SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

31 Ocak 2023 Salı

Şahmaran


Yılanlar mı daha korkunç?

Yoksa yalanlar mı daha iğrenç?

Bedenimi sokan eğreti bir yılan

Ama kanımı zehirleyen 

Sübhan bir yalan..

Dayan yüreğim 

Az kaldı dayan..

Katarakt bi kehanet bu 

Etrafını saran duman.

Karşımda duran sadece

Zavallı bir Şahmaran..


Ulaş Tuzak 


31 Aralık 2021 Cuma

İkibinyirmiiki 2022

 Aldı başını gidiyor seneler bu nasıl bi hız kardeşim yahu.. bu hıza ayak uydurmaya çalışırken atlıyoruz kaçırıyoruz bazı şeyleri.. ne yapıyoruz biz neredeyiz şuan? Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım??

2007den beri yazıyorum nasıl geçtiğini.. şimdi sıra geldi 2021 in nasıl geçtiğine.. 

İstanbul'dan çıkıp Bodrum yolunu tutmuştum yine. Kendimi rejenere edip güzel dileklerle döndüm İstanbul'a. Bir yandan ekspertiz işi yapıyor diğer yandan yine oyunculuk işleri kovalıyordum. Bir yandan da Nisan ortalarına kadar zoraki bir ilişki yürüttüm. Mayıs'ta yine 3 hafta bi kapanma olmuştu. Yine Bodrum'a gidip açılmıştım ben de tam tersine. Ordan dönüp geldiğimde bi Çanakkale macerası yaşadım ve İstanbul'da yeni bir ilişkiye başladım. Bütün yaz çok hızlı bir aşk hikayesi yaşamıştık. İzmir Bodrum bölgesinde ayak basmadık anı bırakmadık yer kalmamıştı. Sonra İstanbul'a dönünce hiç şaşmaz sıkıntılar boy göstermeye başladı. Birbirimize batmaya başladık sanırım. Hal böyle olunca ayrılık da kaçınılmaz oluyordu her seferinde olduğu gibi.. işten de sıkılmıştım, işi de bıraktım. Bir süre doğaya bıraktım kendimi. Ormanlarda yürüyüp boğazda balığa çıkmaya başladım. Oyunculuk için bir takım aksiyonlara giriştim. Doğaçlama tiyatro işinin hazırlıklarına başladık. Çok başarılı ve tanınan bi cast direktörünün atölyesine katıldım. 2022 için tükenen enerjimi tazeledim. Yeni yıla bomba gibi girmeye çok hazırım. Yeni iş yeni projeler yeni aşk ve yeni hayallerle yeni hikayeler yazacağız bu sene.. 

Takipte kalın hoşçakalın.. :))

18 Aralık 2021 Cumartesi

İstanbul Taraflarında

Yürüyorum ıslak kaldırımda 

İstanbul'un bir tarafında 

Bir tarafım deniz, bir tarafım sensiz 

Çığlıklar atıyorum 

İstanbul'un her tarafında 

Bir taraf boğaz, bir taraf avaz 

Yüzü geliyor aklıma her adımımda 

Issız sokakların kenarlarında 

Bir tarif istiyorum sokak kedisinden 

En grisinden.. 

Takip ediyorum, kaybediyorum 

İstanbul'un zor tarafında kayboluyorum 

İçmek geliyor nedense yol alıyorum 

İstanbul'un bar tarafında parlatıyorum 

Kısık üşümüş bir ses çınlıyor, kalkıyorum 

İstanbul'un mor tarafında saklanıyorum 

Sabahlıyorum, ayrılıyorum 

İstanbul'un diğer tarafında 

Yeni bir hayata başlıyorum.















1 Ocak 2021 Cuma

ikibinyirmibir 2021

2020'nin ilk ayları yeni proje planları ve arayışları ile geçiyordu, programdan çıkmış, dizi ve reklam işleri almaya başlıyordum, bi kez daha taşındım, artık mecidiyeköy'deydim, daha 2 hafta olmuştu ki, hatta tiyatro işlerine de tekrar hazırlık yapıyordum ki, 2-3 günde bir dizide çalışıyordum ki, pandemi belası geldi çattı. istanbul'a giriş çıkış yasağı gelmeden 1 gün önce ailemin ısrarına dayanamayarak, şu an iyi ki diyorum, bodruma gittim. yaklaşık 2,5 ay orman, deniz vs gezdim durdum. sokağa çıkma yasağını hiç hissetmedim. mayıs sonu gibi telefon çaldı, bir dizi işi için istanbula döndüm, o hikayeyi de biliyosunuz zaten, ondan sonrasını da yazdım, sonrasını da biliyorsunuz hatta, ondan sonraki ikişer aylık dönemleri de yazdım, okuyanlar biliyor ve şu an geldiğim nokta, dijital olarak oyunculuk işleri kovalayan, geçimini gayrimenkul eksperliği ile sağlayan, istanbul'da bir evi bir arabası olan, rahat, huzurlu, sağlıklı, mutlu, güçlü, başarılı, şanslı, keyifli bir halde yaşayan orta yaşa gelmiş bir adamım. görünürde yirmilerin sonlarına doğru, enerjisel olarak yirmilerin ortaları, coşkusal olarak yirmilerin başları, ruh olarak da teenage yaşlarda hisseden biriyim. aklımın duygularımın ve karakterimin birbiriyle kesişim noktasındayım. hayatımın ağırlık merkezindeyim. oldum mu artık demeliyim? onu hala bilemiyorum ama yenebilir kıvamdayım diyebilirim şüphesiz.
şimdi gelelim yeni yılımıza, 3 gün tatil ve 4 gün yasak olmasından dolayı istanbul'dan basıp bodruma geldim. değişikliğin olumlu enerjisini yaşıyorum. yeni yıldan çok ümitliyim, her şeyin olumlu olacağını düşünüyorum. güzel düşündükçe daha da güzelleşiyor her şey gözümde, algılarım güzelliklerle şekilleniyor. sanat görüyorum, sanatsallaşıyorum, sanatı yaşıyorum. işlerimi sanat rotasında tekrardan şekillendiriyorum. dijital piyasaya ayak uydurmak için yeni projeler, yeni aksiyonlar içerisinde bulunmaktayım. bu dijital denize bi olta sallamaktayım, belki bikaç balık da biz tutarız belli mi olur..
değişen dünya düzenini artık somut olarak göreceğimiz, yaşayacağımız hatta dijital çağ olarak bir çağ değişimini kesin çizgilerle ayıracak bir yıla giriyoruz, hatta girdik bile. bi de şu pandemi yasak vs muhabbetlerinden kurtulursak, değmeyin keyfimize. çok tatlı hayallerim var, onları bu sene gerçekleştiriyorum. kendi gerçekliğimi yaşamaya başladım. izleyenler görüyordur değişimi mutlaka. inanın ben bana söylenenlerin belki yarısının bile farkında olamıyorum bazen, ama hepsi de olumlu yorumlar. bu çok güzel bir duygu, başarıyorum demekki, başarılıyım demekki.. gerçekten neredeyse megaloman sanıcam kendimi.. o derecedeyim şu anda. neyseki ayaklarım yere iyi basıyor, güzel eleştiriler karşısında uçmayacak yaştayım. biliyorum bunların itici gücünü çok iyi kullanıcam, çok daha fazla şeyler başarıcam. şu an yapacağım aklımdakileri anlatmakla bitmez. ikibinyirmibir biter, benim enerjim coşkum bitmez. ikibinyirmiiki yazımda bunun kanıtı olacak zaten. o halde siz en iyisi beni tüm sosyal mecralardan takip edin. bu yükselişe birlikte şahit olalım. seneye görüşmek üzere esen kalın, hoşça kalın, dostça kalın..

18 Aralık 2020 Cuma

Gece Gece

 

Geceyi dinliyorum, bir de yağmurun sesini.. kışın ortasında kuş cıvıltıları.. ıslak zeminde ıssızlıği bozan bir araba geçiyor sonra ve ağacın dallarından yere düşen damlaların patırtısını duyuyorum, kalkıyorum yataktan yine uyuyamadım.. Bir buçuk saattir askeri eğitimde gibiyim, sağa dön, sola dön, tanrım bu yataklara durgunluk veren geceler ne zaman bitecek! ıssızlığa biri ıslık çalıyorum, gece gece şeytanları toplayayım bari diyorum başıma üşüşsünler.. onlar da yoklar, onlara da mı sokağa çıkma yasağı var acaba?  peşinden koşarak geldiğim tatlı hayallerimin eşiğindeyim şu an.. belki bu bir doğum sancısı çektiğim, sabahı müjdeleyen hızır'ın beşiğindeyim.. sabahın beşindeyim.. tutunduğum bir dal oyuncak var elimde yalnız, neyse ki adı tükenmez kalem ve iki satır yazabileceğim bir kağıt var yanında tüketeyim diye, o da sararıp solmuş yazık, dijitalleşen dünyada belki de son ajanda 5 sene öncesine ait.. dert ortağım oldu gecenin bu saatinde bana, aferin ona..yarın o da dijital medya da yerini alıcak nasıl olsa.. (Şiir Instagramda..)

13 Aralık 2020 Pazar

U-MUTLU

Ekim ve Kasım aylarını yine boş geçtim, yazamadım. aslında yazmak istedim ama her seferinde klavyenin başına oturup ilk satırları yazıp yazıp sildim. nedendir bilinmez, sanki kendimi ifşa ediyormuşum duygusuna kapılıyorum. boş ver ya diyorum, kime neyi anlatmaya çalışıyorsun ki.. sanki insanların tek derdi benmişim gibi kendikendime gelin güvey oluyorum.. sonra yaz ya diyorum, yaz ya! tarihin tozlu sayfalarına bir anı daha bırak kalsın, belki bir gün gelir okunur diye, seni tanıyan bir kaç kişi tarafından. belki eski bi dost, ya da bi eski sevgili, arama motoruna ismini yazar ve bu yazı çıkar karşısına.. hahhh.. sanki insanlar eskisi gibi yazı okuyormuşçasına yaz ya.. vallahi de yaz, billahi de yaz. çünkü sen yazınca güzelsin, yazınca kendinsin, yazarak ifade edebiliyorsun en güzel şekilde kendini.. kimse okumasa da yaz dostum, yaz, yine yine yaz, gene gene yaz, okumayanlara inat yaz.. duymayanlara inat, görmeyenlere inat.. dijitalleşen dünyaya inat yaz..
dijitalleşen demişken, sahi ne oldu bu dijital meseleler? artık okumuyor insanlar, birbirlerini de dinlemiyorlar, sadece izliyorlar bir ilüzyonu izler gibi, sanki hipnotize olmuşlar gibi, birer zombi gibi onlara sunulan yapay zeka algoritmalarını izliyorlar sadece.. dijital platformlada yaşıyorar, tamamen sanal, tamamen duygusuzca.. ve yalnızlıklarından da bolca şikayet etmeye devam ederek.. dijitalden izliyorlar hayatı, dijitalden yaşıyorlar hayat sandıkları simlasyonu.. gerçekler dışarıda, bunu dünyayı yönetenler çok iyi biliyordu.. herkesi eve kapattılar bir virüs dalgası çıkartıp, evden çalıştırdılar, evden sattılar insanlara ürünlerini, hizmetlerini.. onlar daha da zenginleşti, daha da güçlendi. insanlık sadece gizli güçlerin yönetiminde, onların yarattığı dünya düzeninde yaşamaya mecbur, esir bırakıldı.
aşk lazım aşk, gerçek özgürlük orada.. ama o da dijitalleşti her şey gibi.. dijital aşklar da yapay zeka algoritmaları kararına göre belirleniyor.. sen değil program seçiyor aslında kimi sevmen gerektiğini.. reva mı bu? 
şarkılardaydı aşk.. şarkılar dışarıdaydı, gerçekti, rasyoneldi.. renkler sıcaktı, yumuşak içimli kahve tadındaydı romantizm.. şimdi şarkılar da dijitalleşti.. duyguyu tattığımız tek yer de mekanikleşti, iyice hissizleştirildik. o tatlı duyguların yoksunluğunu çekiyoruz biz son bilenler, onu son tadanlar.. yeni neslin öyle bir şeye ihitiyacı yok, çünkü bilmiyorlar böyle bi şeyin varlığını. onlar tamamen mekanik, tamamen dijital bir algoritma ile büyüdüler. onlar hiç bir şeyi keşfetmek için düşünmediler, onlar adına hep bir program karar verdi, onla sadece uyguladı, hazıra kondular. düşünmediler, düşünmüyorlar ve bundan sonra da asla düşünmeyecekler. çünkü zaten düşünmeleri de istenmiyordu. itaat eden ve verileni sorgusuzca kabul eden bir toplum yaratmaya çalışmışlardı. başardılar.. meyvelerini topluyorlar şimdi.
peki ya biz, benim gibi düşünenler, bazı şeylerin farkında olanlar, ne yapıcaz biz? böyle bir ortamda nasıl birbirimizi bulucaz, nasıl konuşucaz, nasıl çare olucaz dertlerimize, nasıl çözüm bulucaz en azından kendi varlığımızı korumak için, en azından yaşamaya dair bir şeylerin var olduğunu bir birimize kanıtlamak için, birbirimize tutunmak için ne yapıcaz? bizi birbirimizden de ayırdılar.. bir araya gelemiyoruz, tesadüfleri de ortadan kaldırdılar, işlerini hiç şansa da bırakmadılar kusursuz planlamışlar her şeyi, bir bilgisayar programının bütün olasıkları hesapladığı bariz aşikar.. hiç mi hiç şansımız yok beyler bayanlar???
 bence her zaman bir umut var..
 sizi temin ederim bunu size kanıtlıyıcam.. öyle veya böyle yine biz iyi insanlar kazanacak. yok öyle artık güzel atlara binip ardına bile bakmadan usulca gitmek.. bundan sonra atı alan üsküdarı geçmeyecek.. kuzguncukta tatlı bir çay kahve muhabbetleri ile devam edicez yarıda kalan güzel hayatımıza..