

ulaş tuzak

4 Temmuz 2020 Cumartesi

EMİN ADIMLARLA - özgüven patlaması

Son yazımı yazalı 1 ay olmuş neredeyse. Pandemi süreci devam ediyor hala. sakarya'da yine havai fişak fabrikası patlamış. kafamın içinde klein şarkıları çalıyor. ay dolmadan bir gün önceki haliyle odamın penceresinden bana caka satıyor. yılın en sevdiğim ayındayız. ama akdeniz'de değilim, en sevdiğim yerde, istanbul'dayım. en sevdiğim diğer şey nerede peki? meçhul..
ben aslında bütün düşlerimin peşinde koşturuyor görünürken belki de meçhulü arıyorumdur. hay ben bu şahsiyeti evvelin efkarını sikeyim.. sureti silüeti başka arzularımın perdesi gölgesi olma artık. lütfen yıkıl karşımdan, çek epifizimden göz bebeklerini.. ay hala parlıyor, yaklaşık 3000 km yol almış ben bu iki satırı yazana dek. ne kadar hızlı ve bize ne kadar yavaş, ey izafiyet..! senin de ananı avradını..
cıp tıs dıs da çıtıdısssss mıtıdısss.. haydiiii paşaaaaaa... istanbul'dan gelenler, pardon; Bodrum'dan gelenler dicektim.. bu yıl yaz partilerimizi istanbul'da yapıyok ne gerek var taa horallara gitmeye.. ben zati her neyse.. kopmalara devam mevam.. eğlenme işesi..mişesi..
devam ediyor ya hayat mayat, dertsiz tasasız masasız..
oh ne güzel valla ha, buldum ben havamı mavamı..
kop kop mop mop..
hop hop..
falan filan, fıstık mıstık, arabaya kıstık mı?
ne diyorduk ya, unuttum valla koptu muhabbet bi ara mi ara..
neyse çok da önemli değilmiş anlaşılan, hahahah..
şimdi bunu okuyan bikaç kişi dicek ki ne içti bu adam?
valla bişey içmedim, iki fırt duman muman..
duman dedikse tütün lan.
eeee annat bakam..
şindi ben yaklaşık 3 haftadır ekspertizlik yapıyorum. hani değerleme uzmanıydım ya ben, anlatmıştım, bilen bilir, okuyan zaten bilir. hah o meseleye geri döndüm ben oyunculuk işeleri biraz ucuzlayınca. amma velakin bırakmış değilim tabi, hala devamlı bir dizim var. reklamlar da yakında canlanıcak tekrar ama ben hep içimde sinema filmi barındırıyorum, biliyorsunuz. o gün geldiğinde, çok farklı çok bambaşka şeyler olucak bakın şimdiden buraya yazıyorum. ben artık eski ben olmayıcam. üst versiyona terfi etmiş olucam, bir üst sürüm, ulastuzak.v.02 beta gibi bişey..
aman ya yaşıyoruz işte be güzel güzel..
bugün hemen şimdi en mükemmel beni yaratıyoruz
hemen şimdi en muhteşem en harika beni yarattık ve en müthiş beni izliyoruz şimdi. bugün hemen şimdi en muhteşem beni okuyoruz, en harika ben karşınızdayım. en iyisi olana kadar kendi mükemmelliğimle karşınızdayım. ben bugüğn şimdi tam şu anda çok muyluyum çok huzurluyum çok sağlıklıyım işte ben hemen şimdi çok zenginim tam şu anda çok güçlüyüm çok başarılıyım hemen şimdi çok yetenekliyim ve şimdi tam şu anda çok şanslıyım ve ben hemen şimdi tam şu anda çok yaratıcı zeki ve dahiyim. çok yakışıklı çok çekici çok etkileyiciyim. çok keyif alıyorum hayattan çok eğleniyorum hayat bana güzel hatta hayat bana çok güzel hatta hatta hayat hakkaten çok fazla güzel ve ve hatta hatta hatta hayat çok abartı güzel yani ve hatta daha da güzel yani o kadar güzel ki daha bundan başka ne kadar güzel olabilir ne kadar daha abartabilir dedim sonra bi daha güzelleşti..
aşka ve paraya sahibim, onları çok seviyorum, onlar da beni çok seviyor. aşk ve para bana her yerden kolaylıkla geliyor. para bana her yerden oluk oluk akıyor. aşk bana her yerden kendiliğinden geliyor. şan şöhret beni kolaylıkla her yerde buluyor. şöhreti de çok seviyorum. ben çok zengin çok başarılı çok şanslı çok güçlü bir insanım. ben bir fenomenim.

5 Haziran 2020 Cuma

Korona Günleri


Artık yeni yazı yazma vaktinin geldiğini düşünüyorum. Yaklaşık iki buçuk aydır baya bi şeyler birikti hayata dair. En son doğum günümden sonraki gün dizi setinden sonra İstanbul’dan blabla uygulamasından tanıştığım 3 kişi ile beraber Bodrum istikametine doğru yola çıktım. Mecidiyeköy’den çıkıp Capitol’ün önünde hepsini aldım. Çok güzel bir yolculuk yaptık. İki arkadaşı Bornova’da indirip, aynı yerde bi çifti aldım yola devam ettim. Çifti söke’de bıraktım ve son arkadaşla Bodrum’a kadar devam ettik.
Ailemi özlemişim, bodrumun sakinliğini, müstakil yaşamı, doğal hayatı, bahçemizi, organik bitkilerimizi, ormanın yeşilini, denizin iyotlu turkuazını falan.. annemin mis gibi yemeklerini yedikten sonra tertemiz bir uyku çekmişim. Ertesi sabah komşunun kümesinden aldığımız yumurtalar ve kendi yaptığımız peynirler ile muazzam lezzetli bir kahvaltı yaptım. Sonra sahile çıkıp bir yürüyüş. Sonraki günlerde orman yürüyüşlerim de sıklaşıcaktı. Annemle babamı alıp yalıçiftlik turu yaptık. Tabi her kavşakta jandarmalar ateş kontrolü yapıyorlardı. Bu bölgede çok abes geliyordu böyle kontroller, neyse herkes görevini yapıyor sonuçta diyerek gezmeye devam ediyorduk.
Günler ilerledikçe can sıkıntımı gidermek için kuzenim enişte ve çocuklarıyla vakit geçirmeye başladım. Klasikleşen 101 maçlarımız iddaalı hale gelmişti. Büyük bir hırsla oynuyor, eğleniyorduk. Sonra bi kız arkadaşla tanıştım. Son bir buçuk ayımı onunla geçirdim. Beraber yemek yapıyor, film izliyor ve sevişiyorduk. Karantina günlerinde daha başka ne yapılabilirdi ki? Hiç haber izlemiyor, gündemi takip etmiyorduk. Kendimize kozmik bir yaşam tasarlamıştık, onu yaşıyorduk sadece. Arada eve gidiyor aileme görünüyor, onların ihtiyaçlarını karşılıyordum. Sonra tekrar hatunun yolunu tutuyordum. Hiç bitmeyecek bir döngünün içine saplandığımı düşündüğüm olmuştu. Bu günler hiç geçmeyecek mi acaba?
Her seferinde kendimi, ne güzel yaşıyorsun işte, keyfine bak.. gibi iç seslerimle avutuyordum. Bi gün Akyaka, bigün Marmaris bi gün Muğla’nın şirin güzel köyleri şeklinde gezip takılıyorduk. Nasıl olsa burada yasaklar kalkmıştı. İstediğimiz gibi dışarıda olabiliyorduk. Akşamları yine pratik yemekler yapıp film izlemeye devam ediyorduk.
Babam telefon etti, annen çok hasta çabuk eve gel hastaneye götür bizi. Hadi, hiç dışarı çıkmayan hatta her şeyi abartısıyla yıkayıp paklayan kadın nasıl olur da korona olur? Alelacele eve gittim, yataktan kaldırdığım annemi apar topar hastaneye götürdüm. Tahmin ettiğim gibi rahatsızlığı başka sebeplerden çıktı. Enginar dokunmuş, klasik besin zehirlenmesi gibi bişey..
Bahçemiz çok güzel olmuştu. Salatalıklar ilk mahsüllerini vermeye başladı. Kütür kütür yemesi çok zevkli. Mis gibi kokan domatesler, yumuşacık çıtır biberler.. marulu rokası soğanı sarımsağı hepsini koparıp yemek, hatta yine zeytinyağı ile salatasını yapmak muazzam lezzetli.
Üzümler,  sarmaşık ve begonviller evin terasına kadar çıkmışlar. Onlar için çardak yapmaya karar verdik. Bir hafta uğraşıdan sonra onu da hallettik. Altına da bahçedeki onlarca saksı çiçeğini altına dekore edip güzel bir yaşam alanı daha oluşturduk. Nihayet bizim de deniz manzaralı bir çardağımız olmuş oldu.
Bahçemiz o kadar verimli ki, toprağa ne atsan çıkıyor. Geçen senelerden yiyip çekirdeğini rastgele fırlattığımız erik, kayısı, şeftali, yeni dünya ağaçları boy boy olmuşlar. Limon portakal ve mandalina zaten vardı. Böylece meyve bahçesi de kendiliğinden oluşmuş oldu. Ayrıca Nar, Zeytin ve çağla da mevcut. Hatta, tozlaşmadan dolayı birer metrelik palmiyeler bile çıkmışlar.
Başka bir komşumuz da balıkçı. Zıpkınla balık avlıyor ama oldukça profesyonel, bi gidişte 3-4 kilo toplayıp geliyor. Biz ona limon veriyoruz o da bize balık veriyor. Burada para geçmiyor, takas yöntemiyle alış veriş yapıyoruz.
Mumcular da karaova bölgesinde profesyonel şarap yapan bi abi var. 4 sene önce ben de yapmıştım. Ama o bu işi uzun yıllardan beri yapıyor. Bi trafik kazası sonucu tekerlekli sandalye ile yaşıyor. Bu olaydan sonra kendisini şarapçılığa vermiş. Evinin bahçesine bağ kurmuş ve mahzen inşa etmiş. Hatta, şarap kafe bile yapıp ziyaretçilere açmış. Oldukça yoğun yabancı turist müşterileri var. Şaraplarına patent ve marka bile almış. GAROVA şarapları.. babamla oraya şarap almaya gidiyoruz. Her seferde bir koli alıyoruz, biraz muhabbet sonra sen sağ ben selamet.
Eve gelip bahçedeki taş ocakta balıkları mangala atıyoruz, bahçedeki sebzelerle süper bir salata, yanına da muhteşem Garova şaraplarını açıyoruz, değme keyfimize sonra.
İşte böyle böyle 31 Mayıs’a kadar geldim. 1 Haziran’daki dizi setim için yola çıktım. Tam 8 il geçtim. Muğla-Aydın-İzmir-Balıkesir-Bursa-Yalova-Kocaeli-İstanbul. 750 km. yolu aştım da İstanbul’a geri döndüm.  Her il giriş çıkışlarında trafik polisleriyle muhatap oluşum da ayrı bir komediydi. İzin belgesi soruyorlar, ben de onlara Hes Uygulamasından aldığım kodu gösteriyorum. Kimisi geç diyo, kimisi o geçmiyor evrak yok mu diyor, kimisine ben öğretiyorum. Yani ülkenin polisi bile olaya tam hakim değil. Zorlaya zorlaya bütün polis noktalarından bi şekilde geçtim. İstanbul’a ulaştım nihayet.
Ertesi gün setteyim, ses-ışık-kamera hazır, kayıııııt-oyun..

13 Mart 2020 Cuma

Tek Başıma Yürüyorum Ben Bu Yollarda


Artık 4. Leventten Mecidiyeköy’e yürümüyorum çünkü Mecidiyeköy’e taşındım. Hinterlandım değişti ve yeni rotalarım artık Mecidiyeköy-Taksim, Mecidiyeköy-Beşiktaş oldu. Bazen Harbiye üzerinden Taksim’e, bazen de Fulya üzerinden Beşiktaş’a yürüyorum. İki istikamet de oldukça keyifli. İkisi de yaklaşık yarım saat sürüyor. Bu arada Taksim-Beşiktaş arası mesafe de yaklaşık 20 dakika sürüyor Gümüşsuyu üzerinden. Böylece Mecidiyeköy-Taksim-Beşiktaş üçgeninde yeni bir yaşam alanı kurmuş oldum. Yine de en favori yolum her zaman olduğu gibi Beşiktaş-Ortaköy-Bebek hattı. Tabi bu hat en az 1 saat sürdüğü için her zaman yapılamıyor. Yine de spor amaçlı bikaçgün de bir tekrar etmekte fayda var. Hem deniz kenarı mis gibi iyot havası, hem sahildeki insanların pozitif enerjisi, balık tutanlar, onları bekleyen kediler, köpek gezdiren insanlar, yavaş tempo koşanlar, el ele gezen sevgililer, martıyla (scooter) yanınızdan vızır vızır geçen gençler. Kuruçeşme parkı bence muazzam bir açıkhava aerobik merkezi.
Bu kadar çok yürüyünce bir takım hesaplar da yapıyor insan doğal olarak. Bununla birlikte analiz sonuçları ve yorumlar da ortaya çıkıyor. Mesela ben ortalama saatte 5.5 km/s hızla yürüyorum. Hadi düz hesap 5 km/s olsun. 1 saat 60 dk. olduğuna göre ve 5’e bölersek, 1 km’yi 12 dakikada yürüdüğümü buluyorum. Ben ortalama 10 dk. da yürüyorum 1 km’yi. Bu da demek oluyor ki, dakikada 100 metre yol yapıyorum. Bu benim en tempolu halim. Tempoyu düşürüp biraz rölantide gidersem ki ben buna kordon boyu yürüyüşü diyorum o zaman saatte 4 km/s ye kadar yavaşlıyorum. Bu da 1 km’yi 15 dk. da gitmeme, 100 metreyi 1.5 dakikada yürümeme neden oluyor. Yani ortalama olarak 100 metreyi 1 ila 1.5 dakika aralığında yürüyorum. Tam ortalama alırsak da 75 saniye diyebilirim. Ve ben bu ortalamayla 100 metre dünya rekorundan 8 kat daha yavaş bi şekilde yürüdüğümü buluyorum. Her neyse bu gereksiz bir bilgiydi ama benim düşünce algoritmam bunları es geçmiyor maalesef.
Şu ana kadar telefonumun ölçmüş olduğu gün içerisinde en fazla 33 bin küsür adım atmışım. Bu da demek oluyor ki yaklaşık 23.5 km. Daha önceleri belki daha fazla yürümüş ya da koşmuş olabilirim ama teknoloji çağında ölçmüş olduğum en uzun mesafe şimdilik budur. Daha iyisini yapana kadar en iyisi bu.
Boş zamanlarımı bu şekilde değerlendirmek beni ekstra spor yapmaktan da kurtarıyor açıkçası. Ben spor salonlarında kapalı alanda boğucu bir müzik ve spotların altında, üstüne bir sürü hem cinsin de tıkışmış olduğu bir mekanda spor yapmayı tercih etmem. Böyle bir ortam çok sıkıcı, sevimsiz, olumsuz enerjinin kol gezdiği bi yer benim için. Terleyerek spor yapmayı da tercih etmiyorum zaten. Spor yapmak da bir hobi bir keyif işi benim için, eğlenmeliyim, zevk almalıyım. Aksi halde mecburiyet girdiği zaman işin içine, stres seviyesi artıyor ve zorlanmalar başlıyor. Bu şekilde faydadan çok zararı oluyor sporun. Stresli bir kas yığını yerine stressiz fit bir body’i tercih ediyorum. Dediğim gibi, bir sahilde ya da ormanda yaptığım yürüyüş, hem temiz hava, hem doğanın frekansına yaklaşma, hem zihnimi silkeleme açısından mükemmel bir aktivite. Aynı zamanda tahmin edemeyeceğim kadar da yağ yakıyorum. Göbeğimin ve çevresindeki bütün yağları eriyip gitti. Yüzümden de anlaşılacağı gibi vücudumun her yeri sıkılaştı. Şu an vücudumun yağ oranı %12’nin altında ve muhteşem bir seviye. Boyum 1.80 ve kilom 73 civarında. Bol protein, sebze meyve ve kuruyemiş tüketiyorum. Çok sağlıklı bir bünyeye sahibim.
Bu aralar korona virüsünden dolayı herkes İstanbul’u terk ediyor. Okullar tatil oldu, öğrenciler memleketlerine dönüyor. İnsanlar işlerinden izin alıp Anadolu’ya kaçıyor. Birkaç gün sonra şu reklam ve set işlerim bitince ben de Ege’ye kaçıcam. Baharın gelişiyle beraber doğa rehabilitasyonu yapıp gelicem. İzmir’in dağlarında açan çiçeklerden bir buket sonra Çökertmeden çıktım da Halilim aman başım selamet. Alsancak’ta kordonda gün batarken çiğdem çitlemek, son dönemde moda oldu bi de üzerine bomba yemek.. Ertesi gün Urlada bi kahvaltı ne efsane olur, kahvaltıdan sonra da bi Alaçatı kaçamağı. Sonra Seferihisar üzerinden Kuşadası istikametine transit geçiş.. ve son durak Bodrum. Her sene olduğu gibi Mart sonu ya da Nisan başı deniz sezonunu açarım ben. Bu sene de o işi bi görüp geleyim üzerinize afiyet. Denizin iyotlu suyu ne de iyi gelir şimdi sinüslere, boğaza, bademciğe. Hele ciğerler bayram eder, bronşlar kendine gelir, tertermiz eylerler kendilerini pürü pak oluverirler hemen. Korona morona hak getire sonra. Çelik gibi bir vücuda işlemez hiçbir virüs.
Her şeyin şifresi doğal ve sağlıklı beslenme, güzel bir yaşam, stressiz bir hayat, mutlu geçen zamanların motivasyonu, sevgi, şefkat, huzur gibi duyguların tatmini, doğadaki aşkı keşfetme ve tatma. Yani her şey kendi elimizde, hayata karşı, sisteme karşı teslim olmamak. Elimizden gelen ne varsa, doğallık adına, sevgi adına, pozitif sinerjiyi yaratma adına ne varsa elimizden geleni ardımıza koymayalım lütfen.
Özetle: Yüksek Enerji + Doğru Frekans = Etkili Titreşim yaratır.
Etkili Titreşim dediğim şey ise başarıdır. Başarılı gördüğümüz her şey güzeldir ve güzel bulduğumuz her şey bizi mutlu eder. Mutluluklar üzerimize yağsın.
Bir başka yazıda görüşmek üzere hoşça kalın.

Ulaş TUZAK
@ulastuzak



14 Şubat 2020 Cuma

Kuantumize Aşkla Komedik Unsurlar


4.Leventten Mecidiyeköye yürümek benim için bir klişe haline geldi artık, günlük rutinim de diyebilirim. Çeliktepeden Gültepeye bol rampalı dikey slolom, sonra Gülbağdan Ortaklara kadar sarmal yokuşlu yatay slolom, yaklaşık 2 buçuk KM ve 3000 adım civarı ve benim standartımda bir hızla 30 dk. süreli bir yaya yolculuğu. Hazır İETT ulaşıma da zam yapınca “Her şey çok güzel oldu” bana fark eden bişey yok. Aksine, ben spor yapmaya devam ediyorum. Halkı spora teşvik edici bir belediyecilik anlayışı, herkes yürüsün arkadaş..
Ayrıca, Mecidiköyden Taksim de hemen hemen aynı mesafe ancak düz yol olduğu için daha kolay yürünebiliyor. Yalnız benim en sevdiğim 2 güzergah var; ilki Leventten Ulus Parkına yürümek ve sonunda o eşsiz boğaz manzarasını seyretmek, ikincisi de Beşiktaş’tan Bebek güzergahına yürümek ki burası en sevdiğim parkur yürümek için.
 Önce Çırağan caddesinden çınarların altından ve tarihi dokunun içinden resmi geçit töreni edasıyla geçerim. Sonra Ortaköye varıp kumpir ve waffle kokularının kokoş parfümerisiyle harmanlanıp burnumun direğinde sofistik bir melodi bıraktığı Haute Couture sosyetesinin kervanından geçerim. Boğaziçi köprüsünün devasa manzarasının altından geçip kuruçeşmeye varırım. Kuruçeşme parkında, su adaya karşı oturur hem biraz dinlenir, hem boğazı izlerim.  Ordan kalkıp, Arnavutköye doğru balık tutan ahali başlar, onların olta atışlarına takılmamak için Ocean’s Eleven filmindeki lazer ışınlarından geçmeye çalışan eleman gibi büyük bir titizlik içinde aralarından geçerim. Balıkçılar bitince Bebek parkına gelmiş olursunuz. Hatta ordan da inşirah yokuşundan Etilere çıkarım bazen, bazen de kulağında kulaklık ve eşofmanlarıyla yanımdan geçen hatunun peşine amansızca takılıp Emirgan Tarabya istikametine doğru akıp giderim, dermişim :) ) ) yok deve o kadar da yürünmez tabiki, ayaklarım su mu toplasın.. hatuna takılmaya yok deve dedim sandınız di mi J
Yürürken inanılmaz derece kendimle konuşuyorum, sanki yanımda biri varmış gibi. Arkamdan beni takip eden biri olsa beni şizofren sanır kesin. Yürüdükçe beynim açılıyor, yeni düşünceler, yeni fikirler, yeni duygular falan ve hepsini dillendirmek istiyorum, doğaya anlatıyorum, evrene gönderiyorum bu içimde oluşturduğu titreşimleri. Evet, titreşim demişken, her şeyin evrende her şeyin titreşimden ibaret olduğunu söylemiş miydim size?
Bize hep cansız varlıklar (nesneler, objeler) gördüğümüz dokunduğumuz her şeyin atomlardan ve canlıların da hücrelerden meydana geldiği öğretilmişti. Ancak Hücrelerin de Atomlardan oluştuğunu hiçbir derste anlatmadılar. Hücrenin en fazla organellerini inceledik ama onların da atomlardan oluştuğunu çok sonraları öğrendim ben mesela. Hatta kuantum sayesinde atomların da “quark”lardan meydana geldiğini duyduğumda oha falan olmuştum. Atomun çekirdeğindeki Nötron ve Protonları da parçalamış Cern’deki herifler. Hatta bununla da yetinmemişler kuarkları da parçalayıp onların da sicimlerden oluştuklarını görmüşler. Yani anlayacağınız tüm enerjiler bu ultra mikroskoplarla keşfedilebilen sicimlerin birbirine çarparak tireşim oluşturmasıyla başlıyor. Tanrım sana geliyorum J
Düşündüğüm şeyler bununla da sınırlı değil tabiki. Peki yüreğimizi titreten yüce AŞK da böyle bişey mi? Buna evet denilebilir bence. AŞK enerjisi dünyada hatta evrendeki en yüce en kutsal en etkili güçtür. Ben Aşk’ın Tanrı Olduğunu düşünenlerdenim. Ve biz de Tanrı’nın bu evrendeki kuantumize edilmiş birer parçalarıysak, biz de Aşk ile kendimizi gerçekleştiriyoruz demektir.
Şimdi şöyle bir yanılgı var insanlarda. Aşkı hep başka bir insanda, genellikle de karşı cinste birinde arıyoruz. Doğal olarak, insan zaten dengesiz tutarsız bir varlıktır ve bunu bile bile AŞK gibi, mucizevi bir öneme sahip olan bu kutsal değeri, evrene göre daha basit bir kavramda bulmaya çalışmak, Aşka dair her şeyi ona yüklemek çok mantıksız değil mi? Bu yüzden zaten herkes bir türlü ulaşamıyor aşka. Çünkü onu bir insanda arıyorlar, insanda bulmaya çalışıyorlar. Oysa Aşk arayanın kendi içindedir. Hepimiz Aşk Enerjisiyle yaratıldık. Aşk biziz aslında, Tanrı’nın Aşkının birer parçasıyız hepimiz. Öyleyse bizde olan bir şeyi başkasında aramak ne büyük bir yanılgı.. Şöyle düşünün ki, evdeki yoğurdumuz bizim aşkımız olsun. Onu bitirip tüketip sonra mayayı başkasında aramaya çalışıyoruz yeni bir yoğurt yapmak için. Oysa tencerenin dibinde yarım çay bardağı kadar mayalık bıraksak, kimseyi aramayız öyle değil mi? Aslında bu bizim yüreğimizin dibinde zaten var, biz onu hissedemiyoruz. İşte o Evrenin, Tanrı’nın hazır bize hediye ettiği organik maya, AŞK mayası. Sevgimiz de sütümüz. Şimdi sütümüze bu mayayı katarsak, yani sevgimize aşkımızı katmış oluruz. Aşkla sevmek de böyle yoğurdun tutması gibi bir etki oluşturuyor işte. Şans eseri bu yoğurdu tutturabilen ona sahip çıksın ama biz napıyoruz? Hemen her şeyi çabucak değersizleştirdiğimiz gibi onu da sulandırıyoruz. E yoğurda su katarsan nolur? Ayran olur, bize de o yüzden hep ayran gönüllü diyorlar zaten. J
Ne demiş Fransız üstad Charles Baudelaire; Sarhoş olun! Şiirle, şarkıyla ya da şarapla.. ama bir şekilde sarhoş olun! Burada kastettiği sarhoşluk aşk sarhoşluğudur, o yüzden aslında söylemek istediği şudur: Aşık Olun! Şiirle, Sanatla ya da Erdemle Aşık Olun! Gidin bir insana Aşık olun dememiş, bizdeki bütün sufiler ve tasavvufçular gibi Tanrı’yı arayın, O’nun Aşkının peşinden gidin demiştir. Zira gerçek Aşk, gerçek sarhoşluk odur. O sarhoşluk, o vecd hali, o hoşluk, o keyif sonsuzdur. Yaratıcı güç, yaratıcı enerji odur. Moral motivasyon odur. Ve aslında o AŞK, aradığımız ve bulamadığımız her şey gibi, elimizi uzatsak dokunabileceğimiz kadar yakındır, gözümüzün önünde, burnumuzun dibindedir. Ve biz oraya bakmayı hiç akıl dahi edemeyiz, görmeyiz, görmek istemeyiz. İstemezsek bakmayız, bakmazsak da göremeyiz işte, öyle kısır bir döngüde bocalar dururuz. İşte AŞK tam da göğsünüzün içinde, orda duruyor, soğumuş olabilir, biraz körükleyin hissedeceksiniz. Siz o aşkın Tanrı’nın ordaki enerjisini, sıcaklığını hissetmeye başladığınız an hayata başka türlü bakmaya başlıcaksınız. Gördüklerinizi başka türlü algılamaya başlıcaksınız. Sanki başka bir boyuta geçmişsiniz gibi ki zira öyle, artık başka bir boyutta, diğer insanlardan çok üst bir frekanstasınız artık. İşte o zaman her şeyden zevk almaya başladığınızı farkediceksiniz. Bir insanı asıl o zaman gerçekten sevebileceksiniz, bir hayvanı, bir ağacı, bir deniz kenarını, havayı bulutları gökyüzünü yeryüzünü otları çiçekleri böcekleri ve doğanın yüzlerce belki de yüz binlerce tonunu keşfediceksiniz. Gördüklerinize, duyduklarınıza inanamayacaksınız. Hayaller ülkesi, rüyalar alemindeymişsiniz gibi gelicek hayat size, her gün gördüğünüz şeyleri farklı görmeye başlıcaksınız, algılarınız tamamen estetik zerafetlere göre yeniden dizayn edilmiş olucak. Güzelliğin bakan gözde olduğunu bir kez daha anlayacaksınız. Cennetin işte tam da olduğunuz yer ve o an olduğunu artık söylememe gerek bile yok sanırım. Tadını çıkarın..
Tüm bu anlattıklarıma rağmen benim cennetim hala bir sevgilinin şefkat dolu kucağında yatıp uyumaktır. O yüzden Herkesin Sevgililer Günü’nü tüm AŞK Enerjisiyle kutluyorum. Aşkın kutsal enerjisi üzerinize olsun. Hoşçakalın.. Aşkla kalın..
Ulas tuzak