SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA
ulastuzak

22 Aralık 2009 Salı

hayatı otomatiğe bağlamak..

aklıma gelen ilk şeyi yazıyorum bu gece.. belki de kırılmış bir kalple içi buruk bir şekilde ağlıyorum bir başıma kendikendime.. canım sıkılıyor, o da takılıyor kendi halinde ama ne istediğini gizliyor benden..
bir başıma kalınca geceleri, işitiyorum var olmanın acı verici sesini.. sıkıntılar gün yüzüne çıkarak beynimi tırmalıyor ve uyutmuyor yaramaz düşünceler yine..
uyuyamadığım her an dürtülerin sinsice beynimi okladığını hissediyorum.. kanımdaki delilik yayılıyor tüm vücuduma atar damarlarımla, fakat ani bir ürpertiyle çekiliyor toplar damarlarımla bütün cesaretim..
bütün hislerimin bir düş olarak kalması, gerçek hayatı anlamsızlaştırıyor.. beyninde canlanan resimler ne yazık ki fotomontajdan ibaretler..
hergece, yarını düşleyerek uyuyorum.. ama bitürlü yarın, düşlediğim gibi olmuyor ve her yeni gün düşlerimle gerçek arasındaki hata payını çözmekle geçiriyorum.. rahatça yaşamak için artık yarına plan yapmak istemiyorum..
her yapılan plan beraberinde umutlarıda getiriyor.. ve umutlar yok olduğunda hiçbirşey eskisi kadar güzel olmuyor.. umutların sönmesi riskini almamak için umut etmemek gerektiğini öğrendim.. her günü kurtarmak için yaşa ki, bugünden sonraki dünler ve yarınlar kurtarılmış olsunlar otomatik olarak..

ulaş tuzak

20 Aralık 2009 Pazar

Buz Gibi

buz gibiyim şimdi
üstelik kış ayında
birden yağmur yağıyor
içim sıkılıyor yine
gece oluyor buhranlanıyorum
beynimdeki sanrılar uyutmuyor yine
buz gibiyim şimdi
üşüyorum geceleri
üstümde ince bir örtü
yanımda ezik bir yastık
altımda sertçe yatak batıyor
bir sağa, bir sola dönmekten
heryanım ağrıyor
hiddet ve de metanet birarada
şarkı söylüyor kulaklarımda
titriyor içim hala
gözlerimde hafif bir buğulanma
göz kapaklarım yavaşça kapanmakta
sarılıyorum yastığıma
sesizce iç çekerek
buz gibi dalıyorum rüyalarıma..

Ulaş Tuzak

18 Kasım 2009 Çarşamba

orta şekerli aşk

varlığın can sıkıyor
yokluğun acıtıyor
yok mu bunun ortası
yok mu sevgilim?

ulaş tuzak

8 Kasım 2009 Pazar

sakin limanım'a



uzun zamandır ilk kez deniyorum yazmayı
sana olan sevgim artırdı inancımı..
belki başlarda yanlış düşündüm
ama şimdi eminim ki o düşünceden döndüm..

tanımadan sevmek inan çok saçma
ama anlıyor insan tanıdıktan sonra..
ne kadar düşünsen gelmez aklına
ama görünce işler değişiyor biranda..

yorgundum, huysuzdum belki hala öyleyim
ama bilmeni isterim ki şu an seninleyim..
neden böyle oldu bilmem anlamadım
bilseydim zaten mutlu olmazdım..

sevgilim sen benim sakin limanımsın
hayatın azgın dalgalarından sığındığım
şu an huzur doluysam ki sayendedir bu
dalgalar alıp götürsede uzaklara birgün
dönüp demir atacağım yer sen olacaksın..

Ulaş Tuzak

30 Ekim 2009 Cuma

86 Yılda Ne Hale Geldik?

Yıl 1923 aylardan ekim ve günlerden 29.. bir sabah uyanıyoruz ve bağımsızlığımız elimizde.. Artık daha özgür ve huzurluyuz.. Sağol büyük insan Atatürk..
İlk yıllar ne güzeldi, herşey iyiye doğru giden hızlı bir ivmeyle başlamıştı. Devrimler birbiri ardına yapılıyordu ve halkımız gittikçe daha çok modernleşiyor ve zenginleşiyordu. Bir ara dünyanın en hızlı gelişen ülkesi ünvanını ele geçirmiştik taa ki Atamız aramızdan ayrılana kadar..
Ardından hızlı bir yavaşlama sürecine geçildi. Atatürk'ün gizli mektubu, yani vasiyetinde temenni ettiği mareşal Fevzi Çakmak başa geçemedi.
İsmet paşanın kıskançlıkları ve egoları bir yanda, diğer yanda sevrin kuyruk acısını çıkarmak isteyen itilaf devletleri ve bir tarafta da gericilerin anlamsız dünya görüşleri, bu süreci kaçınılmaz kılmıştı.. Daha sonraları Celal Bayar gibi isimlerle tekrardan bir hareketlenme yaşasakta ardından gelen hükümetler ile bir bir duraklama sürecine geçilmişti..
Siyasetteki çıkar çatışmaları; şeriat örgütlenmelerini, terör örgütlerinin oluşmasını ve avrupa-amerika ajanlarının bir bir ülkemize akın etmesini kolaylaştırmıştı. Siyasi rant elde etmek isteyenler, hertürlü sakıncalı kozu kullanmakta çekinmemiş, tereddüt dahi etmemişlerdir. Toplumun bilinçlenmesini sağlayacak ülkenin aydınları idam edilmiş, vatan haini sayılıp sürülmüş, hapsedilmiş, bir şekilde asimile edilip ortadan kaldırılmış ve susuturulmuştur. Bilimsel çalışmalara önem verilmemiş aksine dinsel çalışmalar hep ön planda tutulmuştur. Bu yüzden bütün önemli bilim adamlarımız hep yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştır. Aynı şekilde sanat ve edebiyata da önem verilmemiş, cumhuriyetin ilk dönemindeki sanatçıların ürettiği eserler günümüzde üretilememektedir.
Çünkü toplumun bilmesi engelleniyor, çünkü düşünmeyen beyinler, koyun gibi ne verilirse yiyen sürü insanlar olsun isteniyor, çünkü patronların işlerine, siyasi başkanların işlerine bunlar geliyor..
Bu danışıklı dövüşte kaybeden hep halk oluyor.. Ezilen, sömürülen, acı çeken..
86 yılda ne değişti? Sokağa çıkıp insanları bir gözleyin hele.. Herkesin yüzünde bir acı ve endişe var.. Kimse yarın ne olacak bilmiyor? Ülke garanti vermiyor halkına..
Evet 86 yıl önce özgürlüğümüzü elde ettik, özgür ve huzurluyduk.. Ya şimdi, hala öylemiyiz?

16 Ekim 2009 Cuma

beklentiler

beklentiler yıpratır bir aşkı önce
bitmeyen umutlar
dinmeyen ilgi
ve içime sinmeyen sevgi..

Ulaş Tuzak